HÜDA PAR Milletvekili Dinç: Gençlerimizi şiddet kültüründen korumak ertelenemez devlet politikası olmalı

HÜDA PAR Gençlik Politikaları Başkanı ve Mersin Milletvekili Faruk Dinç, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dijital platformlarda, sokaklarda ve okullarda tırmanan şiddet sarmalın

HÜDA PAR Gençlik Politikaları Başkanı ve Mersin Milletvekili Faruk Dinç, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Dijital platformlarda, sokaklarda ve okullarda tırmanan şiddet sarmalının çocuklar ve gençler açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten Dinç, akran zorbalığı, sosyal medyadaki denetimsizlik ve kontrolsüz şiddet içerikleriyle mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

Dinç, ayrıca Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkına yönelik düzenlemeyi eleştirirken, Elazığ ve Diyarbakır'da gerçekleştirdikleri ziyaretlerde vatandaşların kendilerine aktardığı ulaşım, tarım, deprem konutları ve sağlık hizmetlerine ilişkin sorunları da gündeme getirdi.

“Gençlerin şiddet kültüründen korunması için tüm kurumlar koordinasyon içinde çalışmalı”

Dijital mecralarda, sokaklarda ve okullarda tırmanan şiddet sarmalına karşı devlet kurumlarını acil koordinasyona çağıran Dinç, “Son dönemde dijital mecralarda, sokaklarda ve maalesef okullarda tanık olduğumuz şiddet sarmalı, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız ve gençlerimiz için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Akran zorbalığı, sosyal medyadaki denetimsizlik ve kontrolsüz şiddet içerikleri birbirini beslemeye devam ediyor. Bu bağlamda, çocuklarımızı ve gençlerimizi ‘şiddet kültüründen’ korumak, artık ertelenemez bir devlet politikası olmak zorundadır.” dedi.

“Şiddeti özendiren yayınlara yönelik yaptırımlar caydırıcı hâle getirilmeli”

Yetkili mercileri somut adımlar atmaya çağıran Dinç, şu önemli önerilerde bulundu: "Çocukların eriştiği sosyal medya platformlarına etkili yaş doğrulama ve koruyucu güvenlik mekanizmaları getirilmeli; platformlar çocuklara yönelik risk değerlendirmesi yapmakla yükümlü tutulmalıdır. Akran zorbalığı ve siber zorbalıkla mücadele için okullarda etkin bir takip ve müdahale sistemi oluşturulmalı, rehberlik servisleri güçlendirilmelidir. Cinayet, cinsel saldırı ve ağır şiddet olaylarına ilişkin görüntülerin, suç yöntemlerinin ve mağdurların mahremiyetini ihlal eden ayrıntıların reyting veya etkileşim amacıyla yayımlanmasının önüne geçecek etkili düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Şiddeti özendiren veya normalleştiren yayınlara yönelik yaptırımlar caydırıcı hâle getirilmeli; gerektiğinde yayın kısıtlamaları uygulanmalıdır. RTÜK, BTK, Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında çocukların dijital güvenliğini sağlamak amacıyla etkin bir koordinasyon mekanizması oluşturulmalıdır.”

“Şiddetin teşhir edilmesi ve özendirilmesi engellenmeli”

Dinç, “Haber alma özgürlüğünü koruyarak şiddetin teşhir edilmesini ve özendirilmesini engelleyen bir hukuk düzeninin bir an önce kurulması gerekir. Güvenli bir gelecek ve şiddetten arınmış bir toplum inşa etmek, devletin ve tüm karar vericilerin öncelikli görevidir.” ifadelerini kullandı.

“Azerbaycan’da başörtüsünün bir tehdit gibi görülmesi kabul edilemez”

Azerbaycan’da yürürlüğe giren yeni okul kıyafeti düzenlemesinin başörtülü kız çocuklarının eğitim hakkını gasp ettiğini ifade eden Dinç, “‘Laikliğe uygun olmayan giyim unsurları’ kılıfı altında başörtüsünün eğitim ve çalışma hayatında bir engel gibi sunulması, doğrudan Müslüman halkın inancına ve temel insan haklarına yapılmış bir saldırıdır. İtalya gibi Batı ülkelerinde İslam karşıtı zihniyetin burka ve peçe yasakları eleştirilirken halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan’da başörtüsünün bir tehdit gibi görülmesi kabul edilemez. Azerbaycan’ı yönetenler, Batılılaşma adı altında kendi halkının değerleriyle, tarihiyle ve inancıyla kavga etmekten derhal vazgeçmelidir.” şeklinde konuştu.

“Azerbaycan halkının başörtüsü hakkına sahip çıkılmalı”

Türkiye’nin 28 Şubat karanlığında yaşadığı başörtüsü yasaklarının acı tecrübelerini hatırlatan Dinç, şunları dile getirdi: “Müslüman Azerbaycan halkının başörtüsü hakkına sahip çıkmak ve aynı acıların orada yaşanmasına engel olmak, Türkiye için de önemli bir sorumluluktur. Azerbaycan yönetimini, bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçmeye ve başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını hiçbir ayrım gözetmeksizin ve şartsız olarak güvence altına almaya çağırıyoruz.”

"Bizim buradaki derdimiz üzüm yemektir, vatandaşımıza aslında hizmet etmektir"

Elazığ Kovancılar ilçesi ve Elazığ'a bağlı köylerde yaptıkları ziyaretlerle ilgili Dinç, "Vatandaşlarımızla bir araya geldik. Evet, bu salonda sürekli sorunları dile getiriyoruz. Bu arada Elazığ'a bağlı Gökçe köyünde de bir sorun vardı. Özellikle oradaki köylülerimizin bizden talebi bir istasyon yani tren durağının yapılmasını talep etmişlerdi. Biz de bunu hem burada dile getirdik hem ilgili yetkililere aktardık ve bu meselenin takipçisi olduk. Elhamdülillah şu an Gökçe köyümüzde istasyon yapıldı, tren de orada durak yapıyor ve vatandaşlarımız sağlıklı bir şekilde yolculuğunu yapabiliyorlar. Bu vesileyle diyoruz ki bu işte emeği geçen yetkili yetkili kim varsa her birine de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Özellikle bölge müdürü, Elazığ il müdürü ve bu konuda emeği geçen herkese de teşekkür ediyoruz. Bizim buradaki derdimiz üzüm yemektir, vatandaşımıza aslında hizmet etmektir. Onların sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürmesi için çalışmaktır." dedi.

"Hakkaniyetli, adaletli davranmak zorundayız"

Dinç, "Kovancılar'a bağlı Başyurt Bucağı köyünde biz ziyaret gerçekleştirdik. Oradaki köylülerimizle, özellikle çiftçilerimizle bir araya geldik. Çiftçilerimizin bize aktardığı sorunları var, şikayetleri var ve biz de basın yoluyla burada dile getiriyoruz. İnşallah ilgili yetkililer de bu sorunlara el atar, bakarlar ve vatandaşlarımızın bu mağduriyetini giderirler. Özellikle Başyurt Bucağı köyünde vatandaşlarımızın bize aktardığı bir sorun, sulama suyunun fiyatının çok yüksek olması. Yani normalde diyorlar bu su doğal bir kaynaktan geliyor, öyle ciddi bir enerji de harcanmıyor. Ancak su fiyatı çok yüksek. Özellikle bölge illerine baktığımızda onlardan bile bu fiyatın çok yüksek olması bizim çiftçilik yapmamıza engel oluyor. Belki böyle devam ederse biz de bir sonraki senede ürün ekmeyiz, üretim durur, belki bu da memlekete bir zarar verir diye vatandaşlarımız şikayetlerini dile getirdi.

Diğer bir konuda da su sayacının ile ilgili şikayetini dile getirdiler. Özellikle su sayacı ara sıra patlıyor veya farklı sebeplere doğru belki kırılıyor, bozulmalar yaşanıyor. Ancak bu bozulmalar diyorlar hiçbir delil aranmadan direkt bunun ücreti bizden talep ediliyor. Bu konuda köylülerin böyle iddiaları var, bunların göz önünde bulundurulması lazım. Hiç kimse haksızlığa uğramaması gerekiyor. 1 milim de olsa, 1 kuruş da olsa bu konuda hakkaniyetli, adaletli davranmak zorundayız. 'Sulama kanalı yapıldı ve çoğu bizim tarlalarımızdan geçti. Kamulaştırılmayla ilgili problemler oldu. Ama buna rağmen yine de bu ücretler bizden yüksek alındı diye köylülerimizin iddiaları var." ifadelerine yer verdi.

"Çiftçi ciddi manada mağdur oluyor"

Köylülerin Toprak Mahsulleri Ofisi ile ilgili şikayetlerini dile getiren Dinç, "Ürünümüzü veriyoruz, düşük fiyata alınıyor ve en önemli sorunlarının bir tanesi de çiftçilerimiz diyorlar ki biz bunlarla iletişime geçemiyoruz, randevu alamıyoruz. Bu konuda da vatandaşlarımızın bu şikayeti göz önünde bulundurulmalı. En çok dile getirdikleri sorun aslında kantarla ilgili sorun. Şeker pancarı üretimi yapıyoruz ve tırlara bindiriyoruz. Bu şeker pancarı doğal olarak tırlarla götürülürken karayollarında kantarın üzerinde tartılıyor. Kilonun biraz da fazla olunca doğal olarak cezalar kesiliyor. Biz tarlada ölçemiyoruz kaç kilo gelir, kaç gram gelir, biz bunu tarlada böyle bir ölçüm aletimiz yok. Ama biraz fazla gelince doğal olarak cezalar kesiliyor ve kar ettiklerimizden de gidiyor.

Aslında vatandaşın bu konuda belki biraz fazla yüklemesinin arka planında şu yatıyor: Yani ilaç fiyatı yüksek, yakıt fiyatı yüksek, gerçekten çiftçi de ciddi manada mağdur oluyor. Bundan dolayı belki de biraz fazla yükleyeyim, en azından masrafı düşüğe getireyim diye bir yol da izlemiş olabilir. Ama bu konuda da en azından diyorlar bu süreçte bize ceza kesilmesin, biraz esnek davranılsın, biz de çok masraf etmeden en azından emeğimizin karşılığını alacak şekilde bu ürünlerimizi sağlıklı bir şekilde teslim edelim diye bu kantarla ilgili bu karayollarının, bu ceza verenlerin, bu mercilerin şu an bu süreçte esnek olmasını talep ediyorlar." şeklinde belirtti.

"Bir an önce elektrikler çekilsin, o köylü vatandaşlarımız da evlerine geçsinler"

Açıklamasının devamında deprem konutları ile ilgili Dinç, şunları söyledi: "Bundan yaklaşık 3,5 yıl önce Elazığ'da da bir deprem yaşandı, bölgede de bir deprem yaşandı. Rabbim öyle felaketleri bir daha yaşatmasın. Ancak diyorlar evler yapılmış, bizzat evleri gördüm, TOKİ'nin yaptığı çok güzel evler var. Altyapı olmadığı için elektrik oradaki abonelikler yapılmamış ve vatandaşlar sürekli bugün yarın eve taşınacağım diye 4 ev değiştirdim diyor. Hala elektrik çekilmemiş. Bununla birlikte akrabamın evinde kalıyorum diyen vatandaşlarımız vardı. Yani bir an önce buradaki elektrik altyapısı yapılsın. O konutlar sapa sağlam, zaten hiçbir sorunları yok. Bir çalışma da olmadığını söylediler. Bir an önce elektrikler çekilsin, o köylü vatandaşlarımız da evlerine geçsinler diyorum.

Karınca köyüyle ilgili bize aktarılan bir problem vardı. Diyorlar Karınca köyünde bulunan foseptik çukuru normalde daha önce köye yakın olduğu için biz köyün dışına çıkardık. Ancak şimdi TOKİ yapılıyor, tekrardan bu foseptik çukuru biraz vatandaşlarımızın yerleşim mahalleleri, özellikle köy sakinlerinin kaldığı yerde yapılıyor. Buradaki köylülerimizin talebi de yine ya şehrin dışına ya da o diğer kanalla, başka önceden bir kanal varmış onunla bağlantı kurulsun, yani vatandaşın güvenliği, sağlığı korunsun diye talep ettiler."

"6 ay geçmesine rağmen yol yapılmadı"

Diyarbakır'da yaptıkları ziyaretlere değinen Dinç, "Diyarbakır halkı da bize ulaştı. Özellikle Diyarbakır'ın Ergani ilçesinin yolla ilgili bir problemini bize aktardılar. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin aylardır Ergani'deki yol problemi çözülmüyor diye bize aktardılar. 6 ay önce Ergani'deki Selmanköy mahallesiyle İncehıdır arasında bir 17 kilometrelik bir yol var. Ve bu yol yapılacak diye kazıldı, toz toprağa karıştırıldı. Ancak 6 ay geçmesine rağmen yol yapılmadı. Yapılmaması ayrı bir konu, çalışma da yok diye bize şikayette bulunuyorlar. Çünkü diyorlar önümüz kış, kar kış başlayacak, çamur olacak ve vatandaşlar burada mağdur edilecek. Bundan dolayı bir an önce bu yol yapılsın. Bu yol sadece iki mahalleyi ilgilendiren bir yol değil, 60-70 köyü, mahalleyi ilgilendiren bir yoldur ve burada binlerce vatandaşımız bu yolu kullanıyor. Bir an önce Selmanköy mahallesi ile İncehıdır arasındaki 17 kilometrelik yol bir an önce asfaltı yapılsın diye Ergani ilçemizin bize ilettiği bir talep." dedi.

"Hastanenin hijyeni, temizliği, fiziki şartları da çok yıpranmış"

Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile ilgili de Dinç, "Diyarbakır merkezinde bulunan Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi gerçekten oradaki doktorlarımız ciddi bir şekilde özveriyle halkımıza hizmet ediyor. Ben çoğuna şahit olmuşum, mesaisi bitmesine rağmen buna rağmen gelen vatandaşı geri çevirmiyor, randevuya bakılmaksızın hizmet vermeye çalışıyor, saatlerce orada bekliyorlar. Bu konuda onları da tebrik ediyorum, takdir ediyorum, bunu söylemeden geçemem. Ama diğer konuda hastanemiz gerçekten oradaki hasta nüfusunu kaldırabilecek bir kapasitede de değil. Çünkü Diyarbakır'daki hastane sadece Diyarbakır halkına hitap etmiyor, bölge illerdeki vatandaşlarımız da orada tedavi olmaya geliyor.

Hatta bizim komşu ülke Irak'tan bile vatandaşlar Gazi Yaşargil Araştırma Hastanesi'ne tedavi olmak için geliyor. Bu konuda bu hastanede ciddi bir yığılma var, bir yoğunluk var. Yani vatandaş oraya gidince ben acaba sıra bulabilir miyim diye endişeye kapılıyor. Sıra bulsa yatış olsa yatak bulabilir miyim diye bir endişeye kapılıyor. Bununla birlikte hastanenin hijyeni, temizliği, gerçekten fiziki şartları da çok yıpranmış. Yani bizzat görmüşüm lavaboları, WC'leri çok kirli. Mermer yerinden çıkmış veya bu konuda bir hastaneye yakışmayan fiziki durumlar var. Özellikle bu hijyeniyle, temizliğiyle ilgili vatandaşlar bize şikayetler ilettiler, bunun yapılması lazım." ifade etti.

"Hastalık, hasta, sağlık ertelenemez bir durumdur"

Son olarak Dinç, "Bir diğeri de yönetimde bir istikrar olsun deniliyor. Yani 15 yıllık bir hastane, neredeyse 2025'e kadar 13 başhekim değiştirildi. Yani buradaki amaç hastaneye hizmet olmalıdır. Hangi başhekim gelirse gelsin 13 tane başhekimin değişmesi de ciddi bir manada bir istikrarın olmadığını bize aktardılar. Sağlık çalışanlarımızın artan iş yükü ve ek ödeme kesintileri nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını bize ifade ettiler. Hasta ve çalışan güvenliği ayrıca güçlendirilmelidir. En önemlisi aslında asıl sorun hastaneden öte şehir hastanesi yıllardır yapılacak deniliyor, bir türlü bitmemesidir. Bu konuda şehir hastanesine Diyarbakır halkı gerçekten ciddi bir şekilde ihtiyaç duyuyor. Bir an önce bu şehir hastanesinin bitimi yapılmalı, bitimi hızlandırılmalı.

Belki bu konuda iş yükü en azından Eğitim Araştırma Hastanesi'nin üzerinden kalkacak. Ama buna rağmen Eğitim Araştırma Hastanesi ile ilgili ciddi denetimlerin yapılması lazım; temizliğinden, hijyeninden, fiziki şartlarından ve yoğunluğundan tek tek bunların denetlenmesi lazım. Bir doktora kaç hasta düşüyor, gerçekten çok yoğunluk var ve bu konuda da doktorlarımızı da tebrik ediyorum, takdir ediyorum. Gerçekten gelen hastaları mümkün mertebe gücün nispetinde de geri çevirmiyorlar. İnşallah bu sorunun çözümü için de ilgili kişiler biraz daha bunun üzerinde durur ve hastalık, hasta, sağlık ertelenemez bir durumdur. Bundan dolayı bu konuda da gerekli tedbirlerin alınacağını umuyorum." diye konuştu. (İLKHA)