Şeyh İsam Telime'den "bireyselleşme" uyarısı: İnsanların sıkıntılarına sabretmek daha faziletli

İTTİHADUL ULEMA'nın geleneksel hale getirdiği Alimler Buluşmasının bu yıl 11'ncisi düzenledi. Program, Diyarbakır'ın merkez Yenişehir ilçesinde bulunan Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu'nda başladı. İki gün sürecek programda davet çalışmaları, İsla

İTTİHADUL ULEMA'nın geleneksel hale getirdiği Alimler Buluşmasının bu yıl 11'ncisi düzenledi.

Program, Diyarbakır'ın merkez Yenişehir ilçesinde bulunan Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu'nda başladı. İki gün sürecek programda davet çalışmaları, İslam ümmetinin birliği ve davette yeni yöntem ve arayışlar ele alınıyor.

11’inci Âlimler Buluşması’nın İkinci Oturumu Araştırmacı Yazar Molla Mahmud Kılınç'ın moderatörlüğünde başladı.

İkinci oturumun sonunda Mısırlı alim Şeyh İsam Telime "Gençliğin bireyselleşme ve yalnızlaşma eğilimlerinde evlilik müessesesi ve ahlaki krizler" başlıklı sunumunu yaptı.

"Bireyselleşme ve yalnızlaşma, bütün dünyanın sorunu"

Bütün dünyanın, bireyselleşme ve yalnızlaşma eğilimiyle karşı karşıya olduğunu belirten Telime, günümüzde bazı gençlerin evlilik düşüncesinden uzaklaştığını aktardı.

Telime, "Bu sorun yalnızca Arap dünyasına veya İslam dünyasına özgü değildir. Avrupa'da ve dünyanın başka bölgelerinde de aynı sorun yaşanmaktadır." dedi.

İslam'ın insanlığa kazandırdığı önemli değerlerden birinin aile müessesesi olduğunu ifade eden Telime, "Bizim kültürümüzde ve inancımızda aileye, evliliğe ve çocuk sahibi olmaya büyük önem verilir. Ancak bugün aile müessesesi giderek daha fazla sıkıntıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum karşısında yalnızca şikâyet etmek yeterli değildir. Bilakis sorunun üzerine gitmeli ve çözüm yolları aramalıyız." dedi.

Bazı düşünce sistemlerinde, bireyin ihtiyaçları ile toplumun beklentileri arasında bir çatışma olduğu ileri sürüldüğünü aktaran Telime, "İslam ise bireyin hakları ile toplumun ihtiyaçları arasında güçlü bir denge kurar. İslam, bireyin haklarını ortadan kaldırmadığı gibi toplumsal sorumlulukları da göz ardı etmez. Aksine bireyin ve toplumun birbirini tamamlamasını esas alır. İslam'da bireysel haklar ve sorumluluklar vardır. Ancak bunlar toplumdan kopuk bir şekilde değerlendirilmez." diye konuştu.

Telime, "Asr suresinde insanın hüsranda olduğu bildirilir. Ancak iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bu durumdan istisna edilir. Burada bireysel kurtuluş ile toplumsal sorumluluk arasındaki ilişki açıkça görülmektedir. İnsan yalnızca kendisini düşünerek değil, başkalarıyla birlikte hareket ederek, birbirine destek olarak ve ortak değerleri koruyarak hayatını sürdürmelidir." şeklinde konuştu.

Bazı insanlar, diğer insanlardan uzak bir yerde yaşamanın kendilerini daha rahat ettireceğini düşünebildiğini söyleyen Telime, "İnsanlarla görüşmeyen, onların sıkıntılarından uzak duran ve kimseyle ilişki kurmayan bir hayatın daha huzurlu olacağını düşünebilirler. Ancak bir sahabenin insanlardan uzaklaşarak mı yoksa onlarla birlikte yaşayarak mı daha faziletli bir hayat sürebileceği konusunda Peygamber Efendimize danıştığı aktarılır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanlarla birlikte yaşamayı, onların sıkıntılarına sabretmeyi ve onlarla ilişkileri sürdürmeyi daha faziletli bir tutum olarak göstermiştir. Çünkü insanlarla birlikte yaşamak bazen zordur. İnsanlar birbirlerini incitebilir, anlaşmazlıklar yaşayabilir ve çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilirler. Fakat bu zorluklara sabretmek, insanlardan bütünüyle uzaklaşmaktan daha faziletli olabilir." ifadelerini kullandı.

"Bugün Avrupa'yı ve Batı dünyasını taklit etmeye çalışıyoruz"

Yalnızlaşmanın sebeplerinden birinin de taklit anlayışı olduğunu aktaran Şeyh İsam Telime, "Bugün Avrupa'yı ve Batı dünyasını taklit etmeye çalışıyoruz. Ancak taklit ettiğimiz şeylerin, o toplumların da şikâyet ettiği, çözmeye çalıştığı ve kurtulmak istediği sorunlar olduğunu çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Kendimizi modern göstermek için başka toplumların yaşam biçimlerini örnek alırken onların yaşadığı sorunları da beraberimizde getiriyoruz. Maalesef bazen kendi değerlerimizi korumak yerine, başka toplumların terk etmeye çalıştığı alışkanlıkları benimseyebiliyoruz." dedi.

Dil ve kültür eğitiminin aile üzerindeki etkisi

Çocuklarımızın yetiştirilmesi konusunda da ciddi bir sorunla karşı karşıya olduklarını ifade eden Telime, şöyle devam etti:

"Çocuklarımızın daha iyi eğitim almasını istedik. Bu amaçla onları İngilizce eğitim veren okullara gönderdik ve yabancı dil öğrenmelerine büyük önem verdik. Ancak dil öğrenmek ile kültürel etkilenme arasındaki ilişkiyi de göz ardı etmemeliyiz. Çocuk, ilk yıllarında dilini öğrenirken aynı zamanda ailesinin değerlerini, inancını ve yaşam biçimini de öğrenir. Bu dönem, çocuğun kişiliğinin ve dünyaya bakışının şekillendiği önemli bir dönemdir. Eğer çocuklarımızın kendi dillerini ve kültürlerini öğrenmelerine yeterince önem vermezsek, onların başka kültürlerin etkisi altında yetişmelerine zemin hazırlayabiliriz.

Bugün bazı ailelerde bunun örneklerini görüyoruz. Kendi ana dilini konuşmakta zorlanan, ailesinin kullandığı dili bilmeyen çocuklarla karşılaşabiliyoruz.

Benim kendi çocuğum bile Arapça konuşamıyor. Arapçanın yazı dilini öğrenmek yerine yerel konuşma dilini, yani halk arasında kullanılan ifadeleri öğreniyor. Bunun sebeplerinden biri de İngilizce eğitiminin ve İngiliz kültürünün etkisidir.

Çocuklarımızın başka dilleri öğrenmesine karşı değiliz. Ancak kendi dillerini, dinlerini, kültürlerini ve ahlaki değerlerini öğrenmelerini de sağlamalıyız. Eğitim anlayışımızı bu dengeyi gözeterek oluşturmalıyız."

Modern teknoloji ve sosyal medyanın insan ilişkilerine etkisi

Modern teknoloji ve internet dünyasının da bu sorunun önemli sebeplerinden olduğunu belirten Telime, "İnternet, sosyal medya, Facebook, Twitter ve Instagram gibi araçlar, insanların birbirleriyle iletişim kurmalarına yardımcı olmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bazen farkında olmadan insan ilişkilerimizi zayıflatan bir alışkanlığın içerisine giriyoruz. Gerçek hayatta birbirimizle kurmamız gereken ilişkileri sosyal medya üzerinden yürütmeye başlıyoruz. Bugün dindar insanlar arasında bile bu durumun örneklerini görüyoruz. İnsanlar aileleriyle, arkadaşlarıyla ve yakınlarıyla yüz yüze görüşmek yerine onlara sosyal medya üzerinden mesaj göndermekle yetinebiliyorlar." dedi.

Telime, "Sosyal medya üzerinden paylaşım yapmak kolaydır. Bir mesajı kopyalayıp göndermek, bir fotoğrafı paylaşmak veya bir kişinin gönderisine tepki vermek birkaç saniye sürer. Ancak gerçek ilişkiler emek, zaman ve samimiyet gerektirir. Bu nedenle sosyal medyanın insanları sosyalleştirmek yerine asosyalleştirdiğini söyleyebiliriz. İnsanları birbirine yakınlaştırması beklenen araçlar, yanlış kullanıldığında onların birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açabiliyor." diye ekledi.

Teknoloji ve iletişim araçları yanlış kullanıldığında çocuklarla anne babaları, eşleri ve diğer aile bireylerini birbirinden uzaklaştırabildiğini vurgulayan Telime, "Aynı evde yaşayan insanlar bile zamanlarının büyük bölümünü telefonlarına bakarak geçirebiliyorlar. Birbirleriyle konuşmaları, birbirlerini dinlemeleri ve birlikte vakit geçirmeleri gereken zamanlarda sosyal medyayla meşgul olabiliyorlar. Bu durum, aile içindeki iletişimin zayıflamasına neden olmaktadır." şeklinde konuştu.

Sosyal medyada yalanın yayılması

Peygamber Efendimizin hadislerinde de yalanın yaygınlaşması ve insanların doğru olmayan bilgileri aktarması konusunda uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Telime, "Bugün sosyal medya üzerinden çok sayıda yanlış bilgi yayılıyor. Milyonlarca insan, doğruluğunu araştırmadan karşılaştığı içerikleri başkalarıyla paylaşabiliyor. Bazen bir haberin kaynağını araştırmıyoruz. Paylaşımın doğru olup olmadığını kontrol etmiyoruz. Sadece önümüze geldiği için o bilgiyi başkalarına aktarıyoruz. Bu da yanlış bilgilerin hızla yayılmasına yol açıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Evlilik ve aile müessesesinin korunması

Kadın ve erkek arasındaki ilişkinin, bir tarafın diğerine üstünlük kurması veya diğerini kendisine bağımlı hâle getirmesi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini anlatan Telime, "Aile hayatı, karşılıklı hakların ve sorumlulukların bulunduğu bir yapıdır. İslam, eşlerin birbirlerine karşı görevlerini ve haklarını belirlemiştir. Bu haklar ve sorumluluklar, aile hayatının adalet, merhamet ve karşılıklı anlayış temelinde sürdürülmesini amaçlar. Aile kurumunu korumak istiyorsak, evliliği bir çatışma alanı olarak sunan yaklaşımlara karşı dikkatli olmalıyız. Gençlerimize evliliğin yalnızca zorluklardan ibaret olmadığını, aynı zamanda huzur, dayanışma, sevgi ve sorumluluk taşıdığını anlatmalıyız." şeklinde konuştu.

İsam Telime'nin sunumunun ardından bugünkü oturumlar sona ererken Alimler Buluşması yarın üçüncü oturumla devam edecek.  (İLKHA)