• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Malatya : -2 °C
  • Ankara : -6 °C
  • İzmir : 3 °C
  • İstanbul : 3 °C
  • Elazığ : 0 °C
  • Adıyaman : 2 °C

Fatih ve Fetih

29.05.2009 14:57
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

29 Mayıs İstanbul"un fethinin 556. yıl dönümü.

İstanbul"un fethi sıradan bir şehrin, bir beldenin alınması olmadığından fetih kutlamaları da sıradan ve dar çerçevede olamaz, olmamalı da.

Her dil ve dinden, ırktan insanı barındıran bir şehrin “Fetih Kutlamaları” da o ölçüde çeşitlilik arz etmelidir…

İnsanların madde ve mana boyutu vardır. Madde boyutunu vücut; mana boyutunu da ruh oluşturur.

Hırs, tema, kin, nefret, intikam... gibi süfli duygular insanın vücut cihetini, bir diğer ifadeyle dünyaya bakan boyutunu;

Aşk, muhabbet, sevgi, diğergamlık... gibi ulvi hasretlerde ruh boyutunu teşkil eder.

İnsanoğlu vücut, ten, beden, dünya.... maddenin kulu olmaktan çıkıp ruhunun ve gönlünün, iradesinin, vicdanının, ilmin, peşine takıldığı zaman ancak kendisi ve cemiyet için birer faydalı varlık olabilir.

Aksi takdirde başta kendisine olmak üzere tüm varlıklara zarar veren bir canavar olması elden bile değildir.

İnsanların madde ve mana boyutu olduğu gibi insanoğlunun amellerinde de iki boyut gözetlemek mümkündür.

Birincisi, meyvesi zehir zemberek olan ve cehennem ehlinin yemişi olan zakkum ağacı,

Bir diğeri de cennet ağacı: Tuba ağacı.

Her iki ağacın da kendisine has meyvesi vardır.

Fatihler ve onların eylemlerinin sonucu olan Fetihler de böyledir.

Birincisi, güce, maddeye dayalı fetihler.

Kılıçla zapt olunan yerler için her ne kadar fetih denilse de aslında çoğu zaman bir istila, bir yağma, bir işgal, bir gözyaşı deryasının oluşumudur.

Kılıçla fetholunan ve kılıçların gölgesinde varlığını sürdüren her bir yeni ülke ve idare zorbalıklar diyarı olmaktan öte bir şey değildir.

Kılıç, silah, güç belki vatan sınırlarını çizer, belirler ama kesinlikle adaleti sağlayamaz, sağlayamadığı gibi insanlığa huzur ve saadette getiremez.

Maddenin, menfaatin, toprağın, servetin yeraltı ve yerüstü kaynakların fethinden ruh ve gönül fethine yönelmedikten sonra bir beldenin alınması, “SEN ve BEN”, “BİZ ve SİZ” kavgasında öte bir şey değildir.

 Ve bu topraklarda yeşerecek olan ancak gözyaşı, sürgün, gurbet, hüzün, kan, hırs, adavet, kin... gibi süfli duygulardır.

İkinci fetih ki ruhun fethidir.

 Bu fetihte zulmetmek yok, menfaat yok, kin yok, istila yok, yağma yok, din ve vicdanlara baskı yok…

Ve bu tür fetihleri, kendisinin de insanlardan bir insan olduğunu, yarın herkes gibi kendisi de yüce bir divanda hesap vereceğinin şuurunda olan, Dicle"nin kenarında bir kurt bir koyunu kaparsa sorumlusunun kendisi olduğunun şuurunda olanlarca yapıldığında, alınan her yer hayat bulur.

Yüce meziyetlerle donatılmış ulvi ruhlar için, belde ve toprak fetihleri ruh ve gönülde yapacakları fetihler için vasıta olmaktan öte bir şey değildir.

Yaşanır bir dünya oluşturmak için elindeki tuba ağacının tohumlarını ekmek için verimli toprakların arayışı ve gayretinden başka bir şey değildir…

İstanbul"un fethi bir beldenin değil gönüllerin fethidir, bir ruh fethidir.

Ebedi bir fetih…

 Kılıçlar ile yapılamayan işlerin hal diliyle yapıldığı, bedene karşı gönüllerin fethedildiği bir fetihtir.

Bu fetih Fatihlerin gönüllerinin mazinin derinliklerine kadar inip Nebevî düsturlara bağlandığını gösteren ve icraatlarıyla da insanlığa Nebevî meyveleri takdim eden bir fetihtir.

Fatih"in İstanbul"un fethi esnasında Bizanslara tanıdığı özgürlük ve hoşgörü Efendimizin Mekke fethinde oluşturduğu tablonun iz düşümüdür…

 Gayri Müslim bir vatandaşla muhakeme edilmesi de Hz. Muhammed (sav) ile temeli atılan ve Hz. Ömer (ra) ile de binası yükselen ADALETİN Osmanlıda taht kurmasıdır.

            Velhasıl-ı kelam Fatih, sadece kılıçla beldeler fetheden bir kahraman, komutan olmayıp fikirleriyle, inkılâplarıyla, yaşantısıyla, örnek şahsiyetiyle de gönüllerin fatihi olmasını başarmıştır.

Asıl fetih de o zaman gerçekleşmiş oldu.

Ve dünyamız kudret, irade, ilim ve irfan, adalet, hakkaniyet, ferasetle mücehhez FATİH"ler bekliyor.

Böyle güzel meziyetlere sahip FATİH veya FATİH RUHLU NESİLLER ancak RUH VE GÖNÜL fetihleri gerçekleştirebilirler…

Çünkü insanlığa huzuru, maddenin esiri olmuş, güç ve kuvvete tapanlar değil; sevgiyi, şefkati, adaleti, yaratandan ötürü yaratılana saygı göstermeyi kendilerine şiar edinenler sağlamışlardır hep…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
musta
02 Haziran 2009 Salı 14:11
fatih ve fetih
gökhan arkadaşımızn yaptığı değrlendire yerinde. Fatih sadece bir bıyuttan anlatılamaz.
ama yazrın ele aldığı taraf ta yok değil.İslam demk, din demek softa demek değil ki. Hoşgörü, farklı inançlara sayugı, sanat, estetik anlayış, teknoloji,ilim ... hangisini din yasakalr ki... Ama adalet, mrhamt, şefkat, fetih, gibi konulrda tamamen dinden kopuık dğerlendirlemz. Ve fatihin hocası akşemşeddin dini konularda derin bir alim...
Gökhan
01 Haziran 2009 Pazartesi 20:27
Bu değil
Bu yazıda maalesef fetihle ilgil olarak bir şey göremedim.Tamamen islam şeriatını bir tarafını anlatmışsayın yazar.Oysa gerçek hiç de öyle değildir.Sultan Mehmet bugünün düşüncesiyle laik bir adamdı bütün dinlere eşit mesafedeydi.Hiç bir zaman softa davranmadığı büyük tarihçiler tarafından bilinir.İstanbulun fethi ise bizi softaların dilinde oldukça islami bir havaya sokulmuştur.
Sultan Mehmet'in çevresinde çok çeşitli inançlardan insanlar vardı.Hepsiyle bizzat ilgilenir ve inançlarını paylaşırdı.Mesela hurifiler diye bir grup vardı ki bunlar tamamen harflere ve rakamlara taparlardı.Fatih bunlara ilgi duymuştur.O kendisine Türk hakanı ve roma imparatoru diyordu.

FAtih o günün islam inancına göre günah ve haram sayılan resim sanatına alaka göstermiş ve İtalyan Bellini'yi Türkiyeye çağırarak kendi portresini yaptırmıştır.

Burada ise sayın yazar fethi bir İslami hava ile bağdaştırıyor ki bu çok yanlış.Kendisine sultan ikinci Mehmedin karakterini biraz araştırmasını tavisye ediyorum.
hamit
31 Mayıs 2009 Pazar 10:07
teşekkür
kendileriyle barışık olmayanlar dünyay barış getirmezler.
kişi kendiden başlamalı ise adalete, güzelliklere... Kendi ecdadımzı hakkıyla tanımadığımızdan fatih ruhlu nesillerde yetişmiyor... allah kaleminze kuvvet versin
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim