Son zamanlarda özellikle Orta Doğu’da savaş ve çatışmalar sonlanmıyor, bilakis yeni savaşlarla dünya bir belirsizliğe sürükleniyor. İLKHA muhabirine konuşan Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr
Son zamanlarda özellikle Orta Doğu’da savaş ve çatışmalar sonlanmıyor, bilakis yeni savaşlarla dünya bir belirsizliğe sürükleniyor.
İLKHA muhabirine konuşan Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Necmettin Acar, son dönemde Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, ABD’nin Körfez’de itibarının zedelenişi ve Türkiye’nin konumu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
ABD’nin artık dünyayı dizayn edecek bir güç ve kapasitesinin kalmadığını vurgulayan Acar, ABD’nin kiminle dost, kiminle düşman olunacağı, kime hangi yaptırımların uygulanacağı gibi konularda işgal rejimi ve özellikle soykırımcı Netanyahu yönetiminin belirleyici bir ağırlığı bulunduğunu kaydetti.
"Dünya tarihinde kapsamlı ve tam olarak işleyen bir uluslararası hukuk düzeni olmamıştır"
Acar, dünyada Gazze başta olmak üzere birçok ülkede yaşanan soykırımlar nedeniyle birçok devletin uluslararası hukuka olan güveninin artık kalmadığını belirterek, "Uluslararası hukuk, spekülatif bir kavramdır. Dünya tarihinin hiçbir döneminde kapsamlı ve tam olarak işleyen bir uluslararası hukuk düzeni olmamıştır. Ancak soğuk savaş sonrası dönemde, özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla tek kutuplu dünya düzeninde, uluslararası hukukun daha yoğun bir şekilde ihlal edildiği süreçler yaşadık. Bosna’da soykırım, Çeçenistan ve Ruanda’da yine soykırımlar gerçekleşti. Son dönemde ise İran üzerindeki askeri baskı, israilin Gazze ve Batı Şeria’daki soykırımı, bütün bunlar uluslararası hukuku zedeliyor. 1990 sonrası dönemde devletler, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi, AYM, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası kurum ve kuruluşlara artık güvenmiyorlar. Bu nedenle devletler, kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla kendi kapasitelerini, güçlerini artırmaya, daha fazla silah, mühimmat ve caydırıcı askeri güç inşa etmeye yöneliyorlar. Gelecek dönemde bu eğilimin daha da artacağını öngörüyorum. Devletler, herhangi bir tehditle karşılaştıklarında uluslararası düzenin kendilerini korumayacağı düşüncesiyle, güvenliklerini kendi imkânlarıyla temin etmeye çalışıyorlar." şeklinde konuştu.
"ABD artık dünyayı dizayn edecek bir güç ve kapasiteye sahip değil"
ABD’nin nasıl bir dünya düzeni tasarladığını ve siyonizmin bunun neresinde olduğuna dikkat çeken Acar, "1990’larda soğuk savaşın bitimiyle tek kutuplu bir dünya düzenine geçildiği varsayıldı. Amerika süper güçtü, rakipsiz tek süper güç olarak görülüyordu. Çünkü Sovyetler dağılmıştı. Ancak 2010’lu yıllardan itibaren çok kutuplu bir dünya düzenine girdik. ABD artık dünyayı dizayn edecek bir güç ve kapasiteye sahip değil. Basra Körfezi’nde 3-4 yıldır devam eden bir savaş var. ABD, israil, İran, Suriye, Lübnan ekseninde. ABD, bu savaşı sonlandıramıyor, kendi koşullarını İran’a dayatamıyor ve kesin bir yenilgiye uğratamıyor. Amerika’nın tek başına dizayn edebileceği bir dünya yoktur. israil, ABD’nin Orta Doğu politikasında oldukça etkili bir konumda. ABD, kiminle dost, kiminle düşman olunacağı, kime hangi yaptırımların uygulanacağı gibi konularda israilin, özellikle Netanyahu yönetiminin, belirleyici bir ağırlığı bulunuyor. Suriye politikası, Mısır ve Ürdün ile ilişkiler, hatta Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılması ve CAATSA yaptırımlarına maruz bırakılmamız... Bütün bunlar, israilin ABD’nin Orta Doğu politikası üzerindeki tahakkümü, hegemonyası ya da yönlendirme kabiliyetinin bir sonucudur. Öte yandan ABD’nin tek başına dünyayı şekillendirme gücü artık kalmamış, Çin, Rusya, Türkiye, Brezilya gibi yükselen güçlerle dünyayı paylaşmak zorunda kalıyor." ifadelerini aktardı.
"Trump yönetimi, çok pragmatist, aynı zamanda tarihsel tecrübeden de yoksun bir yönetim"
Acar, Körfez savaşlarının ABD’nin hesaplarını bozduğu gibi güven ve gücünün de zedelendiğini söyleyerek şunları aktardı:
"Trump yönetimi, çok pragmatist, aynı zamanda tarihsel tecrübeden de yoksun bir yönetim. Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı’na bakıldığında çok genç yaştalar. Aynı zamanda pozisyonlarını dolduracak bir kabiliyete sahip değiller. İran savaşına girdiklerinde ‘Bu savaşı bir hafta, 10 günde bitiririz.’ demişlerdi. Çünkü Venezuela’da başarılı olunan operasyonlar benzeri bir sonuç beklendi. ‘Bunu yapabiliyormuşuz’ dediler. Ancak İran’ın coğrafyası, topografyası, kültürü, siyasi yapısı ve rejimin gizli kabiliyetlerini hesap etmediler. Dolayısıyla İran tecrübesi biraz Afganistan’a benziyor. ABD, Afganistan’da 20 yıl kaldıktan sonra oradaki tüm silahları geride bırakarak çekilmek zorunda kalmıştı. Dolayısıyla Körfez Savaşları, ki ben buna 3. Körfez Savaşı olarak nitelendiriyorum, ABD için yıkıcı sonuçlar doğuruyor, ekonomisi ciddi şekilde sarsıldı. ABD’nin müttefikleri olan Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler de ABD’ye artık güvenmiyorlar. Bu müttefikler, uzun yıllardır Amerika’dan silah ve teçhizat tedarik ediyorlar. Kendi güvenlikleri konusunda da güvenleri vardı ama artık ABD’ye güvenmiyorlar. Suudi Arabistan, Türkiye ile Mekke Anlaşması imzalamak zorunda kaldı. Çünkü Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlayabilecek hiçbir küresel aktör yok, bölgesel bir aktör de yok. Dolayısıyla ABD’nin Körfez’de gittikçe zayıfladığını, müttefikleri nezdindeki itibarının da azaldığını söyleyebiliriz."
"ABD’siz bir Orta Doğu mümkün mü?"
"ABD’siz bir Orta Doğu mümkün mü?" sorusuna cevaben Acar, "Bunu konuşmak için henüz erken. ABD hâlâ Orta Doğu’da en etkili güç konumunda. Ancak gücünün azaldığı, belli alanlarda ve belli ülkelerle iş birliği ve pazarlık yapmak zorunda kaldığı kesin. Örneğin son günlerde çok konuşulan Mekke Anlaşması, Türkiye’nin Suudi Arabistan’a, aynı şekilde Pakistan’ın asker konuşlandırabileceği bir gündem söz konusu. ABD’deki yöneticileri takip ettim, bundan son derece memnunlar, çünkü bu coğrafyada düzeni kendi başlarına sağlayamıyorlar. Babülmendep ve Hürmüz Boğazı’nı kendi başlarına kontrol altına alamıyorlar. Dolayısıyla ABD’siz bir Orta Doğu henüz düşünülemez, ama birçok konuda; Suriye’de Türkiye’yi baz almak zorunda, Kuzey Irak’ta geçen hafta olduğu gibi bütün askerlerini çekti; artık bölgedeki aktörleri hesaba katacak, onlarla uzlaşmak zorunda kalıyorlar. ABD, 2003’te Irak’ı işgal ettiğinde Türkiye buna şiddetle karşı çıktı. Bununla birlikte Suudi Arabistan, Almanya da karşı çıktı. Ancak ABD, ‘Ben güçlüyüm, istediğimi yaparım.’ diyebiliyordu. Artık o günler geride kaldı. Yemen’de Suudi Arabistan’la, Suriye ve Lübnan’da Türkiye’yle koordinasyon sağlamaya çalışıyor. Aynı şekilde Irak ve İran hususunda da Türkiye ile koordinasyon sağlamaya çalışıyor. ABD’nin tek başına Orta Doğu’da dengeleri değiştirebilecek gücü gittikçe azalıyor." diye belirtti.
"Türkiye’nin eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar birçok alanda köklü reformlar yapması gerekiyor"
Çok kutuplu bir dünya düzeninde Türkiye’nin konumuna da dikkat çeken Acar, "Şu anda çok kutuplu bir dünya düzenindeyiz. Çin, Rusya, ABD gibi en az üç kutup var dünyada. Türkiye gibi yükselen güçler de var. Burada üç temel öncelik söz konusu. Birincisi, askeri güç ve kabiliyet. Yüksek teknoloji ürünü, caydırıcı silah sistemleri geliştirmek, savunma sanayimizi en üst düzeye çıkarmak zorundayız. Çünkü dünya, ne kadar güçlü askeri kapasiten varsa o kadar saygı gördüğün bir yer haline geldi. Bu, hem Türkiye’ye olan güveni artırır hem de komşuları nezdindeki itibarını yükseltir. İkincisi, ekonomik kalkınma. Türkiye uzun zamandır ekonomik bir durgunluk sürecinde. Bunu harekete geçirmek, sürdürülebilir büyümeyi sağlamak lazım. Bunun için sadece yatırım yetmiyor, eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar birçok alanda köklü reformlar yapmak gerekiyor."
Acar, ifadelerini şöyle tamamladı:
"Üçüncüsü ve en önemlisi, endüstri 4.0, yapay zekâ, çip teknolojisi gibi alanlarda ilerleme kaydetmek. Hâlâ kendi üretimimiz olan telefonumuz, işletim sistemimiz, temel teknoloji ürünlerimiz yok. 100 milyonun üzerinde abonesi olan ülkemizde bunları başka ülkelerden temin ediyoruz. Bu bağımlılığı kırmak için en önemli adım beyin göçünü durdurmak, hatta tersine çevirmek. En zeki, çalışkan, üretken insanlarımızın ülke içinde kalmasını sağlamak, yurt dışına gidenleri geri kazanmak gerekiyor. Bunu başarırsak yapay zekâ ve ileri teknoloji alanında büyük bir atılım yapabiliriz. Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıllarda önünün açık olduğunu düşünüyorum. Ancak bunun için siyasi karar vericilerin vizyon sahibi olması, bu konulara öncelik vermesi şart." (İLKHA)