Fatih'te gerçekleştirilen basın toplantısına, yakın zamanda özgürlüğüne kavuşan Filistinli eski esirlerin yanı sıra 30'dan fazla Filistinli esir ile esir ailesinin avukatlığını yürüten Av. Gülden Sönmez, Av. Hilal Koçeli ve Av. Furkan Aral katıldı. Nafet
Fatih'te gerçekleştirilen basın toplantısına, yakın zamanda özgürlüğüne kavuşan Filistinli eski esirlerin yanı sıra 30'dan fazla Filistinli esir ile esir ailesinin avukatlığını yürüten Av. Gülden Sönmez, Av. Hilal Koçeli ve Av. Furkan Aral katıldı.

Nafeth Nayef Salim Hajhusein
İşgal rejiminin cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, Filistinli esirlerin maruz kaldığı uygulamalar ve işkenceler ile 7 Ekim Aksa Tufanı'ndan bu yana hapishanelerde yaşananların anlatıldığı basın toplantısında konuşan Nafeth Nayef Salim Hajhusein, "İşgal zindanlarında ömür boyu hüküm giymiş birisiydim ve bir esir takasında serbest bırakıldım. İnsan haklarına verdiğiniz önemden ve işgal zindanlarına atılarak onurları çiğnenenlere destek verdiğiniz için teşekkür ederim. İşgal zindanlarında esir olarak tutulan 9 bin 400 kişi var. Filistinlilerin gündemini en çok meşgul eden şey işgal zindanlarında tutulan esirlerdir." dedi.
Filistin halkının yüzde 20'si en az bir kez esaret yaşadı
Filistin davası ne bugün ne de 7 Ekim'den sonra doğmadığını, işgalcilerin işgalinden bu yana var olduğunu hatırlatan Hajhusein, "Özellikle 1950 yılından sonra esaret dönemi başlamış, 1960'lı yıllardan itibaren zindanlara atılan Filistinlilerin sayısı bir milyonu geçmiştir. Filistinlilerin yüzde 20'si zindanlarda esir edilmiş ve her 100 Filistinliden 40'ı, yani her 10 erkekten 4'ü esir edilmiştir. Bunlar sadece bir rakamdan ibaret değildir. Bu sayıların ardında aileler, çocuklar, yaşanmışlıklar var. 60 yılı bulan bu esaret döneminde, Filistinliler, edebiyat ile organize olmaya başladılar. Zindanlarda esir tutulanlar kendilerine yapılan işkenceler, yapılan onur kırıcı tutumlara karşı bir hareket başlattılar. Dünyanın hiçbir yerinde işgal edilen bir toprakta yaşayanlara bu kadar zalimane, bu kadar aşağılık bir tutum gösterildiği kayda geçmemiştir. Esirler hareketinin birinci hedefi, zindanlardaki esirlerin organize olmalarıydı. İkinci hedef ise vatan kimliğini muhafaza etmek ve bu anlamda farkındalık oluşturmaktı. Üçüncü hedef de zindanlardaki esirlerin hukuklarının korunması için zindanlarda sorumlu kişiler ile işbirliği içerisinde organize yapmaktı." diye konuştu.
İşgal zindanlarının 3 kısma ayrıldığını, merkezi denilen zindanlarda genel halkın kaldığını, soruşturma merkezleri olan işgal rejiminin iç istihbaratı Şabak'ın zindanları, üçüncüsü de askeri hapishaneler olduğunu aktaran Hajhusein, işgal edilen topraklarında şimdiye kadar 17 hapishane kurulduğunu ifade etti.

35 yıldır cezaevinde tutulanlar var
İşgal rejiminin en kötü hapishanesinin Sde Teiman olduğunu, Ebu Gureyb'in bile bu cezaevine nazaran çok hafif kaldığını aktaran Hajhusein, "Bu hapishanelerin genelinde 94 kadın esir tutuluyor. Bunlardan 3'ü hamile, 2'si kanser hastası, biri de 18 yaşından küçüktür. Bu esirlerden 360'ı 18 yaş altı çocuk, bunlardan 14 yaş altı olanlar da var. İdari olarak tutuklu bulunan birçok kişi hakkında hiçbir suçlama olmamasına rağmen keyfi olarak tutuluyorlar. 15 yıl boyunca idari tutuklu olarak hapishanelerde tutulanlar var. Cezaevlerinde tutulanlar arasında 116 kişi müebbet hapis cezası almış, 300 kişi de müebbet hapis cezası alması bekleniyor. Şu ana kadar 35 yıldır cezaevinde tutulanlar var. Bu hapishanelerde hala cesetleri teslim edilmeyen esirler var. İşgal rejimi bu cesetleri morglarda tutuyorlar. Şehid edilen 93 kişinin cesedi ailelerine dahi teslim edilmedi. " şeklinde konuştu.

Osman Said
Esirlerin aç bırakılması sistematik bir işkence
İşgal hapishanelerinde 31 yıl kalan ve 1,5 yıl önce Aksa Tufanı sürecinde yaşanan esir takası ile özgürlüğüne kavuşan Osman Said, "İşgal hapishanelerinde her gün yaşanan ihlalleri anlatmak istiyorum. İşgalciler, bu tür ihlaller gündeme geldiğinde bunun hapishanelerde çalışanların şahsi tutumu olduğunu söylüyor. Oysaki bu ihlaller, bireysel olarak değil sistematik olarak gerçekleştiriliyor. Bu söylediklerimi uluslararası birçok kuruluş da açıklamalarıyla destekliyor. Bu ihlaller, Ben Gvir'in, Netanyahu'nun emriyle yapılıyor. Ben Gvir, Knesset'te yaptığı konuşmada, Filistinli esirlerin aç bırakılması gerektiğini söylemiş, hatta bizzat esirlere yaptığı işkencelerle bilinen birisidir. Birleşmiş Milletler yetkililerinin de bu hapishanelerde yapılan ihlallere ilişkin açıklamaları olmuş ve yaşananlar raporlanmıştır." dedi.
24 saate yalnızca bir saat su veriliyor
İnsanlara ölmeyecek kadar yemek verildiğini ve bir yılda 20 kilodan fazla zayıflayan insanların olduğunu aktaran Said, "Hapishane yönetimi, açlık işkencesiyle esirlere nasıl daha az yemek vereceklerini hesaplamışlardı. 2 bin 300 kaloriden bahsediyorlardı ama esirlerin fotoğraflarına bakıldığında bunun böyle olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. Özellikle Aksa Tufanı sürecinde 2 yıl boyunca günde yediğim pirinç, bir su bardağını dolduracak kadar bile yoktu. Burada önümüze konulan kahvaltı tabağı esirlerin hayallerini süslüyordu. Biz de oruç tutardık ve bir gün boyunca verilen yemekleri toplayarak en azından bir öğün doymak istiyorduk. Hapishane görevlileri şayet yemek sakladığımızı görseler çöpe atıyorlardı ve sonraki güne aç olarak giriyorduk. Nakap Hapishanesinde 24 saatte yalnızca bir saat su verilirdi ve bu süre zarfında yıkanma, temizlenmek, abdest almak, su içmek gerekiyordu. 9 bin 400 kişinin tutulduğu hapishanelerde insanlar günün geri kalan zamanında içebilmek için bir bardak su ayırabilselerdi kendilerini şanslı hissediyorlardı. Şeker hastaları şekeri yükselsin diye diş macunu yemek zorunda kalıyordu. 2025 yılında mahkeme üyesi 2 kişi yeterince gıda verilmediğini ifade etmiş olsa da o günden bu yana bir şey yapılmadı. Aç bırakma meselesi, 7 Ekim'den sonra bir politika haline geldi." diye konuştu.

Fahed Sabri
"İşgal hastanelerinde doktorlar, insanları tedavi etmek için değil eziyet etmek için bulunuyor"
Henüz 14 yaşındayken esir edilen ve 20 yıl boyunca hapishanede tutulan, ardından bir esir takası ile serbest bırakılan Fahed Sabri, "işkencelerle ilgili arkadaşlarım zaten anlatılacakları anlattılar. Ancak ben bu işgale karşı ne yapılabileceğine değinmek istiyorum. İşgal rejimi, işgalciler aklını yitirmiştir. Filistin'e dini veya ırki bir bağ kuramayanların en azından insani anlamda ilgilenmeleri gerekir. Biz en son Yahudi'yi topraklarımızdan kovana kadar topraklarımız terk etmeyeceğiz. İşgalci israilin seçkinliği siyasi, askeri olarak tamamen çöküştür. Güvenlik konusunda bu aşırıcı fanatiklerin tek gayesi, karşılığı ne olursa olsun yönetimde kalmaktır. Siyasi kanat ise tamamen yolsuzluk ve şahsi çıkarlar için iktidarda kalmak adına ne gerekiyorsa yapıyorlar. Yargının itirafları da artık bir yaptırımlarının kalmadığını gösteriyor. Hepimiz kendi alanımızda bunların çöktüğünü anlatmalıyız. İşgalcilerin ruhsal sağlık anlamında çöküntüye girmiş durumlardadır. İşgal hastanelerinde insanları tedavi etmek için değil eziyet etmek için doktorlar bulunuyor. Dünyaya bunu anlatarak işe başlayabilirsiniz. Basın yayın olarak işgal rejiminin sansürlediği hakikatleri, hapishanelerde yaptıkları işkenceleri ifşa edebilirsiniz. Bunları ifşa etmeniz durumunda insanlar tepki gösterebilir, yıkılmaz sanılan tahtlarını sarsabiliriz. İşgal güçlerinin yargı erki de tamamen siyasi amaçlara hizmet etmektedir. Tüm uluslararası kamuoyu bilmelidir ki israilin görüntüsü eskisi gibi değildir, bitmiştir. Eğer dünya kamuoyuna israilin dünya için bir yük olduğunu anlatabilirsek dünya bundan nasıl kurtulacağını düşünebilir." şeklinde konuştu.

Av. Gülden Sönmez
Köpekler artık tecavüz için kullanılıyor
Basın açıklamasının sonunda 30'dan fazla Filistinli esir ve ailelerin avukatlığını yürüten Av. Gülden Sönmez ise şu ifadeleri kullandı:
"Şu anda bildiğimiz kadarıyla 4'ü kadın olmak üzere 43 gazeteci de işgal zindanlarında tutuluyor. Her gün Gazze'deki soykırım sırasında bir şekilde götürülen, aslında öldü zannedilen ama işgal zindanlarında olan kişilerin haberlerini duyuyoruz. 10 bine yakın isimden bahsediyoruz. Bizler bir hukuk ekibi olarak, yaklaşık 29 Filistinli esir ailesinin temsilcileriyiz. Bunlardan bazıları burada bulunan ve sonradan çıkmış olan, kendilerine karşı yapılanları dava etmemiz için bizi vekil tayin eden kişileridir. 7 Ekim'den sonra Gazze'den götürülen ve halen esir tutulan ailelerin vekiliyiz. Burada açıklandı ama yavaş yavaş öldürme sayılabilecek bir soykırım, bir aç bırakma, susuz bırakma, uzuvların kesilmesi veya farklı bir şekilde engelli hale getirilmeleri söz konusu. En çok görüntülere yansıyan ise zindanların köpeklerle, coplarla, sopalarla insanların sistematik olarak darp edilmesidir. Köpeklerin işkence için değil cinsel saldırı, tecavüz için eğitilmesi söz konusu. Onca insan hakları davalarıyla uğraşmamıza rağmen işkencenin bu türünü hiç duymamıştık. Bu artık saklanamayan, Birleşmiş Milletlerin dahi kabul ettiği bir gerçektir. Tüm bunların hesabı sorulmalıdır. Bu yüzden avukatları olarak hem ulusal hem uluslararası yargı mekanizmalarına başvurular yaptık. Bunlardan biri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden bir soruşturma. Şu anda sunduğumuz deliller dışında incelemeler, tahkikat süreci devam ediyor. Yaptığımız bir başvuruda, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin mekanizmalarına başvurular gerçekleştirdik. Burada özellikle sistematik işkenceler yer alıyor. 7 Ekim'den sonra israil mevcut yönetiminin Ben Gvir başkanlığında cezaevi idareleriyle başlattığı uygulama soykırımın bir parçasıdır. Sadece basit bir hapsetme ve ilkence sürecinden bahsetmiyoruz. İşgal zindanlarında yapılan uygulama, fiziken yok etmenin yanı sıra iradi olarak da yok etmenin bir parçasıdır. Kimliklerinin, inançlarının yok edilmesine yönelik bir uygulama ile karşı karşıyayız." (İLKHA)