26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi'nin 955'inci yıl dönümünde İLKHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Tarihçi Yılmaz Akgül, zaferin askeri, siyasi ve toplumsal sonuçlarının günümüze kadar uzanan etkilerine dikkat çekti. Akgül, Malazgirt'in yalnızca Bizans'a
26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi'nin 955'inci yıl dönümünde İLKHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Tarihçi Yılmaz Akgül, zaferin askeri, siyasi ve toplumsal sonuçlarının günümüze kadar uzanan etkilerine dikkat çekti. Akgül, Malazgirt'in yalnızca Bizans'a karşı kazanılmış bir savaş olmadığını, Anadolu'nun Müslüman kimliğinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayan çok yönlü bir kırılma noktası olduğunu ifade etti.
Akgül, Malazgirt'te ortaya çıkan birlik ruhunun yalnızca 1071 ile sınırlı kalmadığını, ortak inanç ve vatan mefkûresi etrafında şekillenen bu dayanışmanın asırlar boyunca coğrafyada etkisini sürdürdüğünü belirtti. Yakın tarihte yaşanan 15 Temmuz direnişinin de aynı ruhun 21'inci yüzyıldaki bir yansıması olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Akgül, bu tarihî mirasın yeni nesillere doğru yöntemlerle aktarılmasının önemine dikkat çekti.
"Malazgirt Zaferi'nden sonra Müslümanlar Anadolu'ya serbestçe girmeye başladı"
Malazgirt Zaferi'nin Anadolu'nun kapılarını açmasındaki tarihi ve siyasi önemi hakkında konuşan Akgül, "26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Bizans ordusunu yenerek Türklerin Anadolu'ya yerleşmesini ve burayı ebedi bir Müslüman yurdu olmasını sağlayan en büyük askeri ve siyasi dönüm noktasıdır. Anadolu'nun kapısı açıldı. Bu savaştan sonra Doğu Roma sınırları gerileyerek İklim-i Rum Anadolu olarak adlandırıldı. Bu savaştan sonra Müslümanlar Anadolu'ya serbestçe girmeye başladı. Göçebe Türkmenler ve diğer Müslüman unsurlar Anadolu'nun iç kesimlerine yerleşerek buraları yurt edindi. Anadolu, kısa sürede bu fetihler ve göçlerle sosyolojik ve kültürel olarak dönüştü. Bu zafer, ileride kurulacak Türkiye Selçuklu Devleti'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun temellerini attı." dedi.
"Müslümanların batıya ilerleyişi Avrupa'yı korkuttu ve Haçlı Seferleri'nin başlamasına yol açtı"
Akgül, "Son yüzyıla iktidar kavgaları hanedan değişimleri ve iç kargaşalıklarla giren Bizans İmparatorluğu, askeri ve siyasi gücünü kaybetti; eski gücüne bir daha kavuşamadı. Müslümanların batıya ilerleyişi Avrupa'yı korkuttu ve Haçlı Seferleri'nin başlamasına yol açtı. İslam dünyasındaki siyasi liderlik ve koruyuculuk rolü Büyük Selçuklu Devleti'ne geçti. Bölgeye gelen göçlerle Anadolu'nun demografik ve kültürel yapısı Müslümanların lehine değişti. Bu sebeple bazı Haçlı Seferleri zahiren başarılı görülse de Anadolu'nun bu sosyolojik yapısı nedeniyle kalıcı olamadı." ifadelerine yer verdi.

"Malazgirt Savaşı’nda Kürtlerin oynadığı rol stratejik, dini ve siyasi bir ittifak olarak değerlendirilmektedir"
"Malazgirt Savaşı sırasında Kürt ittifakının ve desteğinin zaferin kazanılmasındaki tarihsel rolü nasıl değerlendirilmektedir?" sorusunu Akgül, şu şeklide cevapladı:
"Müslüman Türkler bölgeye geldiğinde doğal müttefik olarak yanlarında buldukları Kürtler köhne Doğu Roma (Bizans) imparatorluğuna karşı bölgenin fethine yardımcı olmuşlardır. Son yüzyılda iyice zayıflamış ve farklı etnik ve dini grupları bir arada tutmakta zorlanan imparatorluğun çöküşünü bu ittifak hızlandırmıştır. Tarihi dönemeçte alınan bu strateji etkileri günümüzde dahi devam etmektedir. Malazgirt Savaşı’nda Kürtlerin oynadığı rol, tarihsel kaynaklar ve modern tarih yazımı çerçevesinde stratejik, dini ve siyasi bir ittifak olarak değerlendirilmektedir. 26 Ağustos 1071’de gerçekleşen bu savaş, sadece iki ordu arasında değil, bölgedeki jeopolitik dengeleri değiştiren çok uluslu ve inanç eksenli bir kırılma noktasıdır. Savaşın yaşandığı dönemde bölgede hüküm süren en önemli yerel güçlerden biri Mervani Kürt Emirliği'dir. Sultan Alparslan’ın Bizans ordusuna kıyasla sayıca daha az askere sahip olduğu bir dönemde, Mervaniler ve bölgedeki diğer yerel Kürt unsurlar Selçuklu ordusuna katılmıştır. Tarihçi İbnü'l-Esîr gibi dönemin kroniklerinde, Mervani Emiri Nizamüddin’in ve bölgedeki mahalli gönüllülerin Alparslan’ın ordusuna yaklaşık 10 bin kişilik bir askeri güçle destek verdiği aktarılmaktadır. Bu güç, özellikle Bizans’ın sayısal üstünlüğünü dengelemek açısından kritik bir lojistik avantaj sağlamıştır."
"Kürt beylikleri, Malazgirt Savaşı’nda Selçuklu safında yer aldı"
Devamında Akgül, "Malazgirt Savaşı, dönemin şartlarında etnik bir mücadeleden ziyade 'İslam-Bizans (Hristiyanlık)' sınır çatışması ve bir inanç savaşı olarak görülüyordu. Sultan Alparslan’ın Abbasi halifesinin de desteğini arkasına alarak yürüttüğü 'cihat ve gaza' söylemi, bölgedeki Müslüman Kürt topluluklarında güçlü bir karşılık bulmuştur. Kürt beylikleri ve savaşçıları, Bizans İmparatoru Romen Diyojen’in Doğu Anadolu’daki Müslüman topraklarına yönelik ilerleyişini doğrudan kendilerine yönelik bir tehdit olarak algılamış ve Selçuklu safında yer almayı dini bir sorumluluk olarak görmüşlerdir. Tarihsel perspektifte bu ittifakın bir diğer boyutu ise Selçuklu Devleti ile bölgedeki yerel hanedanlar (Mervaniler, Şeddadiler ve Revvadiler) arasındaki siyasi bağımlılık ve tabiiyet ilişkisidir. Kürt emirlikleri, Selçuklu Sultan'ına bağlılık bildiren ve gerektiğinde savaş zamanı asker göndermekle yükümlü olan vasal (bağımlı) devletler konumundaydı. Dolayısıyla bu askeri destek, sadece gönüllü bir yardımlaşma değil, aynı zamanda dönemin feodal siyasi anlaşmalarının ve askeri yükümlülüklerinin bir gereğiydi." dedi.
Akgül, "Günümüz tarihçileri arasında konuya yaklaşımda bazı nüanslar bulunmaktadır. Bir grup tarihçi, Malazgirt’i Türklerin, Kürtlerin ve Arapların birlikte kazandığı 'Anadolu'daki ortak İslam kardeşliği ve kader birliği' vizyonunun ilk büyük örneği olarak tanımlar. Diğer bir yaklaşım ise Kürtlerin bu savaşa coğrafi olarak ön cephede yer aldıkları için katıldıklarını belirtir. Zira Bizans’ın kazanması durumunda ilk olarak Kürt emirlikleri (Mervani, Şeddadi) haritadan silinecek ve Roma egemenliğine girecekti. Bu bakımdan katılım, tamamen rasyonel bir hayatta kalma ve bölgeyi koruma stratejisidir. Sonuç olarak Kürt ittifakı, Malazgirt Zaferi'nin kazanılmasında hem askeri sayı dengesini Selçuklu lehine çeviren kritik bir lojistik güç hem de Anadolu’nun kapılarını ortak bir inanç havzasına açan siyasi ve stratejik bir çarpan olarak değerlendirilmektedir." diye belirtti.
"Sultan Alparslan’ın ordusunda Türklerin yanı sıra Kürtler, Araplar ve diğer Müslüman kavimler gönüllü birliktelik ile omuz omuza savaşmıştır"
İslam kardeşliği ve ortak vatan mefkûresi çerçevesinde Malazgirt Zaferi'nin birlik ruhuna katkıları ile ilgili de Akgül, "Malazgirt savaşı iki Müslüman unsurun ortak düşmana karşı bir geçici bir savaş ittifakının çok ötesinde stratejik uzun soluklu bir ebedi işbirliğini ihtiva etmektedir ki ittifakın etkisi 955 yıl geçmesine rağmen coğrafyamızda etkisini sürdürmektedir. Böylesi bir ittifak bölge üzerinde menfi emelleri olan tüm güçlere bölgenin gerçek sahipleri tarafından verilmiş tarihi bir cevaptır. Malazgirt Zaferi, İslam kardeşliği ve ortak vatan mefkûresi (ideali) çerçevesinde, Anadolu topraklarında farklı kökenlerden gelen Müslüman toplulukları tek bir potada eriten ve birlik ruhunun temelini atan tarihi bir dönüm noktasıdır. Sultan Alparslan’ın ordusunda Türklerin yanı sıra Kürtler, Araplar ve diğer Müslüman kavimler gönüllü birliktelik ile omuz omuza savaşmıştır. Tarihin akışını değiştiren bu savaşta ırk ve kabile asabiyeti yerine İslam ortak paydası öne çıkmıştır. Farklı unsurlar, mukaddes değerleri korumak adına ortak bir gaye etrafında birleşmiştir." şeklinde belirtti.
Akgül, "Zafer, Anadolu'yu sadece fethedilen bir toprak değil, birlikte yaşanacak ebedi bir vatan haline getirmiştir. Ortak düşmana karşı geçici bir savaş ittifakı gibi görülen bu birliktelik zamanla ortak vatan mefkûresinin doğuşu neticesini doğurmuştur. Farklı Müslüman toplulukların harmanlanmasıyla zengin bir Anadolu İslam kültürü inşa edilmiştir. Farklı etnik grupların aynı toprağı sahiplenmesiyle ilk ortak vatan bilinci şekillenmiştir. Malazgirt’teki birlik ruhu, ilerleyen asırlarda kurulacak büyük devletlerin toplumsal mutabakat zeminini oluşturmuştur. Adalet ve ilay-ı kelimetullah (Allah'ın adını yüceltme) fikri, toplumu bir arada tutan en güçlü manevi bağ olmuştur. Malazgirt Zaferi, sadece askeri bir başarı değil; etnik kökeni ne olursa olsun tüm Müslümanların Anadolu’da ortak bir gelecek kurma iradesinin en somut belgesidir." ifadelerine yer verdi.

"Malazgirt Zaferi dünya tarihi için dönüm noktası bir gelişmedir"
Malazgirt Zaferi'ne dair resmi tarih yazımındaki eksikler ve hakikatler hakkında da Akgül, şunları söyledi:
"Malazgirt Zaferi dünya tarihi için dönüm noktası bir gelişmedir. Ancak geleneksel ve resmi tarih yazımı, bu büyük zaferi genellikle tek boyutlu, epik ve mitolojik bir çerçeveye sıkıştırmıştır. Modern tarihçiler kaynakları yeniden inceleyerek resmi anlatının eksiklerini ve tarihi hakikatleri ortaya çıkarmışlardır. Tarihçilerin gözünden Malazgirt Zaferi'ne dair resmi tarih yazımındaki eksikler ve hakikatler şu şekildedir. Sultan Alparslan’ın en başından beri hedefi Anadolu'yu fethetmek ve burayı bir Türk yurdu yapmaktı! Tarihi hakikat ise Alparslan’ın ana hedefi Anadolu değil, Mısır’daki Şii Fatımi Devleti idi. Selçuklular, İslam dünyasındaki liderliği (Sünni hilafeti) pekiştirmek istiyordu. Alparslan Suriye'deyken, Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in devasa bir ordunun başında Doğu Anadolu'ya doğru ilerlediğini duyunca rotasını mecburen kuzeye çevirdi. Yani Malazgirt, planlı bir fetih hareketinden ziyade bir savunma ve beka savaşı olarak başladı. 200-300 bin kişilik devasa Bizans ordusuna karşı, 15-20 bin kişilik çok küçük bir Türk ordusu savaştı! Tarihi hakikat ise Bizans kaynakları yenilgiyi meşrulaştırmak, Selçuklu kaynakları ise zaferi yüceltmek için rakamları abartmıştır. Modern tarihçilere göre Romen Diyojen'in ordusu 40 bin ila 70 bin arasında, Sultan Alparslan'ın ordusu ise 30 bin ila 40 bin civarındaydı. Arada bir güç farkı vardı ancak bu fark resmi tarihteki gibi uçurumsal boyutta değildi." diye konuştu.
Resmi kaynaklar ve tarihi hakikatleri karşılaştıran Akgül, "Resmi anlatı, savaş sadece Türklerin askeri dehası (Turan taktiği) ve Peçenek/Uz Türklerinin taraf değiştirmesiyle kazanıldı. Tarihi hakikat ise Bizans ordusu homojen değildi; içinde Frank, Norman, Slav, Ermeni ve paralı Türk askerleri (Uzlar, Peçenekler) vardı. Savaşın kaderini sadece Türklerin taraf değiştirmesi değil, Bizans içindeki taht kavgaları belirledi. İmparatorun rakiplerinden Andronikos Dukas, savaşın kritik bir anında 'İmparator yenildi' diyerek kendi yedek birlikleriyle savaş alanından kaçtı. Bu iç ihanet, Bizans ordusunda bozguna yol açtı. Resmi anlatı, bölgedeki yerel halklar (özellikle Ermeniler) tamamen Bizans'ın arkasındaydı. Tarihi hakikat ise Bizans İmparatorluğu, savaş öncesinde Ermeni tebaasına ciddi dini (Ortodoksluk dayatması) ve ekonomik baskılar uygulamıştı. Bu yüzden bölgedeki Ermeni ve Süryani halklar, Bizans ordusuna sadık kalmadılar. Hatta bazı Ermeni tarihçiler (örneğin Urfalı Mateos), Romen Diyojen'in ordusundaki Ermeni askerlerin savaşı ilk terk edenler arasında olduğunu yazar. Yerel halk, Bizans'ın baskıcı yönetimi yerine Selçuklu adaletini tercih etmeye hazırdı. Resmi anlatı, 26 Ağustos 1071 günü Anadolu'nun kapıları ardına kadar açıldı ve Türkler hızla Anadolu'ya yerleşti. Tarihi hakikat ise Malazgirt bir 'imha savaşı' değildi. Savaşın hemen ertesi günü Anadolu tamamen Türk yurdu olmadı. Asıl kırılma, Romen Diyojen'in serbest kaldıktan sonra Konstantinopolis'te tahttan indirilip gözlerine mil çekilerek öldürülmesiyle yaşandı. Alparslan ile Diyojen arasında yapılan barış antlaşması geçersiz kalınca, Selçuklu komutanları (Artuk, Saltuk, Mengücek beyleri) Anadolu içlerine akınlar başlattı. Bizans, kendi iç savaşına düştüğü için Anadolu'yu savunmasız bıraktı. Malazgirt, askeri bir zafer olmasının ötesinde, Bizans’ın kendi içindeki siyasi, askeri ve toplumsal çürümüşlüğünün Selçuklu askeri dehasıyla çarpışması sonucunda kazanılmış diplomatik ve jeopolitik bir başarıdır." bilgisine yer verdi.
"Malazgirt Zaferi’nin tarihi mirasını genç nesillere aktarmak büyük önem taşır"
Malazgirt Zaferi'nin tarihi mirasın genç nesillere aktarılması nasıl sağlanabileceğiyle ilgili de Akgül, "Malazgirt Zaferi’nin tarihi mirasını genç nesillere aktarmak, millî bilinci güçlendirmek ve geçmişle gelecek arasında köprü kurmak adına büyük önem taşır. Gençlerin ilgisini çekmek için geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek dijital, interaktif ve deneyim odaklı stratejiler uygulanmalıdır. Malazgirt Savaşı'nın stratejik boyutunu, dönemin kıyafetlerini ve teknolojisini tanıtan kaliteli strateji ve rol yapma (RPG) mobil oyunlar ve simülasyonlar geliştirilebilir. Okullarda ve müzelerde gençlere VR (3D) gözlüklerle Malazgirt Ovası'nı, Sultan Alparslan’ın karargâhını ve savaş anını deneyimleme fırsatı sunulabilir. Sosyal medya platformlarında popüler olacak, kısa, estetik ve bilgi dolu animasyon serileri hazırlanabilir. Gençlerin diline hitap eden, yüksek prodüksiyonlu, tarihsel gerçeklikten kopmayan ancak sinematik sürükleyiciliği olan film ve mini diziler yapılabilir. Popüler yazarlar ve çizerler aracılığıyla, gençlerin ilgisini çekecek grafik romanlar (çizgi roman) basılabilir. Gençlik tiyatroları ve interaktif sahne performansları ile zaferin insani ve stratejik yönü canlı tutulabilir. Bu tür sanatsal etkinliklerle Malazgirt Zaferi'ndeki aynı mefkûre etrafında oluşturulan birlik ruhunun gelecek nesillere aktarılması sağlanabilir. Yakın tarihte yaşamış olduğumuz 15 Temmuz destanı bu ruhun 21.yüzyılda bir iz düşümü bir yansımasıdır. Malazgirt (Muş) ve Ahlat (Bitlis) bölgelerine gençlik kampları düzenlenerek, gençlerin tarihi mekanları yerinde görmesi gayet başarılı bir uygulamadır. Umarım devam ettirilir… Okçuluk, atlı cirit, güreş gibi geleneksel sporların ve etkinliklerin yer aldığı gençlik festivalleri yaygınlaştırılabilir. Okullarda sadece ezber bilgi yerine, dönemin kostümleri ve materyalleriyle zenginleştirilmiş 'yaşayan tarih' atölyeleri kurulabilir. Bilecik Osman Gazi, Topkapı Müzesi'ndeki örnek uygulamalardaki gibi. Liseler ve üniversiteler arasında 'Malazgirt’in Geleceğe Mirası' konulu ödüllü dijital tasarım, senaryo ve makale yarışmaları düzenlenebilir." dedi.
"Malazgirt Zaferi, Anadolu kapılarını açmış ve dünya siyasi dengelerini kökten değiştirmiştir"
Malazgirt Zaferinin siyasi sonuçlarına da değinen Akgül, "Malazgirt Zaferi, Malazgirt Meydan Muharebesi sonucunda Anadolu kapılarını açmış ve dünya siyasi dengelerini kökten değiştirmiştir. Malazgirt Zaferi, İslam dünyası üzerindeki Bizans baskısını kırarak Müslümanların jeopolitik üstünlüğü ele geçirmesini sağlamıştır. Bu zafer, İslam tarihi açısından askeri bir başarı olmanın ötesinde çok önemli siyasi ve dini sonuçlar doğurmuştur. Büyük Selçuklu Devleti, İslam dünyasının siyasi ve askeri liderliğini (hâmiliğini) kesin olarak pekiştirdi. Şii Büveyhoğulları ve Bizans baskısı altında sarsılan Abbasi Halifeliği, Selçuklular sayesinde koruma altına alındı ve Abbasi başkenti Bağdat'taki Sünni İslam otoritesi güçlendi. Savaşın cuma günü, tüm İslam dünyasında Sultan Alparslan ve ordusu için dualar edilirken kazanılması, Müslümanlar arasında ilahi bir yardım ve büyük bir manevi zafer olarak kabul edildi. Bizans'ın elindeki Anadolu toprakları İslamlaşma sürecine girdi; Hristiyan egemenliğindeki topraklarda camiler, medreseler ve tekkeler yükselmeye başladı. İslam'ın batıya doğru bu hızlı yayılışı ve Hristiyanlığın en büyük kalelerinden Bizans'ın çöküşe geçmesi, Batı dünyasını korkuttu ve İslam dünyasına karşı düzenlenen Haçlı Seferleri'nin ana siyasi gerekçesini oluşturdu." ifadelerine yer verdi. (İLKHA)