• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578
  • Malatya : 4 °C
  • Ankara : -1 °C
  • İzmir : 10 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Elazığ : 4 °C
  • Adıyaman : 10 °C

Seven Sevdiğine Tabi Olur

24.02.2010 11:29
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

 

Kâinatın yaratılış gayesi Hz. Muhammed (sav)dir.

Hadis diye meşhur olmuş bir sözde Efendimiz (sav) şöyle anlatılmaktadır.

“Ey habibim eğer sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım”

Ezelden ebede uzanan kainat ağacının en son dalının en mükemmel, en olgun meyvesidir O.

En güzel şekilde yaratılan insanoğlunun, emrine musahhar kılınan canlı-cansız varlıklara “sultanlık” makamından esfel- safiline, zelil bir duruma düşmemesi için gönderilmiş, biricik rehberdir O.

Hayat bir seyahatten, yolculuktan ibarettir.

Şair; “Ana rahminden geldik pazara

Bir kefen aldık döndük mezara.” Diye hayatı tarif eder.

Ve bir başka mısrada ise, hayat:

“Bir trene binmişiz, ne molası var ne de durağı,

Ana rahmi kalkış yeri, kabristan son durağı” diye tarif edilir.

İşte Efendimiz (sav) o geminin, o aracın kaptanı, kervanın reisidir.

Herhangi bir işin halli ve vazifenin yapılması için görev dağılımı yapılmakta ve kontrol mekanizmasını sağlamak için de bir amir, bir şef tayin edilir. Devlet yapılanmasından tutun da birkaç insanın bir araya gelerek çıkacağı yolculuğa dahi böyle bir koordinasyon gerekiyorsa;

Nasıl olur da evrensel bir dinin insanlığa sunumundan ve yaşatılmasından böyle bir lider, vazifeli insan bulunmasın, rehber bulunmasın.

Evet; Hz. Muhammed (sav) evrensel dinin insanlığa sunumunda en büyük biricik mürşit, İslam"ın yaşanılır bir din olduğunu şahsında ve ashabında göstermeyle de bizler için en güzel bir modeldir.

M. Akif"in ifade ettiği gibi, öz kardeşlerini yiyecek kadar canavarlaşmış bir topluluğu, yolda gelirken develerinin ayakları altında ezilen karıncaların vebalini vicdanlarından hisseden medeni bir toplum haline getirebilmiştir.

Hangi devirde amudi olarak insanlık böyle yükselebilmiş “mutluluk asrı” diye adlandırılabilmiştir.

Hem öyle mutluluk ki sadece “beden ve ten”in kavgasının verildiği dünya hayatına dair mutluluğun değil; ahiret mutluluğunu da kazandıran bir medeniyet, bir kurtuluş.

İşte bu büyüklüğün, olgunluğun, muvaffakiyetin farkına varan SHEBOL, 1927 Hukuk Kongresinde: “Bütün insanlık Hz. Muhammed"in bir insan olduğu için iftihar eder. Çünkü O zat ümmi olmakla beraber 13 asır evvel öyle kanunlar vazedip, öyle esaslar getirmiştir ki, biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun idrak ve kıymetine yetişirsek, en mesud, en saadetli nesiller oluruz” diyor.

Bu saadetin, huzurun sağlanması bazı esaslara bağlıdır.

Kuran bu esası: “De ki, Eğer Allah"ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir” diye belirtir.

Seven sevdiğine tabi olacak. Seven sevdiği için gerekirce serden vazgeçecek, mecnun olacak.

Seven sevdiğine konuşmasıyla, yemesiyle, hareketleriyle, her yönüyle benzemeye çalışacak.

Öyleyse bizler kendimizi bir gözden geçirelim.

 Var mı bizde Muhammedi bir kalb, gönül, göz, dil?

 Eşlerimize karşı anlayışlı olmada, O"nun gibi bir eş;

Çocuklarımıza karşı şefkat ve merhamette öyle bir baba mıyız?

Elinin altında bulunan hizmetçilere, çalışanlara karşı ne derece merhametliyiz?

Çalışanın hakkını daha teri kurumadan verme de onun gibi hassas mıyız?

Yetimin başını okşamada, fakiri doyurmada, kendisine haksızlık edene, edeb-adab bilmeyenlere dahi güzel muamele eden birer idareci miyiz?

Geçirilmekte olan bir gayri müslimin cenazesi karşısında sadece insan olduğundan dolayı saygı gösterip ayağa kalkmada bizler de, insanlara yaratandan dolayı saygı gösterip değer verebiliyor muyuz?

Cevabımızı ve şaşkınlığımızı asırlar önce bizim adımıza büyük kadın Rabiatü"l Adeviye vermiştir. O:

Allah isyan ediyorsun, Resulullah"ı tanımıyorsun.

Sonra da sen diyorsun ki, ben Allah"ı seviyorum.

Sonra da diyorsun ki Hz. Muhammed (sav) Allah"ın resulüdür.

Sonra da diyorsun ki ben onun yolunu istiyorum.

İsyan ediyorsun, başkaldırıyorsun, dinin emirlerine karşı serkeşlikten bir an geri durmuyorsun.

Bununla beraber diyorsun, ben Allah"ı ve Resulullah"ı seviyorum.

Hayatımı bana verene yemin ederim ki, çok anlaşılır bir şey değildir bu.

Bu bir tenakuzdur, bir anlaşılmazlıktır, bir idraksizliğin ifadesidir.

Böyle şey olmaz.

Eğer muhabbetinden sadık isen, seviyorsan,

İnkıyad edeceksin, itaat edeceksin, dil beste olacaksın, gönül vereceksin, arkasından ayrılmayacaksın.

Çünkü seven sevdiğine tabi olur, seven sevdiğine uyar. Ve her şeyiyle sevdiğine benzemeye çalışır.”

Var mı bizde böyle bir sevgi, anlayış, itaat...

Biz ve neslimiz kime tabiyiz acaba?

Kime gönül vermişiz acaba?

Farkında mıyız?

İşte Mevlid kandili bu “farkındalığın” “farkına varmaya” vesile olursa mevlid kandil gerçek manada idrak edilmiş olur…

Rabbim bu kandili, yeniden O"nun sevgisini içimize doğmasına vesile kılsın…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim