Çocuklar yeni eğitim-öğretim dönemine psikolojik ve duygusal olarak nasıl hazırlanmalı?

Çocuk Gelişimi ve Aile Danışmanı Dilan Aslan, çocukların yeni eğitim-öğretim dönemine psikolojik ve duygusal hazırlık noktasında İLKHA mikrofonuna önemli değerlendirmelerde bulundu. Yeni eğitim-öğretim dönemine başlayacak çocukların aileleri tarafından so

Çocuk Gelişimi ve Aile Danışmanı Dilan Aslan, çocukların yeni eğitim-öğretim dönemine psikolojik ve duygusal hazırlık noktasında İLKHA mikrofonuna önemli değerlendirmelerde bulundu.

Yeni eğitim-öğretim dönemine başlayacak çocukların aileleri tarafından sosyal, psikolojik ve duygusal olarak motive edilmesi gerektiğini, tatilde bozulan uyku ve rutinin yeniden düzenlenmesinde yine ailelerin çocuklara eşlik etmesi gerektiğini belirtti.

Çocuklara yetişkin rolü vermenin ya da bebek gibi davranmanın yanlış olduğunu vurgulayan Aslan, çocukların sorumluluk bilinciyle yönlendirilmesi gerektiğini söyledi

"Hem çocuğa hem öğretmene karşı sınır çerçevesinde ilerlemek lazım"

Çocukların yeni eğitim-öğretim döneminde psikolojik olarak hazırlanması ve bu konuda ailelere düşen görevlere dikkat çeken Aslan "Aileler, çocukları sosyal, psikolojik ve duygusal olarak motive etmeli. Çocuklar, okul büyük ve kalabalık bir yer olduğu için çekingenlik gösteriyor. Bu durumda okulu kötülemek, cezaevi gibi göstermek yerine sürekli motive etmek lazım. 'Öğretmenine söyleriz, sana ceza verir' demek yerine, 'Tatil bitti, ödev başladı' diyerek çocuğu mutlu bir anından zindana gönderir gibi bir tepki verilirse çocuklarda panik atak denilen duygusal bunalıma sebebiyet verilmiş olunur. Bu konuda ailelerin okul ile ilgili şaka yapmaması, aksine güvenli bir yer, bir yuva olduğunu belirtmesi lazım. Aileler öğretmenin sınırlarını, çocuğun öğretmene karşı sorumluluğunu da bilmeli. Sürekli 'Öğretmen sana ceza verir' denirse öğretmenin her şeyi yapabileceği bilinci yerleşir. O yüzden hem çocuğa hem öğretmene karşı sınır çerçevesinde ilerlemek lazım." ifadelerini kullandı.

"Çocuklara bir yetişkin rolü vermek de bebek gibi davranmak da yanlış"

Okula ilk başlayan çocuklarda ayrılma korkusunun aşılması için yapılması gerekenler hakkında konuşan Aslan "Çocuklar dışarıdaki oyunlarından, arkadaşlarından, evdeki tablet-televizyon düzeninden kopmak istemedikleri için sürekli bu ortamlarda olmak isterler. Bu tür yerlerden kopmak istemedikleri için ağlama krizleri yaşanmakta. Çocuklara bir yetişkin rolü vermek de bebek gibi davranmak da yanlış. Sorumluluk bilinciyle yöneltmek lazım. Ağladığında sırtını ovalamak yerine, 'Seninle geleceğim' yerine, 'Seni bırakıyorum, dönüşte alacağım. Öğretmenine emanetsin.' şeklinde bir sorumluluk bilinci oluşturmak ve çocukları bu yönde eğitmek daha doğru oluyor. Ailelerin okulda beklemesi, her ağladığında alması, hastalandığında hemen evde tutması bilinci oluşursa çocuklar bunu kullanabilir. Bu konuda öğretmeni de zorlayabilirler. Dolayısıyla ailelerin, çocuklara duygularıyla baş etmeyi öğretmesi gerekmektedir." dedi.

"Çocuğun birden rutinini bırakıp ertesi gün okula başlaması bunalıma sebep olur"

Aslan, tatilde bozulan uyku ve rutinin yeniden düzenlenmesinin önemine vurgu yaparak, "Okul açılmadan 1 hafta-10 gün önce aileler de çocukla birlikte aynı rutine uymalı. Saat 9'da uyuması gerekiyorsa aile de çocuklarla beraber uyumalı. Çocuklar zihinsel olarak, 'Ailem uyumuyor, ben de uyumam' diyerek beraberlik söz konusu oluyor. Burada okula uyum sağlayabilmeleri için aileler çocuklarla beraber rutinini düzeltmesi gerekiyor. Ödevlendirme sisteminden değil, test çözme ya da kitap okuma, ekran ve oyun süresini azaltma şeklinde çocukların rutinleri oluşturulmalıdır. Eğer çocuklar birden rutinini bırakıp ertesi gün okula başlarsa bunalıma sebep olur." dedi.

"Dışarıdaki hayatının aslında okulda da olabileceğini anlatmaları lazım"

Çocuklara sorumluluk bilincinin kazandırılmasının önemini açıklayan Aslan "Çocuklara öncelikle ailelerin bir sorumluluk bilinci yüklemeleri gerekiyor. Nasıl ki bizim yemek yememiz biyolojik bir ihtiyaçsa çocuklara eğitimin de bir ihtiyaç olduğu anlatılması lazım. Burada çocukların bir anda her şeyden koparılıp okula gönderilmesi, duygusal ve psikolojik olarak ailelerin sanki yetişkinmiş gibi her şeyi halledebilir düşüncesinin yerleştirilmesi, çocukların bazı şeyleri reddetmesine ve istememesine neden olabiliyor. Çocuklar okulu istemediği zaman okula beraber gidip okulu gezebilir, öğretmenleriyle tanışabilir, arkadaşlarını eve çağırabilir, mahallede, sokakta beraber vakit geçirebilir, etkinlikler yapabilir. Dışarıdaki hayatının aslında okulda da olabileceğini anlatmaları lazım. Ebeveynlerde sıkıntı yaşanan durum, okulun bir cezaevi şeklinde olması ve orada arkadaşlarıyla oyun oynayamayacağı, hiçbir şey alamayacağı düşüncesinin yerleştirilmesi." şeklinde konuştu.

Aslan, ifadelerini şöyle sonlandırdı:

"Teneffüs aralarında 15-20 dakika arkadaşlarıyla oyun oynayabileceği güzel bir şekilde anlatıldığında, çocukların anlayabileceği bir dille anlatıldığında bu kaygı en aza iner, panik hali de yönetilebilir. Çünkü çocuklar hiç bilmedikleri bir ortama, masa başına adapte olmaya çalışıyorlar. Okul başlamadan bir hafta, on gün öncesinden evde rutini yavaş yavaş kurduklarında, çocuklar okula gittiklerinde yabancılık çekmemiş olurlar. Aileler, çocuklara yetişkin rolü yüklemek yerine onların çocuk olduklarını ve duygularının bizim bilmediğimiz en düşük seviyede olduğunun da bilincine varmaları gerekiyor. Çünkü çocuklar 11 yaştan itibaren duygusal durumlarını daha iyi analiz edip yönetebiliyorlar. O yüzden de öğretmeni 'İstediğini yapabilir' şeklinde değil, çocuklara 'Bak, senin öğretmenin tatlı bir koruyucu' olarak anlatmaları çocuklar için daha rahatlatıcı bir düzen oluşturmaktadır." (İLKHA)