Kekemelikte iyi niyetli uyarılar baskıyı artırabiliyor!

Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü kapsamında kekemeliğin nedenleri, belirtileri ve farklı yaşlardaki seyriyle birlikte erken değerlendirme, doğru terapi yaklaşımı ve ailelerin destekleyici tutumlarının önemi hakkında

Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü kapsamında kekemeliğin nedenleri, belirtileri ve farklı yaşlardaki seyriyle birlikte erken değerlendirme, doğru terapi yaklaşımı ve ailelerin destekleyici tutumlarının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.

Kekemelik, sosyal ilişkileri ve özgüveni de etkiliyor!

Kekemeliğin, konuşma sırasında seslerin, hecelerin veya kelimelerin tekrarlanması, bazı seslerin uzatılması ya da konuşmanın aniden duraklaması nedeniyle konuşmanın doğal akışının kesintiye uğraması olduğunu ifade eden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Konuşma sırasında ortaya çıkan bu güçlükler, bazı bireylerde artan fiziksel çaba, yüz ve vücut hareketleri, göz kırpma veya kas gerginliği gibi ikincil davranışlarla birlikte görülebilir.” dedi.

Tahmincioğlu, kekemeliğin yalnızca konuşmanın akıcılığını değil, bireyin iletişim kurma isteğini, özgüvenini, sosyal ilişkilerini ve günlük yaşamını da etkileyebilen çok boyutlu bir durum olduğunu vurguladı.

Kekemelik tek başına psikolojik travmadan kaynaklanmaz!

Genellikle dil ve konuşma becerilerinin hızla geliştiği 2–5 yaşları arasında ortaya çıktığını aktaran Tahmincioğlu, “Bazı çocuklarda belirtiler okul çağında fark edilebilirken ergenlik ve yetişkinlik döneminde ilk kez ortaya çıkması oldukça nadirdir.” dedi.

Çocukluk döneminde başlayan kekemeliğin, bazı bireylerde kendiliğinden ortadan kalkabilirken bazılarında ilerleyen yaşlarda da devam edebileceğine işaret eden Tahmincioğlu, şunları söyledi:

“Nedenleri konusunda toplumda yaygın olan yanlış inanışlardan biri, korku, stres veya psikolojik travmaların doğrudan kekemeliğe yol açtığı düşüncesidir. Ancak bilimsel çalışmalar, gelişimsel kekemeliğin tek başına psikolojik bir travmadan kaynaklandığını desteklemez. Günümüzde kekemelik; genetik yatkınlık, nörolojik gelişim ve konuşmanın motor kontrolüyle ilişkili etkenlerin bir arada rol oynadığı, çok faktörlü bir nörogelişimsel bozukluk olarak değerlendirilir. Fakat psikolojik faktörlerin kekemelik üzerinde hiçbir etkisi olmadığı da söylenemez. Özellikle kekemeliğin uzun süre devam etmesi, bireyin konuşmasına yönelik kaygı geliştirmesine, bazı iletişim ortamlarından kaçınmasına ve sosyal katılımının sınırlanmasına neden olabilir. Örneğin, kekemeliği nedeniyle sınıfta söz almaktan çekinen bir öğrenci, sorunun yalnızca konuşma akıcılığıyla sınırlı olmadığını; akademik, sosyal ve duygusal alanlara da yansıyabildiğini gösterir.”

Yetişkinlikte aniden başlayan kekemelik araştırılmalı!

İleri yaşlarda görülen kekemeliğin ise farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğine işaret eden Anuş Tahmincioğlu, “Çocukluk döneminde başlayan ve zamanla azalan ya da belirginliğini kaybeden kekemelik, bazı bireylerde ilerleyen yıllarda yeniden fark edilebilir hale gelebilir.” dedi.

Bireyin konuşma güçlüklerini gizlemeye veya baskılamaya yönelik geliştirdiği stratejilerin, stresli durumlarda yeterli olmayabileceğini dile getiren Tahmincioğlu, “Diğer taraftan kafa travması, inme, nörolojik hastalıklar, beyin tümörleri, cerrahi girişimler veya bazı ilaçların etkileri sonucunda edinilmiş kekemelik de gelişebilir. Bu nedenle özellikle yetişkinlik döneminde aniden başlayan konuşma akıcılığı sorunlarının nedenlerinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi önemlidir.” şeklinde konuştu.

Kekemeliğin kendiliğinden geçmesini beklemeyin!

Gelişimsel kekemeliğin bazı çocuklarda başlangıcından sonraki ilk aylarda veya yıllarda kendiliğinden düzelebildiğini aktaran Tahmincioğlu, “Ancak hangi çocukta kendiliğinden düzelme gerçekleşeceğini kesin olarak öngörmek mümkün değildir. Kekemeliğin devam etme süresi, aile öyküsü, çocuğun yaşı, eşlik eden dil ve konuşma güçlükleri, kekemelik davranışlarının özellikleri ve çocuğun bu duruma verdiği duygusal tepkiler değerlendirmede dikkate alınması gereken faktörlerdir. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde kendiliğinden geçmesini beklemek yerine bir dil ve konuşma terapistine başvurulması önerilir.” uyarısında bulundu.

Çocuğun konuşmasına değil, anlatmak istediğine odaklanın!

Kekemelik sürecinde ailelerin ve yakın çevrenin tutumlarının, özellikle çocukların iletişim deneyimleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğuna dikkat çeken Tahmincioğlu, “Çocuğun konuşmasını sürekli düzeltmek, takıldığı sözcükleri tamamlamak, konuşmasını hızlandırmaya çalışmak veya ona tekrar tekrar nasıl konuşması gerektiğini söylemek, iletişim üzerindeki baskıyı artırabilir.” diye ekledi.

‘Yavaş konuş’, ‘önce nefes al’, ‘düşünerek konuş’, ‘dur ve tekrar söyle’ gibi iyi niyetli uyarıların, çocuğun konuşmasına aşırı dikkat yöneltmesine ve kendisini daha fazla baskı altında hissetmesine neden olabileceğini kaydeden Tahmincioğlu, “Bunun yerine çocuğun nasıl konuştuğundan çok ne anlatmak istediğine odaklanılması, sabırla dinlenmesi ve sözünü tamamlaması için yeterli zaman tanınması gerekir.” diye konuştu.

Kekemelik utanılacak veya gizlenecek bir durum değil!

Kekemelik hakkında konuşmaktan tamamen kaçınmanın da her zaman doğru bir yaklaşım olmadığına değinen Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Çocuk konuşmasındaki güçlüğün farkındaysa, bu konuda soru soruyorsa veya kekemelik nedeniyle üzüntü yaşıyorsa duygularının anlayışla karşılanması önemlidir.” dedi.

Kekemeliğin utanılması veya gizlenmesi gereken bir durum olmadığının, konuşurken zaman zaman zorlanmasının düşüncelerinin değerini azaltmadığının çocuğun yaşına uygun bir dille anlatılabileceğini ifade eden Tahmincioğlu, böylece kekemeliğin aile içinde konuşulması yasak bir konu haline getirilmeden, destekleyici ve kabul edici bir iletişim ortamı oluşturulabileceğini aktardı.

Kekemelik yaşansa da özgürce iletişim kurulabilmeli!

Kekemeliğin yalnızca ses veya hece tekrarlarından oluşan basit bir konuşma sorunu olmadığının altını çizen Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Nörogelişimsel, davranışsal, duygusal ve sosyal boyutları bulunan karmaşık bir konuşma akıcılığı bozukluğudur. Kekemeliğin ortaya çıkışı bireyin veya ailesinin hatalı davranışlarının bir sonucu olarak değerlendirilmemeli, süreç bilimsel bilgiler ışığında ele alınmalı. Erken değerlendirme, bireyselleştirilmiş terapi, aile katılımı ve destekleyici iletişim ortamları, kekemeliğin etkilerinin azaltılmasında önemli rol oynar.

En temel hedef, bireyin yalnızca daha akıcı konuşmasını sağlamak değil, kekemelik yaşasa da düşüncelerini özgürce ifade edebilmesini, iletişimden kaçınmadan sosyal yaşama katılabilmesini ve kendisini etkili bir iletişimci olarak görebilmesini desteklemektir.” (İLKHA)