İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Dursun, 10 Ekim 2025’ten itibaren ateşkes ilan edilmesine rağmen Gazze’de saldırıların devam etmesi ve garantör ülkelerin yaşananlar karşısındaki sessizliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Söz k
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Dursun, 10 Ekim 2025’ten itibaren ateşkes ilan edilmesine rağmen Gazze’de saldırıların devam etmesi ve garantör ülkelerin yaşananlar karşısındaki sessizliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Söz konusu anlaşmayı “ihanet anlaşması” olarak nitelendiren Dursun, anlaşmaya imza atan ülkelerin bağımsız hareket edemediğini savunarak, garantörlerin ateşkesin uygulanması için gereken adımları atması gerektiğini ifade etti.
“Bu anlaşmayı ihanet anlaşması olarak görüyorum”
Daha önce de çeşitli zaman dilimlerinde bu anlaşmaya ilişkin görüşlerini dile getirdiğini belirten Dursun, söz konusu anlaşmayı neden bu şekilde değerlendirdiğini anlattı.
Dursun, “Daha önce de çeşitli zaman dilimleri içerisinde canlı yayınlarda bu anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundum. Ben bu sözde anlaşmaya ‘ihanet anlaşması’ diyorum. Çünkü aylarca, yıllarca dünyanın küresel güçleri, dünyayı sömüren güçler; israil, Amerika ve Batı, Gazze’ye saldırılar gerçekleştirdi. Gazze’deki bir avuç Müslüman, yalnızca Allah’ın yardımıyla kendi vatanını, namusunu, iffetini ve topraklarını savundu. Biraz önce de söylediğim gibi, bu insanlar kendi vatanlarını savunurken karşılarında Hamas ve direniş ekseni karşısında zafere ulaşamayan eli kanlı terör devleti israil ve Amerika vardı. Başarıya ulaşamayınca ne yaptılar? Özellikle İslam ülkelerini kendi etraflarında birleştirerek, perde arkasında, karanlık kapılar ardında bazı vaatlerde bulunarak yanlarına çektiler ve sözde bir barış anlaşması imzalattılar.” dedi.
Dursun, söz konusu anlaşmayı başından beri israil’i yenilgiden, hezimetten ve yok olmaktan kurtarmanın bir yolu olarak gördüklerini belirterek, “Biz bu barış anlaşmasını, Amerika’nın o bölgeyi insansızlaştırarak tamamen kendi hegemonyası ve çıkarları doğrultusunda kullanmasının bir aracı olarak gördük. Bu barış anlaşmasını kesinlikle tanımıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Dursun
“Garantör ülkeler bağımsız hareket edemiyor”
Anlaşmaya imza atan ülkelere bakıldığında Mısır ve Katar başta olmak üzere bazı ülkelerin sürecin içerisinde yer aldığını belirten Dursun, bu yönetimlerin ABD ve israil karşısında bağımsız bir irade ortaya koyamadığını savundu.
Dursun, “Şimdi bu barış anlaşmasına imza koyan ülkelere baktığımız zaman, özellikle Mısır’a, Katar’a ve diğer ülkelere baktığımızda bunlar, bu sömürge çarkına su taşıyan maşa yönetimlerdir. Amerika ve siyonist israil istemeseydi, bunlar ne o barış masasına oturabilirlerdi ne de barış anlaşmasını yapabilirlerdi.
Dolayısıyla ipleri, kendi özgürlükleri başkalarının kontrolünde olan Mısır ve diğer ülkeler, bu barış anlaşmasından sonra yeniden katliamlar, soykırım ve cinayetler karşısında sessiz kalmamalıydı. Garantör adı üstünde garantör demektir. Anlaşmaya rağmen saldırılar devam ediyorsa susmamalı, gereken işlemleri, gerekli aksiyonları ve yapılması gereken her şeyi yerine getirmeliydiler.” diye konuştu.
Anlaşmaya imza atan ülkelerin ABD ve israilin politikalarına göre hareket ettiğini ileri süren Dursun, Gazze’de yaşanan insani yıkımın bu ülkeler tarafından yeterince önemsenmediğini savundu.
Dursun, “Ama barış anlaşmasına imza koyan ülkeler ne yazık ki hür ve bağımsız değiller. Amerika ve siyonist israil ne diyorsa onun karşısında onu yapıyorlar. Gazze’de insanlar ölmüş, taş üstünde taş kalmamış, çocuklar parçalanmış, insanların namusları ayaklar altına alınmış; onlar için bunlar sadece kuru gürültüden ibaret. Söyler geçerler ama iş eyleme geldiğinde gerekeni yapmazlar.” ifadelerini kullandı.
“Bu anlaşmaya güvenerek ateşkesi kabul ettiler”
Filistin’deki direniş gruplarının, Müslüman ülkelere güvendikleri için ateşkes anlaşmasına uyma yönünde hareket ettiğini belirten Dursun, garantör ülkelerin bu güvenin gereğini yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
Dursun, “Hamas ve özellikle Gazze’deki direniş grupları, bu Müslüman ülkelere güvendikleri için aslında bu ateşkese imza attılar ya da ona uymaya çalıştılar. Eğer Amerika ve israil tek başlarına olsaydı, oradaki direniş hareketleri, Hamas ve İslami cihat örgütleri kesinlikle durmazlardı. O zaman ey Müslüman ülkelerin liderleri! Bu Müslümanlar vatanlarını, iffetlerini ve her şeylerini size güvenerek, istemeyerek ve kerhen de olsa bu anlaşmaya evet diyerek kabul ettiler. O hâlde bu işlenen cinayetler barış anlaşmasından sonra neden devam ediyor? İpleri elinde tutan insanlara, ‘Biz bunun garantörü olduk, biz buna söz verdik. Bu cinayet şebekesine, Amerika’ya artık durmasını söyleyin, bu işi bitirmesini isteyin.’ diyemiyor musunuz?” diye sordu.
Garantör ülkelerin bu konuda söz söyleme cesareti gösteremediğini ifade eden Dursun, “Ama diyemiyorlar. Tarihin en büyük ihanet anlaşması, tarihin en karanlık kapılar ardında organize edilmiş barış anlaşmasıdır.” dedi.
“Tarih kimin Müslümanların yanında kaldığına şahitlik edecek”

Zaman içerisinde hangi ülkelerin Filistinlilerin yanında durduğunun ortaya çıkacağını belirten Dursun, anlaşmaya imza atan ülkelerin sorumluluklarını yerine getirmemesinin tarih tarafından değerlendirileceğini söyledi.
Dursun, “Zaman her şeyin ilacıdır. Zamanla kimin ihanet ettiğini, kimin şeref, haysiyet ve onurla Müslümanların yanında kaldığını göreceğiz. Bunu tarih görecek, tarih buna şahitlik edecektir.” ifadelerini kullandı.
Mısır, Katar, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin ateşkesin uygulanması konusunda söz söylemesi ve harekete geçmesi gerektiğini dile getiren Dursun, bu ülkelerin ABD ve israil karşısında sessiz kalmayı sürdürdüğünü savundu.
Dursun, “Özetle söylüyorum; barış anlaşması imzalandı ama bu İslam ülkelerinin ipleri Amerika ve israil’in elinde. Maşa olan bu yönetimler, barış anlaşmasından sonra neden kan döküldüğünü, neden barışa uyulmadığını söyleme cesaretini maalesef gösteremiyor. Mısır’ın, Katar’ın, Ürdün’ün ve Suudi Arabistan’ın bu konuda söyleyecek sözleri yok.” dedi.
“Gazze’de güneş doğacak, Kudüs yeniden Müslümanların ilk kıblesi olacak”
Söz konusu barış anlaşmasını tanımadığını yineleyen Dursun, Gazze’deki direnişin bu süreci ve kendisine göre kurulan oyunu bozacağına inandığını dile getirdi.
Dursun, “Allah’ın izniyle, oradaki kardeşlerimizin, mücahitlerin bu barış anlaşmasını, bu kirli oyunu, Bizans oyununu ve siyonist oyunu bozmasını umut ediyorum. Onların yeniden, yalnızca yerlerin ve göklerin hükümranlığını elinde bulunduran, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın güç, kuvvet ve kudret sahibi olduğuna iman ederek başladıkları yerden bu işe devam etmelerini diliyorum.” diye konuştu.
Filistinlilerin topraklarında kalmaya devam etmelerinin önemine işaret eden Dursun, sözlerini şöyle tamamladı:
“Filistinli, Gazzeli ve Kudüslü kardeşlerim Allah’ın izniyle yerlerinde sabitkadem oldukları zaman, ümmetin liderleri ya da barışın garantörleri ne kadar sessiz kalsalar bile biz iman ediyoruz ki Allah nurunu tamamlayacak. Gazze’nin şafağında güneş doğacak ve Kudüs yeniden Müslümanların ilk kıblesi olacaktır. Tarih, kimin kimin yanında kaldığına da şahitlik edecektir.
Rabbim bu oyunu kardeşlerimizin bozmasını nasip etsin. Allah’ın izniyle Gazze’de İslam sancağının, Kudüs’te tevhid sancağının dalgalandığı günleri bize göstersin.” (İLKHA)