Sepetçiler Kasrı'nda yer alan Yeşilay Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen rapor sunumuna; Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nden Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz, Bahçeşehir Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Seval
Sepetçiler Kasrı'nda yer alan Yeşilay Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen rapor sunumuna; Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nden Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz, Bahçeşehir Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Seval Palteki ve Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Evşen Güzel katıldı.
Tütün, alkol, uyuşturucu ve uyarıcı madde, kumar ve dijital bağımlılıklarla ilişkili faaliyetlerin çevre üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği raporda, iklim değişikliğinin bireylerin ruh sağlığı ve bağımlılık riskleri üzerindeki olası etkilerine de dikkat çekilerek, bağımlılıklar ile çevresel sorunlar arasındaki çift yönlü ilişki ele alındı.
"Bağımlılıklar sadece insana değil, çevreye ve tabiata da zarar veriyor"
Bağımlılığın bireysel etkilerinin ötesinde toplumsal etkileri de olduğuna dikkat çeken Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, "Bağımlılık, yalnızca bir kişinin kendine zarar vermesi değildir. Bir kişinin ötesinde, toplumun da ciddi şekilde zarar gördüğü bir gerçekle karşı karşıyayız. Araştırmamızda bu konuda çok güçlü argümanlar var. Şunu görüyoruz ki bağımlılık aynı zamanda uçan kuşu, yüzen balığı, ormandaki ağacı, kırdaki çiçeği de ilgilendiriyor. Yani bağımlılıklar sadece insana değil, topluma, çevreye ve tabiata da zarar veriyor. Dolayısıyla bağımlılıklar sadece bireyin, toplumun ya da sosyolojinin meselesi değil, ekolojinin de meselesidir. Bu nedenle dünyaya karşı sorumlu insanlar olarak bağımlılıkların küresel ısınmaya etkisi, çevre kirliliği, diğer canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması konularında da sorumluluk taşıyoruz. Diğer yandan su tüketimiyle ilgili çok büyük bir tehditle karşı karşıyayız. Özellikle atıkların çevreye yayılması, toprağa, suya ve bitkilere bulaşması bakımından ciddi bir sorun söz konusu." dedi.
Bağımlılıklarla mücadelenin kapsamına evrenin korunması ve iklim değişikliği perspektifinin de eklenmesi gerektiğine inandıklarını belirten Dinç, "Bağımlılıkların önlenmesinin çevre ve sürdürülebilir kalkınma politikalarına entegre edilmesi, eğitimlerde çevre sağlığı ve iklim değişikliğine de vurgu yapılarak bunların bağımlılık riskleri üzerindeki etkilerinin kapsamlı bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz." diye konuştu.
Tütün endüstrisi yılda yaklaşık 80 milyon ton karbon emisyonuna neden oluyor
Raporda yer verilen Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tütün üretimi ve tüketimi her yıl yaklaşık 80 milyon ton karbondioksit emisyonuna yol açtığı belirtiliyor. Bu miktarın, yaklaşık 17 milyon benzinli aracın yıllık emisyonuna eşdeğer olduğu belirtiliyor. Dünya genelinde yaklaşık 3,2 milyon hektar tarım arazisi tütün yetiştiriciliği için kullanılırken tütün üretiminde yılda 22 milyar ton su tüketiliyor. Küresel ormansızlaşmanın yüzde 5'i de tütün üretimiyle ilişkilendiriliyor. Türkiye'de yılda 150,4 milyar adet sigara tüketilmesi, sigara izmaritlerinden kaynaklanan çevre kirliliğinin boyutlarına da işaret ediyor.
Alkol üretiminin su ve enerji tüketimi üzerindeki etkilerinin de ele alındığı raporda, bir litre alkollü içecek üretimi için 9 ila 22 litre su kullanıldığı belirtilirken uyuşturucu ve uyarıcı madde üretiminin ormansızlaşma, doğal yaşam alanlarının kaybı ve kimyasal atık oluşumuyla ilişkisine dikkat çekiliyor. Avrupa'da gerçekleştirilen araştırmalara göre, bir kilogram sentetik uyuşturucu üretiminde yaklaşık 25 ila 43 kilogram kimyasal atık ortaya çıkıyor.
Bazı psikoaktif maddeler arıtma sonrasında da sularda kalabiliyor
Raporun dikkat çeken bölümlerinden birini, Türkiye Yeşilay Cemiyeti öncülüğünde gerçekleştirilen "Atık Sulardaki Psikoaktif Maddelerin Çevreye Etkisi Araştırması" oluşturdu. Araştırma kapsamında İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Hatay, Samsun ve Trabzon'da bulunan yedi farklı atık su arıtma tesisinden toplam 98 numune analiz edildi.
Çalışmada 9 farklı psikoaktif maddenin insan vücudunda işlenmesiyle oluşan kalıntıları incelendi ve yapılan analizlerle arıtma süreçlerinin etkinliği değerlendirildi. Araştırma sonuçları, biyolojik arıtmanın psikoaktif maddelerin atık sulardan uzaklaştırılmasında önemli bir rol oynadığını gösterdi. Biyolojik arıtma uygulanan tesislerde incelenen maddelerin yüzde 82 ila yüzde 100'ü sudan uzaklaştırılırken biyolojik arıtma bulunmayan tesiste bu oranların belirgin şekilde daha düşük olduğu belirlendi. (İLKHA)