Deniz kirlilik yükü ve müsilaj sorunu

Deniz kirlilik yükü ve müsilaj sorunu

Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut / Malatya Turgut Özal Üniversitesi star.com.tr'de Açık Görüş sayfasında'ki yazısın'da Deniz kirlilik yükü ve müsilaj sorunu ilgili yazısı.

A+A-

Ülkemizin bir süredir bütün imkânları ile temizleme faaliyetlerini devam ettirdiği müsilajın kalıcı bir çözümle yok edilebilmesi, Marmara Denizi'nin ekosisteminin yeniden sağlıklı bir işleyişe kavuşturulabilmesi ile mümkündür. Bu ise kısa ve orta vadede atıksu arıtma uygulamalarının yeniden düzenlenmesi ile gerçekleşebilecek gibi görünmektedir. Müsilaj esas olarak çeşitli proteinler, karbonhidratlar ve yağlardan oluşur. Hatta bazı bitkiler tarafından salgılanan müsilaj türlerinin marshmallow, öksürük şurubu ve zamk gibi maddelerin yapımında kullanıldığı da bilinmektedir.


deniz-kirlilik-yuku-ve-mu-766-2.jpg

Kelime dağarcığımıza yeni bir kavram eklendi: Müsilaj. Son günlerde Marmara Denizi'nde yaygın olarak görülmeye başlanan ve hepimizde "denizlerimizin ölmekte olduğuna ilişkin" büyük bir endişe uyandıran müsilaj, aslında denizlerin kendi iç dengesinin bir ürünü olup mevsimsel olarak görülen jelimsi bir maddedir. Deniz salyası, kay kay ve deniz sümüğü olarak da bilinmekte olup hemen hemen bütün bitkiler ile birçok mikroorganizma tarafından salgılanır.

Marshmallow yapımı

Esas olarak çeşitli proteinler, karbonhidratlar ve yağlardan oluşur. Hatta bazı bitkiler tarafından salgılanan müsilaj türlerinin marshmallow, öksürük şurubu ve zamk gibi maddelerin yapımında kullanıldığı da bilinmektedir. Yine ekolojik dengenin sağlıklı işleyişinde müsilajın dikkat çekici etkilerinin olduğu da çeşitli örnekler üzerinden kanıtlanmıştır.

18. yüzyıldan itibaren Akdeniz'de gözlemlenmeye başlanan ve Adriyatik Denizi'nin önemli bir sorunu olan müsilajın 2000'li yılların başlarından sonra Marmara Denizi'nde bilim adamlarının dikkatini çekmeye başladığını söyleyelim. Denizel ortamın doğal bir tepkisi olarak ortaya çıkan müsilaj, bugünlerde birçok faktörün etkisiyle adeta patlama noktasına ulaşmış gibi görünmektedir. Nisan sonundan başlayarak Haziran ortalarına kadar uzanan dönemde denizlerde rastlanan müsilajla ilgili temel sorun, bizatihi kendisi değil, görülme sıklığının ve miktarının fazlasıyla artmış olmasıdır. Artış giderek ürkütücü bir boyuta ulaşmış ve Marmara Denizi'nin geleceğinden endişe edilmeye başlanmasına neden olmuştur. Peki neden? Marmara Denizi'ndeki müsilaj neden olağanın üzerinde bir artış göstermiş, neden denizin ekosistemini tehdit eder hale gelmiştir?

Evsel atık sorunu

Denizlerdeki müsilaj oluşumu, fitoplankton olarak bilinen ve aynı zamanda balıkların besini de olan tek hücreli mikroorganizmaların ekosistem içerisinde kullanılmadan parçalanmalarına bağlı olarak aşırı şekilde artmalarından kaynaklanır. Denizin içerisinde uygun bir üreme ortamı bulan organizmalar, ışık ve sıcaklığın yanında kendileri için besin işlevi gören evsel atıklardan da beslenmek suretiyle hızla çoğalıp besin rekabetine girerek denize salgılarını bırakır, bu şekilde suyun üzerinde ve dibinde jelimsi bir yapı oluşturmaya başlarlar. Azot ve fosfor gibi besleyici elementlerin deniz ekosisteminde çok fazla artması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan oksijen yetersizliği sonucunda organizmalar ölür ve su yüzeyine çıkarak kırmızı bir tabaka oluştururlar. Denizel ortamın ekosisteminin sağlığını kaybetmesi anlamına gelen bu durumun bize yansıması müsilajdır. Akdeniz ve Karadeniz de dâhil olmak üzere dünyadaki birçok içdenizde görülen bir sorundur. Türkiye'ye özgü değildir, sosyopolitik bir problem değildir ve tamamen doğanın, çevrenin, denizel ortamın bir tepkisidir. Müsilaj siyasi bir tartışmanın konusu haline getirilmeden nedenleri tanımlanmalı ve çözüm yollarına odaklanılmalıdır.

Denizdeki hareketin azalması

Müsilaj olgusuna Marmara Denizi özelinde bakacak olursak, öncelikli olarak Marmara'nın bir iç deniz olduğunu not etmemiz gerekir. Bunun anlamı, denizin içerisindeki su sirkülasyonunun, bir çeşit doğal drenaj işlevi gördüğünü de söyleyebileceğimiz Boğazlarla irtibatlı olmasıdır. Bir başka ifadeyle, Boğazlar kanalıyla gerçekleşen akıntıların sağlıklı bir biçimde işlememesi ve denizdeki hareketliliğin azalması Marmara Denizi'nin dengesini bozabilmektedir. Bunun müsilaja neden olan sonucu ise Boğazlar üzerinden gelen akıntılara bağlı balık trafiğinde yaşanan sorunlardır. Balıkların denizdeki organizmalarla beslenmesi, müsilaj oluşumunu engelleyen en önemli faktörler arasındadır. Balıklar tarafından tüketilmeyen fitoplanktonlar hızla artarak müsilaj oluşumunu hızlandırırlar. Bu bakımdan, deniz ekosisteminde balıkların sağlıklı bir biçimde yaşayamaz hale gelmesi, müsilaj oluşumu açısından belirleyici bir sorundur.

Gelgelelim, deniz ekosisteminin bozulmasına sebep olan ve denizel ortamdaki balık yaşamını da olumsuz etkileyen başka birçok neden vardır. Bunların en başta geleni, son yarım yüzyılda başta karbondioksit olmak üzere atmosfere salınan sera gazlarındaki artışın sonucunda kendini gösteren küresel iklim değişikliklerine bağlı olarak ortaya çıkan sıcaklık artışıdır. Marmara Denizi'nin ortalama sıcaklığının 1970'li yıllardan beri istikrarlı bir şekilde artmasının yanında, özellikle 2010'lu yıllardan itibaren sıcaklık göstergeleri olağandışı bir artış sergilemektedir. Deniz sıcaklığında meydana gelebilecek ufak bir sıcaklığın bile (örneğin 0.5 derece), organizmalarının üreyişini hızlandırarak deniz ekosisteminde büyük farklılaşmalara yol açacağı gerçeği, küresel iklim değişikliklerinin müsilaj sorununda hiç de hafife alınamayacak bir rol oynadığını söylememizi mümkün kılmaktadır. Bu bakımdan denizlerimizin geleceği için küresel iklim değişiklikleri ile mücadele en önemli gündem maddelerimiz arasında yer almalıdır.

Kirlilik yükü

Marmara Denizi'nde müsilaj oluşumunu tetikleyen bir başka neden denize salınan atık maddeler, yani denizin kirlilik yüküdür. Etrafını çevreleyen ve aşağı yukarı 30 milyona yakın nüfusu barındıran şehirlerimizin ev ve sanayi atıklarının, kanalizasyon sularının, petrol ve deterjanların genel olarak hareketli su ortamına uygun bir biçimde tasarlanan fiziksel çökeltme ve ızgara sistemleri kullanılarak denize deşarj edilmesi, Marmara Denizi'nin kirlilik yükünü her geçen gün daha fazla arttırmaktadır. Giderek atıkların deniz içerisinde seyrelmemesine ya da seyrelme hızının yavaşlamasına sebep olan bu durum ise oksijen miktarını azaltmakta, balık göçlerine neden olmakta ve biyoçeşitliliği azaltmaktadır. Oluşan bu sonuçlar ise karşılıklı olarak birbirlerini tetiklemekte ve bir yandan biyoçeşitlilik azalırken diğer yandan da buna bağlı olarak müsilaj yoğunluğu artış kaydetmektedir. Son günlerdeki yoğun müsilaj ile artık somut olarak karşı karşıya geldiğimiz deniz ekosistemindeki bozulma, özetlemeye çalıştığımız bütün bu nedenler bütününden kaynaklanmaktadır.

Sürdürülebilir kullanım

Türkiye, denizlerdeki kirliliği önleme, azaltma ve kontrol altında tutmaya ilave olarak doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını sağlama şeklinde özetlenebilecek hedefler belirleyen 1976 tarihli Barselona Sözleşmesi ile 1992 tarihinde imzalanan Bükreş Sözleşmesi'ne imza koyan ülkeler arasındadır. Yine özellikle Karadeniz'deki kirlilik ve ekosistemin bozulması ile mücadele etmek ve biyoçeşitlilikte yaşanacak kayıpları önlemek amacıyla 2000 yılında kurulan Karadeniz Komisyonu'nda (bu komisyonun daimi sekretaryası İstanbul'dadır) da yer almaktadır ve üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak birçok girişimin içerisindedir. Adı geçen sözleşmeler doğrultusunda bütün denizlerimizde ölçüm yapılmasının yanı sıra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2008-2011 yılları arasında TÜBİTAK'a yaptırılan önemli bir proje doğrultusunda Türkiye kıyılarının sıcak nokta ve hassas alanları belirlenmiş, denizlerimizin müsilaj duyarlılıkları değerlendirilmiştir.

Yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye'nin muhtelif kıyı bölgelerine en uygun atıksu arıtma uygulamaları ve yatırımları geliştirilmiş, örneğin İzmir ve Mersin körfezlerinde izleme, ölçüm ve ötrofikasyon uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu bakımdan, ülkemizin müsilaj sorunu ile mücadelede önemli bir bilgi birikimine sahip olduğunu söylemek gerekir. Marmara Denizi'ni tehdit eden müsilajın hangi nedenlerden kaynaklandığı ve kısa, orta ve uzun vadede soruna ilişkin kalıcı çözüm süreçlerinin nasıl işletileceği bilgi olarak elimizde mevcuttur.

Drenajı artırmak

Ülkemizin bir süredir bütün imkânları ile temizleme faaliyetlerini devam ettirdiği müsilajın kalıcı bir çözümle yok edilebilmesi, Marmara Denizi'nin ekosisteminin yeniden sağlıklı bir işleyişe kavuşturulabilmesi ile mümkündür. Bu ise kısa ve orta vadede atıksu arıtma uygulamalarının yeniden düzenlenmesi ile gerçekleşebilecek gibi görünmektedir. Deniz, bugün gelinen noktada yukarıda özetlemeye çalıştığımız nedenlerle atıksuları seyreltememektedir. Dolayısıyla da Marmara çevresindeki demografik birikme ve sanayi yoğunlaşmasının "çevresel çıktılarının" bütünüyle denizin omuzuna yüklenmemesi gerektiği söylenebilir. Bu bakımdan, Marmara Denizi çevresindeki evsel ve atıksu uygulamaları mevzuatlar doğrultusunda daha sağlıklı hale getirilmelidir. Marmara Denizi'ne deşarj edilen ve örneğin Baltalimanı, Kadıköy, Küçükçekmece, Küçüksu, Paşabahçe, Şile ve Yenikapı'da bulunduğunu bildiğimiz ön arıtma tesislerinde arıtılmaya çalışılan atıksulara ilişkin arıtma uygulamaları dönüştürülmeli, ileri biyolojik arıtma sistemlerine geçilmelidir. Bu türden bir dönüşümün, denizin kirlilik yükünü giderek azaltacağı ve ekosistemin işleyişini düzene sokacağı açıktır.

Son olarak, çevresel kirlilik yükünün nihaî durağı olan denizlerin ekosisteminin daha geniş bir perspektifte ele alınmasının ve bu doğrultuda uzun vadeli çözüm arayışlarının önemini de vurgulamak gerekir. Marmara bölgesindeki imar ve şehirleşme politikalarının denizel ortamın geleceği göz önünde bulundurularak revize edilmesi, örneğin sanayi yoğunluğunun Anadolu'ya kaydırılması yönünde adımların atılması ve Marmara bölgesine gelişim potansiyelinin üzerinde bir rol biçilmemesi önemlidir. Bu çerçevede Boğazların ve dolayısıyla da Marmara Denizi'nin yükünün azaltılmasına katkı sağlayacağı (örneğin denizin drenaj yollarını arttırmak ve su trafiğini daha hareketli hale getirmek suretiyle) açık olan Kanal İstanbul'un önemi de vurgulanmalıdır.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

3 Yorum