HÜDA PAR Sözcüsü Ramanlı: Faizsiz, üretime dayalı ve adil bir ekonomi mümkündür

HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, TBMM'de yaptığı açıklamada faizsiz ekonomik sistemin mümkün ve gerekli olduğunu belirtti. Ramanlı, cezaevinde hayatını kaybeden 73 yaşındaki Abdullah Tırpan üzerinden hasta ve yaşlı mahkumların durum

HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, TBMM'de yaptığı açıklamada faizsiz ekonomik sistemin mümkün ve gerekli olduğunu belirtti.

Ramanlı, cezaevinde hayatını kaybeden 73 yaşındaki Abdullah Tırpan üzerinden hasta ve yaşlı mahkumların durumunun yeniden değerlendirilmesi, olası ihmallerin araştırılması ve insan hayatını esas alan hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini kaydetti.

2027 yılı hac ücretlerinin yüksekliğine de dikkat çeken Ramanlı, maliyetlerin şeffaf biçimde açıklanarak ücretlerin düşürülmesini istedi.

Ramanlı, Türkiye ile Libya arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması'nın onaylanmasını ise iki ülkenin hak ve menfaatlerinin korunması açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.

"Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır"

Faizsiz ekonomi mümkün olduğunun altını çizen Ramanlı, "Faiz, insanlık tarihinin en eski ve en ağır ahlaki tartışmalarından biridir. İnsanlığın kadim inançlarında ve ahlak geleneklerinde faiz, haksız kazanç ve sömürünün bir aracı olarak görülmüş; ilahi dinlerde kesin biçimde yasaklanmıştır." diyerek Kur'an-ı Kerim başta olmak üzere diğer semavi kitaplarda da faize karşı açık hükümler bulunduğunu hatırlattı.

Ramanlı, "İslam'da hüküm nettir: Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Bu sebeple faiz, inancımız açısından kesinlikle uzak durulması gereken bir haramdır. Tarih boyunca faize getirilen sınırlamalar, borçlunun korunması ve ekonomik adalet arayışıyla yakından ilişkili olmuştur." dedi.

"Faizsiz, üretime dayalı ve hakça paylaşımı esas alan bir ekonomi mutlak surette yürürlüğe girmelidir"

Kapitalist ekonomik sistemin insan emeğini tükettiğini ve gelecek nesilleri borç yükü altında bıraktığını belirten Ramanlı, "Sermaye birikimi ve borç ilişkilerinin yaygınlaşmasıyla faiz, zamanla normalleştirildi; hatta 'ekonomik hayatın vazgeçilmez bir kuralı' gibi sunuldu. Oysa yaygın olması, onu meşru veya kaçınılmaz kılmaz. İslam iktisadı; kâr-zarar ortaklığı, selem, murabaha ve üretime dayalı finansman gibi modellerle faizsiz alternatifler sunmaktadır. Esas olan, faizin adını değiştirmek değil, gerçekten faizsiz, risk paylaşımına dayalı ve adil bir ekonomik düzen kurmaktır. Faize karşı duruşumuz inancımızın, yaradılış gayemizin ve siyasi anlayışımızın bir gereğidir. Parti programımızda da ortaya koyduğumuz üzere üretimi, emeği ve adil paylaşımı esas alan faizsiz bir ekonomik düzen mümkündür ve gereklidir. Kapitalist sistem bizi yedi bitirdi; emeğimizi tüketti, geleceğimizi ipotek altına aldı. İnsanı borca mahkûm eden, gelir dağılımındaki adaletsizliği artıran kapitalizm küresel bir ekonomik terördür. Faizsiz, üretime dayalı ve hakça paylaşımı esas alan bir ekonomi mutlak surette yürürlüğe girmelidir." diye konuştu.

"Hasta ve yaşlı mahkumların hayat hakkı, bürokratik işlemlerin ağırlığına ve katı infaz uygulamalarına feda edilemez"

Ceza infazının insan hayatını tehlikeye atan bir uygulamaya dönüşmemesi gerektiğini vurgulayan Ramanlı, şunları aktardı:

"Ağır sağlık sorunlarına ve ilerlemiş yaşına rağmen tahliye edilmeyerek cezaevinde tutulan 73 yaşındaki Abdullah Tırpan’ın yoğun bakımda hayatını kaybetmesi, hasta mahkumların durumunu ve infaz sistemindeki sorunları bir kez daha gündeme getirmiştir. Ceza infazı hiçbir surette insan hayatını tehlikeye atan, telafisi imkânsız acılara yol açan bir uygulamaya dönüşmemelidir. Devlet gözetimi altındaki her ferdin hayat ve sağlık hakkını korumak, kamu makamlarının hem hukuki hem de insani bir sorumluluğudur. Abdullah Tırpan’ın vefatına giden süreçteki olası ihmal iddiaları tüm yönleriyle araştırılmalı, sağlık raporları, infazın ertelenmemesine dair kararlar şeffaf bir şekilde incelenmeli; varsa ihmali bulunan sorumlular hakkında gerekli yasal işlemler yapılmalıdır. Hasta ve yaşlı mahkumların hayat hakkı, bürokratik işlemlerin ağırlığına ve katı infaz uygulamalarına feda edilemez. Benzer olayların ve acıların bir daha asla yaşanmaması için gerekli tedbirlerin acilen alınması çağrısında bulunuyoruz. Ağır hasta mahkumların durumları ivedilikle gözden geçirilmeli, insan haysiyetini ve hayat hakkını esas alan hukuki düzenlemeler de acilen hayata geçirilmelidir."

"Hac bir ibadettir, lüks bir seyahat değildir"

Hac ücretlerinin yüksekliğine dikkat çeken Ramanlı, "İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadeti, Müslümanların yerine getirmeyi arzuladığı bir ibadettir. Ancak yıldan yıla artan hac maliyetleri, vatandaşlarımızın bu ibadeti yerine getirmesini giderek zorlaştırmaktadır. 2027 yılı için hac ücretleri kişi başı 8 bin 800 dolar ile 24 bin 500 dolar arasında değişmekte olup hacı adaylarının büyük çoğunluğu 9 bin 200 dolar ödeyecektir. Türkiye’deki ücretler diğer İslam ülkelerine kıyasla oldukça yüksektir. Ücretlerin neden bu kadar yüksek olduğu, ayrıntılı ve ikna edici bir maliyet dökümüyle kamuoyuna açıklanmalıdır. Endonezya, Pakistan, Bangladeş ve Malezya gibi ülkelerin vatandaşları çok daha düşük ücretlerle hac ibadetini yerine getirebilmektedir. Bu ülkelerin uyguladığı finansman modelleri incelenmeli; hacı adaylarının ödediği tutarı azaltabilecek destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Uçak, konaklama, yemek, personel ve diğer organizasyon giderleri kalem kalem açıklanmalı; zorunlu yemek hizmeti, hava yolu tercihleri, personel sayısı ve konaklama süreleri dâhil bütün giderler gözden geçirilmelidir. Hac ibadetinin ifasına yönelik organizasyonlarda amaç, ticari kâr elde etmek değil; bu mukaddes vazifenin güvenli, nitelikli ve maliyetleri olabildiğince düşürülerek herkes için erişilebilir bir şekilde sunulması olmalıdır. Hac bir ibadettir, lüks bir seyahat değildir. Vatandaşlarımızın üzerindeki mali yükü azaltacak somut adımlar atılmalı, hac ücretleri mutlaka düşürülmelidir." ifadelerine yer verdi.

"Türkiye ile Libya arasındaki iş birliğinin geleceğine karar verecek olanlar, bu iki ülkenin temsilcileridir"

Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasının onaylanmasını olumlu karşıladıklarını belirten Ramanlı, "Libya Temsilciler Meclisi’nin, Türkiye ile 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nı onaylamasını memnuniyetle karşılıyor; bu kararı, iki ülkenin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin korunması açısından önemli bir adım olarak görüyoruz. Avrupa Birliği’nin, Türkiye ve Libya’nın egemenlik haklarını gözetmek yerine her zamanki gibi taraflı bir tutum sergileyerek siyonistlerin ve Yunanistan’ın çıkarlarını önceleyen bu yaklaşımını kabul etmiyoruz. Doğu Akdeniz’de adalet ve istikrar, bazı yapıların çıkarları uğruna diğerlerinin haklarının yok sayılmasıyla sağlanamaz. Egemen iki devletin karşılıklı hak ve menfaatleri doğrultusunda yaptıkları anlaşmaları hedef alan her türlü baskıyı, müdahaleyi ve dayatmayı reddediyoruz. Türkiye ile Libya arasındaki iş birliğinin geleceğine karar verecek olanlar, bu iki ülkenin temsilcileridir. Alınan kararın Libya’daki ayrılıkların giderilmesine, taraflar arasında diyaloğun güçlenmesine vesile olmasını ve ulusal uzlaşı yönünde atılacak adımlara öncülük etmesini temenni ediyoruz." diye konuştu. (İLKHA)