ABD'de 2026 kongre ara seçimleri sona erdi. Demokratlar istediği sonucu alırken Trump'ın Cumhuriyetçi cephesi büyük hüsran yaşadı. Tabi bu sonuçlarda Amerikan Müslüman toplumunun da güçlü bir iradesi vardı. Seçim sonuçları, Müslüman Amerikalıların federal
ABD'de 2026 kongre ara seçimleri sona erdi. Demokratlar istediği sonucu alırken Trump'ın Cumhuriyetçi cephesi büyük hüsran yaşadı. Tabi bu sonuçlarda Amerikan Müslüman toplumunun da güçlü bir iradesi vardı.
Seçim sonuçları, Müslüman Amerikalıların federal ve eyalet düzeyinde şimdiye kadarki en güçlü ve organize siyasi duruşunu temsil etmesi bakımından önem taşıyor.
Sandıktan çıkan tarihi irade: Müslüman adayların büyük zaferi
Michigan'da yarışan Demokrat aday Abdul El-Sayed, tüm karalama kampanyalarına ve inancı üzerinden hedef alınmasına rağmen kazanarak ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman siyasetçi oldu. El-Sayed'in, kendisine yönelik nefret söylemlerine karşı Trump'a verdiği "Ocak ayında bana sadece Senatör diyebilirsin" yanıtı, toplumsal özgüvenin sembolü haline geldi.
Sonuçlara göre en az 7 Müslüman aday Kongre'ye girmeyi başardı. Filistin asıllı Rashida Tlaib ve Somali asıllı Ilhan Omar gibi isimler koltuklarını korurken; 2024'te Gazze'de gönüllü doktorluk yapan savaş cerrahı Adam Hamawy New Jersey'den, Darializa Avila Chevalier ise New York'tan Temsilciler Meclisi'ne seçilerek tarihi bariyerleri yıktı.
Ülke genelinde rekor sayıda başörtülü kadının eyalet senatolarına ve meclislerine seçilmesi, Müslüman kimliğinin Amerikan siyasi elitleri tarafından görünür şekilde kabul edilmek zorunda kalındığının da en net kanıtı oldu.
Korku siyasetinin sonu
Sağ popülist lobi ve siyasetçilerin "Müslüman karşıtlığı" üzerinden oy devşirme stratejisi bu seçimlerde ters tepti. Adayların inançlarını ulusal güvenlik tehdidi gibi göstermeye çalışan bütçeli lobi faaliyetlerine rağmen, seçmenlerin adayların sağlık hizmetleri, hayat pahalılığı ve sivil haklar gibi somut vaatlerine odaklanması, Amerikan seçmeninin bu bayatlamış söylemlere prim vermediğini gösterdi.
Madalyonun diğer yüzünde ise Müslümanların haklı bir şüpheciliği bulunuyor. Siyasi temsilin artması, yani Kongre'de Müslüman isimlerin oturması, otomatik olarak Amerikan dış politikasının değişeceği anlamına gelmiyor.
Seçilen Müslüman adayların neredeyse tamamı kampanyalarında ABD'nin, siyonist işgal rejimine koşulsuz askeri desteğini kesmesini ve Gazze'deki soykırımın durdurulmasını savundu. Ancak Demokratlar Kongre'de çoğunluğu elde etse bile, Washington'daki yerleşik müesses nizamın Orta Doğu politikalarını ne kadar esnetebileceği büyük bir soru işareti olarak orta yerde duruyor.
Madalyonun diğer yüzü: Washington’daki "müesses nizam" duvarı
Tabi bir de sisteme entegrasyon riski var. Müslümanlar, bu tarihi zaferlerin sisteme yönelik radikal eleştirileri yumuşatmasından endişe ediyor. Seçilen liderlerin, partilerinin resmi çizgisine teslim olup olmayacağı, yoksa Washington'da ezilenlerin gerçek sesi olmayı sürdürüp sürdüremeyeceği önümüzdeki dönemin en kritik sınavı olacak.
ABD'deki 2026 seçimleri, "siyaset masasında yer almıyorsanız, menüdesinizdir" gerçeğinin Müslüman Amerikalılar tarafından idrak edildiği ve masadaki sandalyelerin hakkıyla alındığı tarihi bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ancak gerçek zafer, bu isimlerin Kongre koridorlarında sadece birer "hoşgörü figürü" olarak kalmayıp, ABD'nin küresel adaletsizliklerine karşı ne ölçüde somut fren mekanizması oluşturabileceğiyle bağlı kalıyor. (İLKHA)