• BIST 82.130
  • Altın 147,965
  • Dolar 3,7924
  • Euro 4,0583
  • Malatya : 6 °C
  • Ankara : 3 °C
  • İzmir : 9 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Elazığ : 5 °C
  • Adıyaman : 9 °C

Mürşidi Kâmil Şeyh Ali Kara Efendi

20.05.2010 19:42
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Günümüz insanı kendi ve nesli için yıllar yılı “BÜYÜK İNSAN” olmayı hep kendine tayin etmiştir.

Büyük insan olmanın yolu ise genelde, belli mevki ve makamlara bağlanmıştır…

Belli mevki ve makamlar ise sınırlıdır…

Dolayısıyla her talip olana nasip olmuyor…

O mevki ve makamlara sahip olmanın yolu çoğu zaman adaylardan her birinin bir diğeriyle rekabet içine girmesine bağlı oluyor…

Rekabet, yarış gibi değildir…

“Hayırlı işlerde yarışınız” düsturu vardır ama “hayırda rekabet ediniz” diye bir düstur yoktur, olamaz…

Çünkü rekabette, rakip vardır…

Rakibini yenmek için onun geride kalmasını istemek, sağlamak vardır…

Kendisinin kazanması için rakibinin aleyhine bile olsa elinde gelen ne varsa yapmak vardır…

Yarışta öylemi?

Bir kere rakip yok…

Arkadaş, dost var…

O"nun için “hayırda yarışınız” denilir…

Kaliteyi artırma, çıtayı yükseltme vardır özünde meselenin…

Yarışta başkasının kötülüğünü, zararını istemeden kendi güç ve takatini, gayretini ortaya koyma vardır…

Elinden geleni yapıp Hakk"a dayanmak vardır…

Rekabet eden firmalar çoğu zaman inadına, zararına hareket ederler…

Kim önce batarsa bir diğeri kârlı çıkmış, yenmiş olur…

Onun için kullanılan dil ve kavramlar önemlidir…

Hayat felsefemizi etkilemektedir…

Çocuklarımıza, kendimize “BÜYÜK ADAM” olmayı hedef tayin ederken; hayat felsefemizden ne kadar uzaklaştığımızın farkında değiliz çoğu kez…

Oysa kullandığımız kelime ve kavramlar, dil; kendimize tayin ettiğimiz hedef bizim kimyamıza, özümüze, karakterimize, mayamıza etki ediyor…

Büyük adam olmanın yolu, kimileri için doktor olma, kimileri için zengin olma, kimileri için müdür, kimileri için milletvekili, kimileri için başbakan, kimileri için cumhurbaşkanı, kimileri için… kimileri için… diye uzayıp gider…

Dünyaya, şöhrete, makama, paraya, servete, rahata… Müteveccih olan bir kavramdır “BÜYÜK ADAM…”

Bu manada yanlış hedef tayin etmek, gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemekten farksız değildir…

İki yakanız bir araya gelmez…

Kendimizi, ailemizi, dostlarımızı heba etme pahasına edindiğimiz “BÜYÜK ADAM” etiketi bizlere huzur getirmiyor çoğu kez…

Öyleyse çözüm ne?

Çözüm öncelikle hedeflerimizi gözden geçirmek, doğru hedef tayin etmekten saklıdır…

Hedefimiz “BÜYÜK ADAM” olmaktan ziyade “İNSANI KAMİL OLMAK” diye olmalıdır…

Bunun içinde Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Gazali, Niyazi Mısri, Somuncu Baba, Bediüzzaman, Mehmet Zahid Koktu, Süleyman Hilmi Tuna, Hulusi Efendi, Mürşid-i Kamil Şeyh Ali Kara… gibi yitik hazinelerimizi keşfetmek, onlara yönelmek, bu Hak dostlarının ahlakıyla ahlaklanmak, onların engin pınarından beslenmek gerek…

Nefsimiz ve neslimize bu manevi değerlerimizi model almak gerek…

Geçtiğimiz Pazar günü Akçadağ Aşağı Örükçü köyünde Büyük Mürşid-i Kamil Şeyh Ali Kara Efendinin vefatının 39.yılı münasebetiyle Kuran-ı Kerim okunuldu, mevlid-i şerif okutuldu, ilahiler okundu, dualar edildi, yemek ikram edildi.

Büyük Mürşid-i Kâmil Ali Kara Efendi"yi ile ilgili bilgiyi ilk kez rahmetli Bülent ERKUŞ abimizden dinlemiştim…

Bir gönül dostu olan rahmetli Bülent Abi, “Allah dostlarına dil uzatmak, onları kendimizce değerlendirmek bize düşmez; bize tabi olmak düşer” derdi.

Mürşid-i Kamil Ali Kara"nın üstadı, bir diğer hak dostu Mürşid-i Kâmil Osman Nuri Efendi Hazretleri"dir.

Eskiler, kişiye “neler okuduğundan ziyade kimden okuduğunu” sorarlarmış…

Ne kadar manidar değil mi?

Eğri çomağın gölgesinin düzgün olduğu nerede görürmüş ki?

Ağaç ağaç içinde büyür; insanda insan-ı kâmiller, sadık insanlar içinde büyür…

Hak dostlarının hepsi değil sadece insana tüm canlı cansız varlığa sevgi, saygı ve şefkat ile yaklaşırlar…

Onların dünyasında kin, düşmanlık, nefret… yoktur.

Yunus bu hakikati

“Yaratılanı severiz,

Yaratandan ötürü” diyerek açıklar.

Onların biricik sermayeleri sevgi ve aşktır…

Onlar manaya, manevi makamların talibidirler…

Bu yolun yolcularının biricik azığının aşk olduğunun farkındadırlar…

İnsanı “ahsen-i takvim” sırrına ulaştıran bineğin yapılan ibadetler değil, sevgiliye olan muhabbet olduğunun bilincindedirler…

Onun içindir ki onlar her daim

“Muhammed"den muhabbet oldu hâsıl,

Muhammed"siz muhabbetten ne hâsıl…” derler…

Hak dostlarının olmazsa olmaz bir özelliği de tevazudur…

Onlar haddini bilirler…

Her şeyin başı kişinin kendisine, yaratıcısına, ailesine, dostlarına karşı takınacak edebi iyi bilirler, haddi aşmazlar…

Kuran haddi aşanların zulümlerini, kaybettiklerini, haksızlıklarını, cehaletlerini zikrederek dikkatlerimizi haddimizi bilmeye çevirmez mi?

Hak dostları dünyaya değer vermezler…

Dünyanın bir sinek kanadı kadar Allahın indinden zati bir değerinin olmadığının bilincindedirler…

Onlar dünyada kaçtıkça dünya onlara doğru koşar, kendisini kabullendirmek için…

Ama onlar dönüp de bakmazlar…

Çünkü onlar yine Yunus"un ifadesiyle

“Ballar balını buldum,

 Servetim yağma olsun” diyen Yunus"ta el almışlar…

Onlar dünyanın sultanı değil, “gönüllerin sultanı”dırlar…

En yüce sultanlık da o değil mi zaten…

Yere göğe sığmayan yaratıcı kulunun gönlüne sığıyor, oraya misafir olmuyor mu?

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bu hakikati ne güzel ifade eder.

"Dil beyt-i Hüdâdır, ânı pâk eyle sivâdan;

Kasrına nüzûl eyleye Rahman, gecelerde"

"Gönül Allah'ın evidir, onu Allah'tan gayrı her şeyden temizle ki, Rahman gecelerde o saraya nüzûl etsin"

Mürşidi Kâmil Şeyh Ali Kara Efendi Hazretleri için Pazar günü okutulan mevlide katılım çoktu…

Çeşitli illerden on binlerce insan akın edip gelmişlerdi

Niçin acaba?

Bu insanları buraya gelmeye zorlayan etken ne idi?

Paramı, yemek mi, menfaat mi, silah mı, korku mu?

Yoksa aşk mı, sevgi mi, gönül mü?

Hak dostları mıknatıs gibidirler…

Kendilerine ait manyetik alanları vardır…

Kendi alanlarına giren demir tozlarını çekerler…

Manyetik alanlarına girenlere “BÜYÜK ADAM” olmaktan ziyade “İNSANI KAMİL” olmanın yolunu gösterirler…

Çünkü her insanı kâmil büyük adamdır, ancak her büyük adam insanı kâmil değildir…

Bu yolda bizlere rehberlik ederler…

Pazar günkü mevlit hayatta olmasalar da, hak dostlarının bizler gibi demir tozları üzerinde himmetlerinin olduğunun bir göstergesi değil mi?

İyi ki onların himmetleri üzerimizde…

Rabbim kıyamete kadar hak dostlarını himmetlerini bizden esirgemesin…

 

NOT: Pazar günkü mevlide rahatsızlığından dolayı katılamayan kızı Sadiye KARA ÖLMEZTOPRAk Hanımefendiye de Rabbim acil şifalar ihsan eylesin…

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Mehmet Emin Yağmur
22 Mayıs 2010 Cumartesi 18:38
Aranan Ne İmiş?
Bilgi çağının insanı modernitesi içerisinde maddeleşerek tek bir yanını doyurmaya gayret ederken mana yanını yani gönül hasletini boş bırakıyor.
Gönül kapımızı çalan gönlümüzün yaralarına merhem olan gönül dostlarının reçetelerini önümüze seren Hakkı Bey'e ve bütün gönül dostlarına selam olsun.
adnan er
21 Mayıs 2010 Cuma 23:19
evet
evet kalemine sağlık derler allah razı olsun...
Mehmet
21 Mayıs 2010 Cuma 14:53
Aydınlatıcı Bilgiler İçin Teşekkürler
Genel olarak verilen bilgilerden dolayı Hakkı Yiğit Bey'e teşekkür ederim. Ancak memlekette o kadar çok mürşid-i kamil olduğu(nu) iddia ed(il)en kişi var ki hangisinin gerçekten mürşit ve mürşid-i kamil olduğunu tespit etmek çok da kolay değil. Dikkatimi çeken hususu burada paylaşmak istedim. Bazı gönül erleri sayılırken, Gazali'nin Ahmet Gazali mi Muhammed Gazali mi olduğu, Somuncu Baba'nın gerçek adı olan Şeyh Hamid-i Veli'nin yazılmadığı, Süleyman Hilmi Tunahan isminin Tuna soy adı ile yanlış yazıldığı bir yana yanıbaşımızda duran ve her gün sürekli minibüslerle ziyaretçisi giden menzil şeyhinin esamesi bile geçmezken özellikle içlerinden Şeyh Ali Kara'nın Mürşid-i Kamil olarak vasfıyla beraber yazılması bana biraz tuhaf geldi. İsimlerin haricinge genel olarak yazıdaki fikirlere katıldığımı da ayrıca belirtmek isterim. Teşekkürler.
İhsan KALENDER
21 Mayıs 2010 Cuma 09:08
ONLAR SAYESİNDE
Yani bu * GÖNÜL ADAMLARI yada ALLAH DOSTLARI * sayesinde memleket ayakta kaldı - kalıyor.
a. yavuz
20 Mayıs 2010 Perşembe 21:00
a
kalemine sağlıkmı derler
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim