İnsan çoğu zaman adaleti kendi gözleriyle görmek ister. Haksızlığa uğradığında “Neden?” diye sorar, bir başkasının yaptığı kötülüğün karşılığını hemen bulmasını bekler.
İnsan çoğu zaman adaleti kendi gözleriyle görmek ister. Haksızlığa uğradığında “Neden?” diye sorar, bir başkasının yaptığı kötülüğün karşılığını hemen bulmasını bekler. Fakat hayatın bütün sırları insanın görebildiği kadar değildir. Bazen hakikat, gözümüzün önünde gerçekleşir; biz ise yalnızca olayın görünen kısmını biliriz.
İşte XVI. yüzyılın önemli mutasavvıf şairlerinden Şemseddin Sivâsî, Heşt Bihişt adlı eserinde anlattığı Hz. Musa kıssasıyla bize tam da bunu hatırlatır: Allah’ın adaleti şaşmaz; ancak insan, o adaletin bütün hikmetini her zaman göremez.
Rivayete göre Hz. Musa bir gün Tur Dağı’nda Rabbine şöyle niyaz eder:
“Ya Rabbi! Bana dünyada adaletinin nasıl gerçekleştiğini göster. Zalimlerin yaptıklarının karşılığını nasıl bulduğuna gözlerimle şahit olayım.”
Cenab-ı Hak ise Hz. Musa’ya, gördüklerine sabredip sabredemeyeceğini sorar.
Hz. Musa, Allah’ın yardımıyla sabredeceğini söyleyince kendisine bir çeşmenin yanına gidip gizlenmesi ve orada olacakları izlemesi emredilir.
Hz. Musa çeşmenin yakınında gizlenir.
Bir müddet sonra atlı bir adam gelir. Atından iner, içinde bin altın bulunan para kesesini çeşmenin yanına bırakır. Suyunu içer, abdestini alır, namazını kılar ve duasını ettikten sonra para kesesini orada unutarak atına binip uzaklaşır.
Bir süre sonra küçük bir çocuk çeşmenin yanına gelir.
Para kesesini görür, alır ve oradan uzaklaşır.
Hz. Musa olup biteni izlerken bu kez gözleri görmeyen yaşlı bir adam çeşmenin başına gelir. Abdestini alır, namazını kılar ve bir süre dinlenmek için çeşmenin yanında oturur.
Derken atlı adam, para kesesini unuttuğunu hatırlar ve telaşla geri döner.
Fakat keseyi bulamaz.
Çeşmenin yanında yalnızca yaşlı âmâ vardır.
Öfkeden gözü dönen adam, para kesesini onun aldığını düşünür. Yaşlı adam ne kadar masum olduğunu anlatsa da atlı ona inanmaz. Öfkesine yenilir ve yaşlı adamı öldürür.
Sonra çevreyi arar, para kesesini bulamayınca yaptığının farkına varır. Pişman olur ama artık iş işten geçmiştir.
Bütün bunları gören Hz. Musa büyük bir şaşkınlık içerisindedir.
Çocuk parayı almış, yaşlı adam öldürülmüş, paranın gerçek sahibi ise hiçbir şey elde edememiştir.
Hz. Musa Rabbine şöyle seslenir:
“Ya Rabbi! Gördüklerimin hikmetini anlayamadım. Çocuk parayı aldı, yaşlı adam öldürüldü. Görünüşte bu adama zulmedildi. Bunun sırrı nedir?”
Tam o sırada Cebrail (as) gelir ve Allah’ın Hz. Musa’ya bildirdiği hakikati açıklar.
Cebrail (as), olayların aslını şöyle bildirir:
O parayı alan çocuğun babası, yıllar önce o atlı adamın yanında çalışmıştır. Uzun süre emeğinin karşılığını alamamış, atlı adam ona olan borcunu ödememiştir. Bu borç bin altına ulaşmıştır.
Adam vefat etmiş ve geride küçük bir çocuk bırakmıştır.
Çocuğun aldığı para, aslında babasının yıllar önce hak ettiği fakat alamadığı ücretin karşılığıdır.
Peki ya öldürülen yaşlı adam ?
O da geçmişte atlı adamın babasını gizlice öldürmüş ve cinayetin izini bırakmamıştır. Yıllarca bu cinayetin faili bulunamamıştır.
Böylece yaşlı adam, yıllar önce işlediği cinayetin karşılığını bulmuştur.
İnsanların gözüne göre birbirinden bağımsız görünen olayların aslında birbirine bağlı olduğu ortaya çıkar.
Çocuk hakkını almış, zalim kendi yaptığı zulmün karşılığıyla karşılaşmış ve yıllar önce işlenen cinayetin hesabı görülmüştür.
Hz. Musa da Allah’ın adaletinin hikmetini anlayınca:
“Tövbe ya Rabbi!”
diyerek Rabbine yönelir.
Bu hikâyenin en büyük ibreti şudur:
Her gördüğümüz olayın tamamını bildiğimizi sanmamalıyız.
Bir insanın başına geleni yalnızca bugünkü görüntüsüyle değerlendirmek, bizi yanlış hükümlere götürebilir. Çünkü biz olayların başlangıcını, geçmişini ve görünmeyen taraflarını bilemeyebiliriz.
Bazen haksızlığa uğradığını düşündüğümüz kişi, geçmişte başka birinin hakkını almış olabilir. Bazen hak ettiğini alamadığını düşündüğümüz bir insan, yıllar sonra hakkına kavuşabilir.
Ve bazen de kötülük yapan kişinin cezası hemen görünmez.
Fakat bu, adaletin gerçekleşmediği anlamına gelmez.
Biz olayların yalnızca görünen yüzünü biliriz. Allah ise geçmişi, bugünü ve geleceği bilir.
Bu yüzden bazen susmak, sabretmek ve hükmü Allah’a bırakmak gerekir.
Kimse makamına, şöhretine, güzelliğine güvenmesin.
İlahi adalette zaman aşımı yoktur. Canı yanan sabretsin; can yakan da yanacağı günü beklesin.
YAZAR - Yasin TANIR