Kudüs Uluslararası Kurumu'nun değerlendirmelerine göre son büyük baskın sırasında gerçekleştirilen uygulamalar, Mescid-i Aksa'daki tarihi "statüko"nun aşındırılması açısından yeni bir aşamaya işaret ediyor. Siyonist rejim polisinin korumasındaki Yahudiler
Kudüs Uluslararası Kurumu'nun değerlendirmelerine göre son büyük baskın sırasında gerçekleştirilen uygulamalar, Mescid-i Aksa'daki tarihi "statüko"nun aşındırılması açısından yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Siyonist rejim polisinin korumasındaki Yahudilerin Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınları artık münferit olaylar olmaktan çıkarak sistematik bir politikaya dönüşürken, son baskına yaklaşık 4 bin 300 Yahudi'nin katıldığı belirtiliyor.
Kudüs Uluslararası Kurumu, son dönemdeki uygulamaların Mescid-i Aksa'nın mevcut yönetim ve ibadet düzenini değiştirmeye yönelik dört temel başlıkta ilerlediğini belirtiyor.
Zaman paylaşımı dayatması
Mescid-i Aksa'daki mevcut uygulamalara göre alanın yönetimi İslami vakıflara ait bulunuyor ve Müslümanların ibadet mekanı olarak kabul ediliyor. Ancak siyonist rejimin, belirli günlerde Müslümanların girişini kısıtlayarak Yahudilere geniş alan açması, "zamansal bölünme" planının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bu uygulamanın, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Halil kentindeki İbrahim Camii'nde uygulanan modele benzetildiği belirtiliyor. İbrahim Camii'nde zamanla ibadet alanlarının bölünmesi ve büyük bir bölümünün Yahudi ibadet alanına dönüştürülmesi, Mescid-i Aksa konusunda da benzer bir sürecin hedeflendiği endişelerini artırıyor.
Mekânsal bölme girişimleri
Siyonist rejimin son baskın sırasında Yahudiler için Mescid-i Aksa'nın avlusuna gölgelik kurması, yeni bir uygulama olarak değerlendiriliyor.
Kudüs uzmanları, bunun geçici bir düzenleme gibi görünse de ilerleyen süreçte kalıcı hale getirilmek istenebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Babürrahme bölgesinin hedef alınması ve burada "dini" ritüellerin yapılması, alanın kontrolünü değiştirme girişimi olarak görülüyor.
"Dini" ritüellerin yaygınlaştırılması
Son yıllarda Yahudilerin Mescid-i Aksa avlularında dini ayinler gerçekleştirmesine daha fazla izin verildiği belirtiliyor. Daha önce yasak olan bazı uygulamaların polis koruması altında yapılması, Müslümanlar tarafından statünün ihlali olarak değerlendiriliyor.
Bu faaliyetlere bazı siyonist hükümet yetkilileri ve milletvekillerinin de destek vermesi, tartışmaları daha da büyütüyor.
Kudüs İslami Vakıflarının yetkilerinin sınırlandırılması
Mescid-i Aksa'nın yönetimi tarihsel olarak Kudüs İslami Vakıfları tarafından yürütülüyor. Ancak son dönemde vakıf çalışanlarının girişlerinin engellenmesi, kapıların kontrolünün ele alınması ve avludaki düzenlemelerin siyonist rejim polisi tarafından yapılması, vakfın rolünün zayıflatıldığı eleştirilerine neden oluyor.
1967'den beri süren müdahaleler
Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik tartışmalar, 1967 yılında Kudüs'ün işgal edilmesinden sonra başladı. İşgalin ardından Babü'l-Mağaribe kapısının kontrolünün siyonist rejimin eline geçtiği ve bu kapının zamanla Yahudi baskınlarının ana giriş noktalarından biri haline getirildiği belirtiliyor.
2000 yılında dönemin muhalefet lideri Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'ya yaptığı baskın ise İkinci İntifada'nın başlamasına neden olan gelişmelerden biri olarak tarihe geçti.
Son yıllarda ise Yahudi baskınları, alıkoymalar, giriş kısıtlamaları ve dini ritüel uygulamalarındaki artış, Mescid-i Aksa üzerindeki baskının yoğunlaştığı bir dönem olarak değerlendiriliyor.
Müslüman dünyasına çağrı: Sessizlik statükonun kaybına yol açabilir
Kudüs Uluslararası Kurumu, mevcut gelişmeler karşısında İslam dünyasının daha güçlü tepki vermesi gerektiğini belirtiyor. Kurum, Mescid-i Aksa'nın korunmasının yalnızca Filistinlilerin değil, tüm Müslümanların sorumluluğu olduğunu vurguluyor.
Uzmanlar, geçmişte halkın tepkileriyle bazı girişimlerin geri püskürtüldüğünü hatırlatarak 2017'deki "Elektronik Kapılar Krizi" sırasında Kudüslülerin ve Filistinlilerin uzun süreli direnişi sonucunda kapıların kaldırıldığını ifade ediyor.
Ancak mevcut sürecin daha kapsamlı ve sistematik olduğuna dikkat çekiliyor.
Mescid-i Aksa'nın geleceğinin, yalnızca Kudüs'teki gelişmelerle değil İslam dünyasının bu konuya vereceği tepkiyle de yakından bağlantılı olduğu belirtiliyor. Eleştirmenlere göre sessizlik devam ettiği takdirde Mescid-i Aksa'nın tarihi ve İslami kimliğini koruyan mevcut yapının geri dönülmez biçimde değiştirilmesi riski giderek artıyor. (İLKHA)