• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Malatya : 6 °C
  • Ankara : 5 °C
  • İzmir : 14 °C
  • İstanbul : 13 °C
  • Elazığ : 7 °C
  • Adıyaman : 11 °C

Türkçe teşekkürünü hak etmek!

24.04.2012 10:35
Ramazan Durmuş / Malatya Güncel

Ramazan Durmuş / Malatya Güncel

Yazılarıma gelen mesajlarda en çok iktidar yanlılarının yakınmaları var. Ama bilmiyorlar ki adımız muhalif yazar!

İktidarın hiç mi doğruları olmadığını soruyorlar. Elbette cevabım da; yapılan icraatların hükümet olmanın gereği olduğu yönünde oluyor.

Bizim işimiz, doğruları bulmak için yanlışları gündemde tutmak...

Özellikle de bu kadar yandaş basın ve kalem varken...

İstanbul’da “Aydın Doğan’a fırça” başlığı ile gündem bulunan, adı Türkçe olmayan bir alış veriş merkezinin açılışında Başbakan, “Yeni inşa edilen konut ve işyerlerinde towers gibi mall gibi kelime ve kavramların tamamının Türkçe'de aslında güzel karşılıkları var. İstanbul Türkçesi ülkemizin artan dış ticaretine paralel olarak, yatırımcılarımızdan Türkçe hassasiyetini görmek istediğimizi özellikle vurgulamak istiyorum” diye sitem edince Türkçe sevdalılarının gönülleri okşandı!

Benim de hoşuma gitti Başbakanın itirazı...

Ama bir zamanlar hızlı muhalif Aydın Doğan’ın Başbakana görkemli açılış hazırlaması da gerçekten anlamlıydı.

Ve Türkçe konusunda şöyle diyordu Başbakan:

“Yerli yatırımlarda Türkçe hassasiyetini ben özellikle yatırımcılarımızdan rica ediyorum. Uluslararası yatırımlarda, özellikle de iç tasarımda Türkçe hassasiyetini görmek istediğimizi burada özellikle vurgulamak istiyorum.

Towers gibi, mall gibi, kids ya da food court gibi kelime ve kavramların tamamının Türkçe'de çok güzel karşılıkları var. Türkçe, dünya üzerinde yüz milyonlarca insan tarafından konuşuluyor.

Türkiye Türkçesi, özellikle de İstanbul Türkçesi ise, Türkiye'nin artan gücüne, büyüyen ekonomisine, artan dış ticaretine paralel olarak artık uluslararası bir boyut kazanıyor.

Yerli yatırımlarda Türkçe hassasiyetini ben özellikle yatırımcılarımızdan rica ediyorum. İstanbul, elbette küresel düzeyde önemli bir şehirdir, uluslararası bir markadır, yani biz kendi markalarımızı oluşturacaksak buna çok ihtiyacımız var, ama Türkçe de artık ülke sınırlarını aşan önemli bir dildir.

Burada en zor hali ile Türkçeleşmiş Türkçeyi bile eğer benimsersek, bununla da çok önemli adımlar atmış oluruz. Bu yüzden Türkçe isim ve markaların dünya markasına dönüşmesi için gayret gösterilmesi gerektiğini de ayrıca vurgulamak istiyorum.”

Öyle ya, Türkiye’de yaşıyor isek dilimiz Türkçe ise buna sahip çıkmak herkesin ilk ödevi olmalıydı. Ama ne yazık ki ödevini herkes unuttu ve bugünkü manzara gün yüzüne çıktı.

Türkçe’yi demeçlerle kurtarmamız da artık mümkün değil.

Türkçe’nin kurtuluşu icraatlarda!

Mesela; Başbakanımız bu tür yerlerin açılışına mı davet edildi; ismi Türkçe değilse gitmemeli. Davet edildiği yabancı isimli tesisin açılışına katılmamalı ki Türkçe’yi koruma adına bir manası olsun!

Yoksa Türkçe’mizi katledenler cirit atarken onların açılışlarına katılıp da nutuk atmakla bu iş olmaz!

Evet, Başbakanımıza Türkçe teşekkürünü hak etmek adına bir tek şey düşüyor; ismi Türkçe olmayan yerlerin açılışlarına katılmamak!

Ne dersiniz haksız mıyım?

Bu arada unutmadan “Türk’üm” diyen herkese düşen büyük bir ödevi de hatırlatalım:

Gelin, Türkçe ad taşımayan işyerlerinden alış veriş yapmayalım!

Türkçe’ye sahip çıkmak kolay ama bu ödevi yerine getirmesi gerekenler uyuyor.

Kim mi bu uyuyanlar?

Belediyelerimiz...

Yine iş Başbakan’a düşüyor!

Arayacak partisine mensup belediye başkanlarını...

Ruhsat verilecek iş yerlerinde Türkçe mecburiyetini şart koşacak!

İşte o zaman Türkçe kurtulur!

Ben de hak edilen teşekkürümü yeniden dile getiririm!

Yazıma Yüce Türk Atatürk’ün Türkçe konusundaki önemli bir mesajı ile nokta koyalım:

“-Türk demek, dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. "Türk milletindenim" diyen kişi, her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi, Türk kültürüne ve milletine bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz.”

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
C. AYDOGAN
30 Nisan 2012 Pazartesi 02:15
IMEI numaram klonlanmış hükümsüzdür
Dkapkıner bey, Şeker Hocadan kodlandığıma dair iddianız üzerine DNA’mı inceletiyorum. Kuluçka döneminde, tüpüme karpuz suyu kaçırıldığından şüpheleniyorum. Test sonuçları gelene kadar, sizin hatırınız için kendime geçici kod adı belirledim. Kod adım Pekmez Hoca olsun. Faydalıdır. Tarzım akut durum değil, değiştirebilirim. Ama bırakamıyorum. Ben bıraksam cemaatim bıraktırmaz (!) Tarzımı tasvip etmeyenler de seviyormuş (gururumdan bacaklarım şişti, dur oturuşumu tazeleyip, cüppemi düzelteyim, gözlerimi sildim, tamam)… İlahi dkapkıner bey, beni boş verin, üslubumu ciddiye almayın. İçerlendiğim konu, sizi kim, nasıl sindirdi? Sindirilmek de neyin nesi? İlk klonlanan “Türk kuzusu Oyalı” gibi dört buçuk yıllık ömrümüz olmasın lütfen… Aslına bakarsanız, herkes bir birinden klonlanıyor. Labaratuvar önemli ama. Seri üretime geçmiş labaratuvarlardan kaçınmak lazım. Daha vıcık vıcıkken labaratuvarı seçme şansımız yok ya neyse. Farksızlık eğrisinin çıkış merkezi orası çünkü. İvmenin; inmesi veya çıkması senin elinde. Sonradan günü gününe aşılarımızı yaptırırsak, onurumuzla yaşamayı denersek, ivme kontrolümüzde olur, laboratuarın bir önemi kalmaz... Falan labaratuvarda çok klonlananlar, filan labaratuvardaki az klonlananlara savaş açıp yok edebilir. Laboratuarlar arası rekabet çetin oluyor. Direnelim ve kendi kendimize sinmeyelim, aşılarımızı zamanında yaptıralım. Klonlanan bireyler ergenlik çağında bir taş atıp laboratuvarının camını kırabilmeli. Herkesi, eline bir taş alıp klonlandığı laboratuarın camını kırmaya davet ediyorum, militanca. Olduk mu klonlu militan vaiz. Gittikçe batıyorum… Klonlananların kulağı pespembe olur, kulağınızın memesinden öperim))
dkapkıner
29 Nisan 2012 Pazar 17:01
Allahın lütfu...
Bence de Allahın lütfu Cihan bey.Okuyucular arasında kendi bildiği üzerine söz söylenmesine içerleyen çok arkadaş var.Beni sindirdiler inşallah seni sindirmezlerde bu anlatım biçiminizden yorumlarınızla da olsa istifade ederiz.Cihan bey biliyor musunuz yok aslında birbirinizden farkınız.Vaizlerin tarzını kullanıyorsunuz.Olsun ben sevdim.Sakın Şeker Hocanın kodlanmışı olmayasınız?
irfan
28 Nisan 2012 Cumartesi 20:36
tebrik ederim
cihan bey doğru tesbitler yapmış imzamı atarım
C. Aydogan
28 Nisan 2012 Cumartesi 19:01
Son yorum,sıkıldım,ağlayabilirim
Estağfurullah lütuf sahibi olan Allah’tır… Hz. Ömer’in hangi durumlarda ağladığını biliyoruz. Cahiliye döneminde kızını diri diri toprağa gömmüş, Müslüman olduktan sonra hatasını anlamış “gürül gürül” ağlamıştır. Bu lisan-ı haldir. Onun hayatında buna benzer dramlar var. Hz. Ömer doğru bir örnek değil. Hz. Ömer gibi gaddar ve zalim geçmişi olan birinin Müslüman olması İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır. Ömer’in Müslüman oluşu ayrı başlık altında mütaala edilir, anlatılır. Peygamber efendimiz de ağlamıştır. Ama iki saat süren bir vaazında müminleri de ağlatarak perişan etmemiştir. Rasulullah’ ın ağlaması da gülmesi gibi ölçülüydü.Çoğu kez gizliydi. Kahkahayla gülmediği gibi, yüksek sesle, aşırı derecede ağlamazdı. Sadece gözünden hafifçe yaşlar boşanırdı. Göğsünden kaynama uğultusuna benzer bir ses işitilirdi. Bazen bir ölüye merhametinden bazen ümmetine şevkatinden ağlardı. Bazen Allah korkusundan, Bazen de Kuran okurken ağlardı. Kur’an-ı Kerim’de öyle dehşet ayetleri vardır ki Allah korkusundan ağlarsınız. Ağlamaya yasak koymuyorum, ağlayanın samimiyetini sorgulamıyorum. Dini tebliğ ederken, aşırı ağlamaklı vaaz tekniğinin sakıncalarından, bu akımın zararlarını anlatmaya çalışıyorum. Bunu meslek haline getirenleri genel bir tabloda anlatmaya çalışıyorum. Konu o kadar geniş ki, Müslümanın psikolojik ve sosyolojik gelişimine, güçlü birey olmasına, her alanda sağlıklı ve helal üretim yapmasına bile engeldir. Onu başka bir gün yazayım. Hoca Efendi ağlama kulvarında yalnız değil, çok vaiz var. Din bilgisini ve ihlasını sorgulamak, yargılamak haddim değil. Faydalandığım çok eseri var. Sadece bir videosunu paylaşıyorum. Dikkatinizi çekerim, Allah aşkına şu videoya bir bakın. Yüzlercesi var. Birini baylaşıyorum. Bu video Peygamberimizin veda hutbesi değil… Ajitasyon mu, samimiyet mi, putlaşmak mı karşılıklı sevgi mi, yoksa şirk mi? Ben karşı olmama rağmen ola ki haksızlık yaptığımı düşünerek yine de sevmek diyorum. Hoca Efendi vaazı bırakıyor, cemaat Hoca Efendiyi bırakmıyor: http://www.youtube.com/watch?v=hJp-t_lsvcU
AZ BÜLEN
28 Nisan 2012 Cumartesi 00:24
SEN ALLAH'IN LÜTFUSUN CİHAN
Bülürsün ki,ŞAHISLAR fani,ALLAH BAKİDİR.En keskin DİL ihlas DİLİDİR.HİZMET COĞRAFYASI KITALAR ötesindeyken ARABESK EDEBİYATINA girmek bence ABES olur.Bazen BİLİM tesirsiz kalır dimağlarda!..Bazen SUSKUNLUK MÜESSİR olur RUHLARDA!..Yani LİSAN-I HAL keskindir LİSAN-I KAL'den!...Bazen bir kaç damla GÖZYAŞI etkindir debisi yüksek NEHİRDEN!..Mal-mülk mamelek hesabını bilemem!..Amma aşikardır zahirdir HİZMET!..TAKDİR-İ İLAHİ KUVVE-İ PAZU ile dönmez/Bir ŞEM-A ki üflemekle sönmez..İhlas dır müessir olan.Hoca efendi de bunu gördüm.Gözyaşlarında İHLASI gördüm.Çünkü karşısında SABA-İ-AFAT yok!..Ami MÜMİNLER var.Hz.ÖMER de çok ağlardı.ARABESK diyemeyiz ki!..Hizmetin sınırlarını aşmak bu İHLASLA alakalıdır diye düşünmeden edemiyorum.Sen gelmezden evvel UKALA yorumcuydum.Ama şimdi USLU bir okuyucu olmak yolunda kararlıyım CİHAN gardaşım.Sen RABBİMİN bir LÜTFUSUN.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim