Henüz resmen açıklanmayan anlaşmanın, iki ülke arasında 30 yıl yürürlükte kalması ve ABD'li şirketlerin Suudi Arabistan'ın nükleer altyapısının geliştirilmesinde rol almasını öngördüğü bildirildi. Konuya yakın iki kaynağa göre anlaşmanın çarşamba günü kam
Henüz resmen açıklanmayan anlaşmanın, iki ülke arasında 30 yıl yürürlükte kalması ve ABD'li şirketlerin Suudi Arabistan'ın nükleer altyapısının geliştirilmesinde rol almasını öngördüğü bildirildi.
Konuya yakın iki kaynağa göre anlaşmanın çarşamba günü kamuoyuna duyurulması bekleniyor. Anlaşma kapsamında yapılacak ortak fizibilite çalışmasının ardından Suudi Arabistan'da bir uranyum zenginleştirme tesisi kurulmasının da önü açılabilecek.
Anlaşmanın ABD Kongresi'nin incelemesine sunulması beklenirken, bazı Kongre üyeleri ve nükleer silahsızlanma uzmanları, Riyad'ın uzun süredir talep ettiği uranyum zenginleştirme teknolojisinin paylaşılmasının bölgede yeni bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Dikkat çeken bir diğer unsur ise anlaşmanın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) daha kapsamlı denetim ve doğrulama mekanizmaları sağlayan Ek Protokolü'nü içermemesinin beklendiği yönündeki bilgiler oldu. Uzmanlar, bunun uluslararası denetimin zayıflamasına yol açabileceğini değerlendiriyor.
Anlaşmanın ABD ve işgalci siyonist rejimin, İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer programını hedef alan askeri operasyonlarının sürdüğü bir dönemde gündeme gelmesi de dikkat çekti. Washington, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini uzun süredir güvenlik tehdidi olarak gösterirken, benzer teknolojinin Suudi Arabistan'a sağlanmasının ABD'nin nükleer yayılmanın önlenmesi konusundaki tutarlılığına yönelik eleştirileri artırabileceği belirtiliyor. İran İslam Cumhuriyeti ise nükleer programının tamamen barışçıl amaçlı olduğunu savunuyor.
Nükleer silahların yayılmasını önleme alanında çalışan uzmanlar, Suudi Arabistan'da kurulacak herhangi bir uranyum zenginleştirme altyapısının ileride askeri amaçlarla kullanılabilecek teknik kapasitenin oluşmasına zemin hazırlayabileceğini ifade ediyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman da daha önce İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer silah edinmesi halinde Suudi Arabistan'ın da benzer bir yol izleyebileceğini söylemişti.
Trump yönetimi ile daha önce Joe Biden yönetimi de Riyad ile nükleer teknoloji paylaşımını içeren benzer anlaşmalar üzerinde çalışmıştı. Son anlaşmanın, ABD'nin Orta Doğu'da müttefiklerine yönelik nükleer teknoloji transferi politikası konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirmesi bekleniyor.
Bölgedeki güvenlik dengelerine ilişkin kaygıları artıran bir diğer gelişme ise Suudi Arabistan ile nükleer silaha sahip Pakistan arasındaki askeri iş birliği oldu. Pakistan Savunma Bakanı'nın daha önce yaptığı, "gerekmesi halinde nükleer programlarının Suudi Arabistan'ın kullanımına açılabileceği" yönündeki açıklama da olası nükleer yayılma risklerine ilişkin endişeleri yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlar, uranyum zenginleştirmenin tek başına nükleer silah üretimi anlamına gelmediğini ancak silah geliştirme sürecindeki en kritik eşiklerden biri olduğunu vurguluyor. Bu nedenle ABD'nin Suudi Arabistan'a bu alanda destek vermesinin, uzun yıllardır İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı savunduğu nükleer yayılmayı önleme politikasıyla çeliştiği yönündeki eleştirilerin güçlenmesi bekleniyor. (İLKHA)