İzlanda'da AB referandumu: "Evet" çıksa bile üyelik garanti değil

Ancak referandumdan "evet" çıkması, İzlanda'nın AB'ye katılacağı anlamına gelmiyor. Oylama yalnızca Brüksel ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına ilişkin yetki verilmesini öngörüyor. İzlanda hükümeti tarafından "şimdi ya da asla" şeklinde sunu

Ancak referandumdan "evet" çıkması, İzlanda'nın AB'ye katılacağı anlamına gelmiyor. Oylama yalnızca Brüksel ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına ilişkin yetki verilmesini öngörüyor.

İzlanda hükümeti tarafından "şimdi ya da asla" şeklinde sunulan referandum, ülkenin mevcut durumda Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üzerinden AB'nin tek pazarına erişimini sürdürmesi ile Brüksel'in karar alma mekanizmalarına dahil olma ihtimali arasında bir tercih niteliği taşıyor.

Başbakan Kristrún Frostadóttir, mayıs ayında parlamentoda yaptığı açıklamada, oylamanın amacının müzakereler için yetki almak olduğunu belirterek, nihai kararda son sözün yine halka ait olacağını ifade etti.

Ancak İzlanda'nın AB yolculuğunda geçmişte yaşananlar, sürecin Brüksel açısından sanıldığı kadar kolay olmayabileceğine işaret ediyor.

İzlanda, küresel finans krizinin ardından 2009'da AB'ye üyelik başvurusunda bulunmuş, ancak 2013'te iktidara gelen AB karşıtı koalisyon döneminde müzakereler askıya alınmıştı. Ekonominin kısa sürede toparlanması ve AB üyeliğine yönelik kamuoyu desteğinin azalmasıyla birlikte Reykjavik yönetimi 2015'te Brüksel'e müzakereleri yeniden başlatma niyetinde olmadığını bildirmişti.

Bu kez ise tablo tersine döndü. 2024'te iktidara gelen AB yanlısı koalisyon, üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağının referandumla halka sorulmasını kararlaştırdı.

Brüksel'in önündeki asıl engel: Balıkçılık

İzlanda'nın AB üyeliği önündeki en zorlu başlığın balıkçılık olması bekleniyor. Balık ve deniz ürünleri ülkenin ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını oluştururken, deniz kaynakları üzerindeki kontrol İzlanda'da yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda egemenlik ve ulusal kimlik meselesi olarak görülüyor.

AB'nin Ortak Balıkçılık Politikası kapsamında üye ülkeler için avlanma kotaları ve diğer kurallar belirleniyor. İzlanda'nın önde gelen balıkçılık sektörü kuruluşu SFS ise AB üyeliğinin ülkenin bağımsız bir kıyı devleti olarak hareket etme gücünü sınırlayabileceğini savunuyor.

İzlanda hükümeti de tarım ve balıkçılığa ilişkin başlıkların müzakerelerde kapatılması en zor alanlar olacağını kabul ediyor.

İki taraf arasındaki anlaşmazlık geçmişte özellikle uskumru kotaları konusunda sertleşmişti. "Uskumru savaşları" olarak anılan süreçte İzlanda, AB'nin aşırı bulduğu tek taraflı kota kararları alırken, Reykjavik yönetimi AB, Norveç ve Faroe Adaları arasında varılan düzenlemelere de itiraz etmişti.

Dolayısıyla İzlanda'nın yeniden müzakere masasına oturması halinde Brüksel'in önünde yalnızca yeni bir aday ülke değil, mevcut kurallara kolayca uyum sağlamayabilecek güçlü bir balıkçılık sektörü bulunacak.

İzlanda özel muafiyet isteyebilir

Reykjavik'in gelecekte AB'nin Ortak Balıkçılık Politikası'ndan özel düzenlemeler veya muafiyetler talep etmesi bekleniyor. Böyle bir taviz verilmesi halinde ise Brüksel'in başka ülkelerden gelecek benzer taleplerle karşılaşması gündeme gelebilir.

Nitekim İrlanda'daki balıkçılık kuruluşlarının, İzlanda'ya verilebilecek olası ayrıcalıkların kendi sektörleri için de uygulanmasını istemesi, AB'nin zaten karmaşık olan ortak balıkçılık politikasını yeni bir tartışmanın içine çekebilir.

Bu durum, İzlanda'nın üyelik sürecini yalnızca Reykjavik ile Brüksel arasındaki bir pazarlık olmaktan çıkararak AB içerisinde yeni bir ayrıcalık ve kota tartışmasına dönüştürme potansiyeli taşıyor. (İLKHA)