Murat  Çelik

Murat Çelik

Tefeci ve türleri...

A+A-

Tefecilerin pek çok türü vardır, tüm dünya ve Türkiye"de olduğu gibi Malatya"mızda da.

Bazılarını Mevlitlerde veya Cami Cemaati kalabalık olan Caminin birinde Cuma namazı vakti koca göbeğini çekerek cemaati ite kaka …. Camii"de en ön safa geçerken görebilirsiniz.

Nursuz yüzlerinden yalan-hile akar. Hele bazı kan emici var ki, ortalıkta fazla gözükmez ama ne zaman yardıma ihtiyaçlı, çaresiz birini tespit ederse ortaya çıkar ve o bilindik “hayırsever (!)” kişiliğini pazarlamaya çalışır.

Gün geçmiyor ki ardında tefecilerin bulunduğu ölümlü, kan dökülmesine neden olmuş haber yazmayalım.

Tefeciler kanın son damlasına kadar somurma isteği kadar sömürdüğü bu zavallılar evlerini, arazilerini, eşyalarını hatta bazı çok daha ileri giderek şahsi çamaşırlarını haciz ediyorlar.

Peki, kim bu tefeciler?

Tefeciler, Allah"la her türlü manevi ilişkisini kesen, Şeytanı kendilerine kardeş bilen hırsları ile de çakallara (burada hayvanlara hakaret etmiyorum yanlış anlaşılmasın) benzerler.

Tuzak kurmada pek beceriklidirler.

Avlarına tatlı zehirli dilleri ile yaklaşırlar, dişlerini daha sonra gösterir ve ısırırlar.

Tuzaklarına düşen Vatandaşı poh, pohlayarak olayın vahametini algılamasını engellerler.

Arkalarında besledikleri sokak it"leri (köpeklerin ekseri sahipleri olduğu için İT kelimesi çok daha uygun, bu İT"lerin sonunda kendilerini ısıracağını bile, bile beslerler), vardır.

Namus, haysiyet, şeref, onur, ahlak bunların yalnızca ağızlarında vardır.

Borcunu ödeyemeyecek durumda olan kişilere karşı kullanmaları için Namus, haysiyet, şeref, onur, ahlak sözcüklerini ezberlerinde tutarlar oysa, namussuzluk da kimse onlarla boy ölçüşemez hatta kendini satan hayat kadını dahi Tefecilerden namusludur.

Ha bu kan namuslarını, şereflerini ceplerinde taşıyan Tefeciler alacaklı oldukları kişilere “Karın, kızın da mı yok?” diyecek kadar adi ve alçaklardır.

Bu kan emicilerin ağına düşmüş biri, girdiği bataktan bir türlü çıkamaz. “Bu ayı da atlatayım, kimse duymadan borcumu kapatacağım” umuduyla sürüklenir.

Aylar, yıllar geçer ve borç gittikçe katlanır, katlanır….

Aslında kan emici namusu şerefi yalnızca laf olarak dilinden düşürmeyen Tefeci de bunu istemektedir.

Ağına düşürdüğü kurbanının her şeyini (bazıları hatta haciz esnasında gidilen evden iç çamaşırı dahi) alabileceği kadar faiz yükünün artmasını sinsice bekler. Fazla sıkıştırmaz bile.

Tefeci asıl yüzünü, borç tefecinin belirlediği sınırı geçmeye başlayınca, sıkıştırmalar daha sonra dozu gittikçe artan tehtidler (İT"ler devrede henüz yok) başlar. Sağa sola “Şu herifin bana şu kadar borcu var!” lafını ederek borçlu kişinin itibarını sarsmakla işe başlar.

Hiçbir Tefeci avını rastgele seçmez.

Borçlandırdığı adamın ya babasının, ya amcasının, ya da dayısının, ya da kayınpederi tarafının hali vakti yerinde olanlardır. Gözünü kesmeyene borç vermeyi aklının ucundan bile geçirmez ve bunu açık, açık da ifade eder. Bu derecede açık sözlüdürler. Karasinekler (Karasineklerden özür dilerim) gibi sömüreceği bir şey olmasa etrafta uçuşmaz anlayacağınız.

Kan emicinin yaptığı dedikodular, borçlunun akrabalarına ulaşır. Tabi bu duruma ilk etapta kimse inanmazha doğrusu inanmak istemez.

Fakat acı gerçekler hızlıca öğrenilir.

Borçlu da artık akrabalarına durumu itiraf etmekten başka çare bulamaz.

Borçlu bir nebzede olsa, tuhaf bir rahatlama duygusu yaşar anlık da olsa. Ne de olsa yıllardır içini kemiren kurdu paylaşmıştır akrabaları ile.

Bu itiraflardan sonra artık sokağa çıkamaz olmuş, tanıdıklarının “Geçmiş olsun abi, duyduklarım doğru mu?” sözü ona artık fazla germeye başlar.

Borçlu kendini rahatlatma yolu arar, önce bu adi kan emicinin elinde nasıl olsa resmi bir belge olmadığı düşünür. Hâlbuki kan emiciye imzalanmış boş senetler vardır.

Gerçi senet olmazsa da bir şey fark etmez.

Tefeci, akla hayale gelmedik entrikalara haiz bir varlıktır.

Tehtidlerin, her türlü sindirme, yıldırma bıktırma tekniklerinin senetten çok daha iyi iş yapacağını iyi bilir.

Kan emici başlar dişlerini göstermeye

“Şu güne kadar ödemezse, karışmam!”

“Çoluk çocuğu okula gitmiyor mu onun?”

“İhtiyar anasına, babasına çok yazık olu, yoksa!”

Tüm ailede tedirginlik, huzursuzluk…

Şer, bela işte buna denir. Ne yapacaksın?

—Aile büyükleri büyüklük yapacak ya, “Ulan eşşek oğlu eşşek! Paraya sıkıntın vardı da bizim niye haberimiz olmadı, niye söylemedin?

-Bilemedim dost sandım, ne bileyim böyle olacağını!!!!

-Yav, tamam onu boşver! Diyelim ki böyle bir haltı yedin, ne diye bu kadar beklettin? Zamanında niye demedin? deseydin….

Bu tür aile içi yaklaşımlar olur, para verenden çok akıl veren hep olmuştur.

Şimdi düşünüyorum da ne oldu bize böyle?

Yoksa, aramızdaki sosyal yardımlaşma becerisi mi tükendi? Aile için bağlarımız mı zayıfladı? Aile gücümüz mü yok olmak üzere? “Neden, şimdi zamanda kardeş kardeşe yardım etmez!”

Ne oldu? Anlayamıyorum…

Ne oldu da bizler bu şeref fukarası, kan emici tefecilere muhtaç olduk?

Ha… Unutmadan bu arada bir şekilde emniyet güçlerinin de olan bitenden haberi var ve oluyor da.

Savcılar mı habersiz?

Hiç sanma bildiğim kadarı ile o kadar çok Adli mercilere intikal eden olay var ki habersiz olmaları imkansız.

Ellerinden geleni yapıyor veya yapabiliyor olmalarını ne kadar çok isterdim…

 

Henüz hafızalarımızdan silinmeyen birkaç olayı hatırlatayım, “Bir gün bir banka Müdürü, makam odasında intihara teşebbüs etmişti, emanet olan paraları geri iade etmeyip, alacaklılar tarafından baskı gördüğü için ölümü çıkar yol seçiyordu, tabi başaramadı ölmeyi… Banka da emanet para bulundurduğu için ve bu emanet parayı buharlaştırdığı için birkaç yıl ceza yattı, çıktı ve şimdilerde artık “O” bir iş adamı, emanet para bırakanlara kimse neden hesaba yatırılmadı da banka müdürüne emanet bırakıldı? Yoksa kara para mı? Yada tefe için mi banka müdürüne bırakıldı, demedi.

Bir Otobüs Firmasında “simsar” olan kişide tefecilere müşterilerin ve otobüs firma sahiplerinin parasını alamadığı için intiharı seçmişti, olan ölene oldu, iddiada adı geçen kuyumcu hala kuyumcu…

Malatya"da yapılması gereken nedir diye sorarsanız, “Kuyumcuları ve Döviz Bürolarını” kontrol altına almak, derim.

Bir masa dört sandalye ile Emlakçılık yapanlar denetlensin derim…

Oto Galericilik adı altında 1 tek Otomobili 5 kez satan, denetlensin derim…

Nasıl olsa Verdi Dairesi Başkanlığı, Yerel Yönetimlerden bağımsız, yani istediği an hiçbir etki altına girmeden kontrol yapabilir, kimde ne kadar nakit, kimde ne kadar altın var bunu rahatlıkla tespit eder.

Dolmuşçunun indi-bindi müşterisini hesaplayan, semtlere göre kira gelirini sabitleyen, seyyar satıcının gelirini bilen Vergi Daire Başkanlıklarının artık bu kadar basit işlemi yapmasının zamanı geldi diye düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum