• BIST 84.208
  • Altın 147,160
  • Dolar 3,7746
  • Euro 4,0581
  • Malatya : -1 °C
  • Ankara : -2 °C
  • İzmir : 8 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • Elazığ : -1 °C
  • Adıyaman : 5 °C

Dünya Necaşi'lere Gebe

06.04.2014 01:02
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Mekke’de sıkıntılı günler…

Müminler arayış içinden…

Ve Efendiler Efendisi kendisine iman eden bir avuç müminin Habeşistan’a hicret etmelerini ister…

Bu izin, emir üzerine müminlerde hüzün ve sevinç iç içe…

Bir yandan müşriklerin eza ve cefasından kurtulup rahat bir nefes almanın ümidi, sevinci…

Diğer yandan vatanından, yurdundan, sevgililerinden hele hele Efendiler Efendisi (sav)’nden ayrı düşecek olmanın acısı, ızdırabı, hüznü…

Ve yola koyuluş…

Ancak normal şartlarda müşriklerde “gittiler de kurtulduk, malı mülkleri bize kaldı…” nevinde bir sevincin yerine bir telaş baş gösterir…

Problemlerin diğer ülkelere sıçrayacağı endişesi ve zulüm ve haksızlıklarının, hak hukuk bilmezliklerinin uluslar arası arenada kendilerini zor durumda bırakacağı hüznü ve telaşı…

Hemen akıl hocaları geçinen avareleri ile bir araya gelirler…

Habeş Kralının yanında kadir kıymeti, hatırı, kredisi olan Amr ibnül As ile Abdullah İbn Ebi Rebiâ adında iki kişiyi etkili ve yetkili kişilerin gönlünü kazanmaya vesile olacak yüklü hediyeler ile Habeşistan’a gönderme kararı alırlar…

Seçilen her iki elçi de, günümüzün kimi idareci ve bürokratlarının ellerine su bile dökemeyecekleri ölçüde ne zaman, nerede, nasıl hareket edeceğini; kiminle nasıl konuşmasını bilen devlet edeb ve adabını, bürokrasinin ilmi siyasetini bilen kişilerdi.

Ve iki elçi yola revan olurlar…

Derken iltifata boğdukları, rüşvet mahiyetinde hediyeler ile irade ve vicdanlarını satın aldıkları etkili ve yetkileri insanlarda, kendi ülkelerinde fitne çıkarmakla yetinmeyip bir de ülkelerine sığınan bu (haşa) fitnecileri, teröristleri huzursuzluk ve terör eylemlerinde bulunmadan bir an önce yakalanıp sınır dışı edilmeleri, kendilerine teslim edilmeleri gibi taleplerini krala iletmeleri için Necaşi’den rendavu alma hususunda kendilerini yardımcı olmalarını isterler.

Nihayet hediyeler, propagandalar işe yarar…

Necaşi’nin huzuruna çıkıverirler…

Ve kendi kavimlerinden bir grup (haşa) fitnecinin, teröristin, alçakların, dinlerini bırakıp kendilerince uydurdukları bir dine inandıklarını ve böylece ülkede fitne çıkardıklarını ve bu gün bu fitnecilerden bir grubun kendi ülkelerine sığındıklarını ve bunlara gerekli cezanın bir an önce verilip hadlerinin bildirilmesi için bunların kendilerine teslim edilmelerini isterler.

Elçiler sözlerini devam etmeye dursun inancı, iradesi hediye, iltifat, rüşvetle elçiler tarafında satın alınmış din adamı kisvesindeki bir papaz hemen ortaya atılıverir ve Necaşi’ye bu elçilerin doğru söylediklerini, onların ileri gelen efendilerinin, başkanlarının, idarecilerinin gözü kulakları bu adamlarının üzerinde olduklarını, ülkeler arası herhangi bir krize ve tatsızlığa, düşmanlığa sebebiyet vermemek adına onların bu elçilere bir an önce teslim edilmesi gerektiğine dair sözler söyleyiverir.

Böylece kendince Necaşi’yi yönlendirmeye kalkışır.

Necaşi; ashabını Habeşistan’a gönderirken orada adaletli bir kralın olduğuna işaret eden Allah Resulünün her konuda olduğu doğrululuğunu tastikleyecek bir çıkış yapar.

Sözde akıl hocalığı yapan dinini, inancını, vicdanını bir nara, akçeye, satan zavallı din bezirganının lafını ağzına tıkar; devlet adamı olmanın verdiği ciddiyet, vakur, hakkaniyetle:

“Hayır, vallahi olmaz. Ben onları asla teslim etmem… Bu benim adaletime sığınmaz… Onları da dinlemem lazım…” der.

Ortalıkta derin bir sessizlik…

Ve Necaşi’nin huzura getiriverirler Müslümanlar…

Necaşi, Müslümanlara elçilerin kendisine aktardıkları iddiaları, iftiraları, bühtanları, yalan dolanları soruverir…

Efendiler Efendisi (sav)’nin amcaoğlusu Hz. Cafer (ra) öne çıkıverir…

Necaşi’nin sorularına, elçilerin kendilerine attıkları itham ve iftiralara bir bir cevap verir ve sonra da “onlara sorar mısın ya Melik! Bizler Efendilerinin elinden kaçmış köleler miyiz ki bunlar bizi efendilerimize teslim etmek için gelmişler?

Bizler haksız yere kan akıtıp da kısastan kaçan insanlar mıyız ki bunlar bizleri adalet adına sizden bizi istiyorlar?

Bizler insanların mallarını haksız yere elinden alan, çalan, çırpan, yolsuzluk yapan insanlar mıyız ki gelip bizim çaldığımız, haksız yere ellerinden aldığımız mallarını bizden istiyorlar?” diye ardı ardına sorularını sıralar.

Necaşi Hz. Cafer’in sorularını Amr’ın cevaplamasını ister…

Her ne kadar o zamanlar müşrik saflarından yer almış olsa da Amr ibnü-l As yine hakkaniyet içinde yalan dolana tenezzül etmeden, bunların ne kan döktüklerini, ne isyan ettiklerini, ne yolsuzluk, hırsızlık ettiklerini, ne iffetsizlik ettiklerini, ne borçlu olduklarını ancak kendilerinin, dede ve atalarının inanç ve anlayışlarına aykırı bir dine inanarak birliğimizi, dirliğimizi terk ettiklerini söyleyiverir.

Böylece hakikat anlaşılmış olur.

Mesele hak hukuk değil; bütün meselenin kendi menfaatlerinin devamı, kendi çıkar çarklarının bozulmama, saltanatlarının devam edilme meselesi olduğu anlaşılır…

“Şer” gibi görünen bu işte de bir “hayr” çıkmıştı…

Müslümanlar birinci ağızdan, birinci elden kendilerini Neçasi’ye ifade etme, dinini anlatma fırsatı bulmuşlardı böylece…

Yoksa etiketi, unvanı, makamı, mevkisi olmayan bir avuç gariban insanın bir kral ile muhatap olması ve ona hak ve hakikati anlatmaları ne mümkün…

Hz. Cafer (ra) Meryem süresini okumaya durunca Neçasi ile birlikte onun huzurunda bulunan vicdanları büsbütün bozulmamış; dinlerini ve vicdanları mala, makama, akçeye satmamış olan papazların da gözyaşları ceyhûn olur…

Ve Neçasi daha fazla dinlemeye kalmadan “Vallahi İsa’ya gelenler ile bunlar aynı kaynaktan… Sizler doğru söylüyorsunuz” deyip kendilerini hediyelerle, altın ve dinar ile satın alacaklarını sanıveren zavallı elçilere geldiği yere hediyeleri ile geri dönmelerini söyleyiverir.

Kin ve nefretle bilenmiş, gözlerini faltaşı gibi açmış muştulu haberi bekleyen Mekkelilere kara haber tez varır…

Bu haber onlar için bir yıkımdı…

Dünya deveran edip durdukça zaman ve mekân, aktörler değişse de olaylar hep aynı veya benzeri bir şekilde tekerrür edip durur…

Her şeyde bir hayır var…

Zahiren can sıkıcı gibi görünen olaylar, kim bilir bu güne kadar adını şanını bil(e)mediğimiz nice Necaşi’lere gebe…

Nice Necaşi’lere birinci elden nice güzelleri tanıma, nice güzellikleri görme imkânı sağlayacak…

Aceleciliğe, ümitsizliğe, kine, nefrete kapılmadan bekleyip görmek lazım…

Zira Allah sabredenlerle beraber olduğunu söylemiyor mu zaten?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Halil Kaleli
07 Nisan 2014 Pazartesi 23:24
23:24
Hakkı'cığım, Necaşi her zaman var olmuştur. Eğer kendi vatanlarına ihanet eden şebeke mensuplarıyla Allah Rasûlü'nün ashabını aynı kefeye koyuyorsan, yanılıyorsun gözüm. Cafer b.Ebi Talip ve arkadaşları, Osman b.Affan ve arkadaşları, kendi ülkelerinin en mahrem sırlarını fâşedecek kadar alçalmamışlardı. Ülkelerini gammazlayacak kadar adileşmemişlerdi. Birlikte yan yana secdeye gittikleri kardeşlerinin yatak odasına kamera, böcek koyacak kadar mel'unlaşmamıştı. Kıyası doğru yaparsan doğru sonuca varırsın. Aksi takdirde paralel yapılanma ihanetini savunayım derken çuvallarsın, iki gözüm.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim