Personelini Görmeyen Yönetim Anlayışı

Kamu kurumları vatandaşa hizmet üretmek için vardır. Ancak ne yazık ki bazı kurumlarda hizmet üretmesi gereken personel, enerjisini işine değil; baskıya, yıldırmaya ve psikolojik mücadeleye harcamak zorunda bırakılmaktadır.

Kamu kurumları vatandaşa hizmet üretmek için vardır. Ancak ne yazık ki bazı kurumlarda hizmet üretmesi gereken personel, enerjisini işine değil; baskıya, yıldırmaya ve psikolojik mücadeleye harcamak zorunda bırakılmaktadır.

Son yıllarda kamu çalışanlarının en büyük sorunlarından biri haline gelen mobbing, artık bireysel bir davranış olmaktan çıkmış, bazı kurumlarda yönetim anlayışının bir parçası haline gelmiştir. Personelin sürekli eleştirilmesi, yaptığı işlerin görmezden gelinmesi, başarılarının takdir edilmemesi, görev tanımı dışındaki işlerin yüklenmesi ve değersiz hissettirilmesi çalışma barışını derinden sarsmaktadır.

Bir çalışan düşünün...

Mesai saatlerine dikkat ediyor. Kurumu için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Lakin yaptığı hiçbir iş için takdir edilmiyor. Bir teşekkür belgesine dahi layık görülmüyor. Yaptığı onlarca çalışmada dahi kadrajda bulunduğu halde kurumun resmi sitesinde yer almıyor. Başka kurumlar tarafından takdir edilirken kendi kurumu tarafından sürekli dışlanıyor. Başarılı olduğunda ise sessizlik hâkim oluyor, en ufak hatasında ise herkesin önünde eleştiriliyor. Böyle bir ortamda verimlilikten, aidiyet duygusundan ve kurumsal başarıdan söz etmek mümkün müdür?

Ne yazık ki bazı yöneticiler, otoriteyi liderlikle karıştırmaktadır. Oysa korku ile yönetilen kurumlarda üretkenlik değil, sessizlik hâkim olur. Çalışanlar fikir üretmekten çekinir, inisiyatif kullanamaz ve zamanla kuruma olan bağlılığını kaybeder. Sonuç olarak çalışan sadece kurumunu özel bir kurum statüsünde görür. Mesaisini tamamlar ve kurumdan gönlünü çeker. Bu durumda kaybeden sadece personel değil, yönetimler olur.

Çalışan kurumuna her koşulda sahip çıkar. Ekmek teknesini sahiplenir ama yöneticilerini asla sahiplenmek istemez.

Özellikle deprem, salgın ve olağanüstü süreçlerde fedakârca çalışan kamu personelinin beklentisi yüksek maaşlar ya da makamlar da değildir. Çoğu zaman sadece emeğinin görülmesini, adil davranılmasını ve insanca muamele görmeyi istemektedir. Ancak bazı kurumlarda çalışanların yıllarca gösterdiği özveri tek bir teşekkür cümlesiyle bile karşılık bulamamaktadır.

Unutulmamalıdır ki bir kurumun en büyük sermayesi gösterişli binaları, bütçesi veya makam araçları değildir. En büyük sermayesi insan kaynağıdır. Personelini değersizleştiren, susturan ve yıldıran kurumlar uzun vadede kendi geleceğini tüketmektedir.

Gerçek liderler korku iklimi oluşturmaz; güven ortamı inşa eder. Çalışanını ezmez, iftira atmaz, dedikodularla asla lekelemez.

Personelim bir şey yapmışsa bir bildiği vardır. Çalışanına güven duyar ve sahiplenir.

Kurumsal başarıyı sahiplenirken hatayı personele yükleyen anlayışlar ise kurumsal çürümenin temelini oluşturur.

Bugün kamu yönetiminde ihtiyaç duyulan şey daha fazla baskı değil, daha fazla adalet; daha fazla korku değil, daha fazla liyakat; daha fazla mobbing değil, daha fazla insan odaklı yönetim anlayışıdır.

Çünkü mutlu çalışanın olduğu yerde kaliteli hizmet, adaletli yönetimin olduğu yerde ise güçlü kurumlar vardır.

Kim bilir belkide taşlanmak kusurun değil, çoğu zaman faydalı olmanın bedelidir.

Yasin TANIR