ABD-Suudi Arabisan nükleer anlaşması: Nükleer projeden siyonist rejimin tanınmasını öngören diplomatik pazarlığa

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan 30 yıllık sivil nükleer iş birliği anlaşması, Washington'un Orta Doğu politikasında yeni bir dönem olarak belirtilse de, asıl amacın siyonist rejimin varlığını meşrulaştırma çabalarının olduğu görülüyor. ABD Ener

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan 30 yıllık sivil nükleer iş birliği anlaşması, Washington'un Orta Doğu politikasında yeni bir dönem olarak belirtilse de, asıl amacın siyonist rejimin varlığını meşrulaştırma çabalarının olduğu görülüyor.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman tarafından imzalanan anlaşma, Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan'da nükleer santral inşa etmesinin önünü açarken, ortak fizibilite çalışmasının ardından ülkede uranyum zenginleştirme altyapısı kurulmasına da öngörüyor.

Anlaşmanın Kongre onay süreci devam ederken, uzmanlar bunun ABD'nin bugüne kadar müttefiklerine uyguladığı en katı nükleer güvenlik standartlarından önemli bir sapma olduğunu belirtiyor.

2009 yılında Birleşik Arap Emirlikleri ile imzalanan ve "altın standart" olarak gösterilen anlaşmada uranyum zenginleştirmesinden açıkça vazgeçilmişti.

Yeni metinde ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) en sıkı denetim mekanizmalarının da zorunlu tutulmaması dikkat çekiyor.

Anlaşmaya yöneltilen en temel eleştiri ise Washington'un İran'a karşı yıllardır savunduğu söylemle ortaya çıkan çelişki oldu.

ABD yönetimi, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini bölgesel güvenlik tehdidi olarak tanımlarken, aynı teknolojiyi Suudi Arabistan için kabul edilebilir hale getirmeya çalışması çelişki olarak kabul ediliyor.

Eleştirmenler, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın daha önce "İran nükleer silah edinirse biz de en kısa sürede ediniriz" açıklamasını hatırlatarak bu anlaşmanın bölgesel nükleer yarış riskini artırabileceğini savunuyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy dahil bazı ABD'li siyasetçiler de Washington'un İran'a karşı askeri baskı uygularken Riyad'a benzer bir teknolojik kapasite sağlamasının uluslararası kamuoyunda "çifte standart" algısını güçlendirdiğini dile getirdi.

İsrail’in tanınması için nükleer kart masada

Trump yönetimi ilk açıklamalarda anlaşmayı doğrudan enerji ve ekonomi başlığı altında sunarken, yalnızca bir gün sonra Trump anlaşmanın yürürlüğe girmesini Suudi Arabistan'ın siyonist rejim ile diplomatik ilişki kurmasına bağladı.

Böylece nükleer enerji anlaşması bir anda Abraham Anlaşmaları'nın parçası haline getirilmek istendi.

Riyad ise aylardır Filistin devleti yönünde somut ilerleme sağlanmadan siyonist rejim ile normalleşmeye gitmeyeceğini açıklıyor. 

Washington'un bu tutumu, nükleer teknolojiyi yalnızca enerji üretiminin değil, bölgesel diplomasinin de pazarlık aracına dönüştürüyor.

Bir tarafta siyonist rejim ile diplomatik normalleşme, diğer tarafta milyarlarca dolarlık nükleer teknoloji transferi aynı masada konuşuluyor.

Bu durum, ABD'nin uzun yıllardır savunduğu "nükleer teknolojinin siyasi pazarlıklardan bağımsız yürütülmesi" ilkesinin zayıfladığı yorumlarına neden oluyor. 

Anlaşmanın uzun vadeli etkileri ise Orta Doğu'nun güvenlik mimarisi açısından daha önemli görünüyor.

Suudi Arabistan'a tanınacak her yeni nükleer kapasite, diğer bölgesel güçleri de benzer teknolojilere yöneltebilir.  (İLKHA)