Tarım ve Orman Bakan Danışmanı Dr. Ali Recep Nazlı, İlke Haber Ajansı (İLKHA) muhabirine verdiği röportajda, küresel gelişmelerin gıda arz güvenliğini stratejik bir mesele haline getirdiğini belirtti. Türkiye’nin tarımsal üretimdeki konumuna, tohum ve güb
Tarım ve Orman Bakan Danışmanı Dr. Ali Recep Nazlı, İlke Haber Ajansı (İLKHA) muhabirine verdiği röportajda, küresel gelişmelerin gıda arz güvenliğini stratejik bir mesele haline getirdiğini belirtti.
Türkiye’nin tarımsal üretimdeki konumuna, tohum ve gübre tedarikine, siyonist işgalcilerin tarım sektöründeki etkisine ve su kaynaklarının verimli kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Nazlı, Türkiye’nin 2025 yılında yaklaşık 83 milyar dolarlık tarımsal hasılaya ulaştığını, tohumda kendi kendine yeterlilik oranının ise yüzde 96’nın üzerine çıktığını ifade etti.
"Tarım ve gıda alanında çok hızlı, çok aktif ve hareketli bir dönemden geçiyoruz"
Ülkelerin söz konusu gelişmeler karşısında gıda arz güvenliğini korumak için kendi politikalarını ve stratejilerini belirlemeye çalıştığını kaydeden Nazlı, "Günümüz dünyasında tarım ve gıda alanında çok hızlı, çok aktif ve hareketli bir dönemden geçiyoruz. Ülkeler kendi gıda arz güvenliklerini, kendi gıda güvenliklerini sağlamak için çok önemli faaliyetlerde bulunuyorlar. Bu konuda bütçeler harcıyorlar ve arz güvenliğini sağlamak adına çalışmalarda ve faaliyetlerde bulunuyorlar. Aslında bu konunun ilk hareketlenmesi biliyorsunuz pandemide dönemiyle başladı. Pandemide kanallar kesildi, ulaşım hatları koptu, gıda tedarik zincirinde kopmalar meydana geldi ve bunun arkasında ülkeler gıda arz güvenliğini 1. derecede önemli konular arasına almaya başladı. Hemen onun arkasından malumunuz bölgemizde ve coğrafyamızda yaşanan bir takım savaşlar, özellikle Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan savaşla Karadeniz hattının kopması dünyada bir tahıl krizine yol açabilecek kadar ileri düzeye geldi.
Yine bunun yanında israilin Filistin'e yaptığı saldırılar, oradaki katliamlar sonucunda da gıda güvenliğinde ve gıda hatlarında tarımla alakalı, üretimle alakalı sorunlar meydana geldi. Yine bunun arkasında Hürmüz Boğazı'nda yaşadığımız kriz ve İran'la Amerika arasında yaşanan savaş da bir tetikleyici unsur oldu. Dolayısıyla bütün bunlar üst üste binince dünyada gıda arz güvenliğinde, gıda tedarikinde, gıdanın dağıtımında ve ulaşımında bazı sorunlar yaşandı. Tabii ülkeler buna göre kendi pozisyonlarını ve durumlarını netleştirmek adına çalışmalar yaptılar, yapıyorlar, biz de bunlar arasındayız." ifade etti.
"Türkiye dünya tarımında 7. sırada gayri safi hasıla olarak, Avrupa tarımında da 1. sıradadır"
Türkiye’nin tarihsel olarak tarım alanında önemli bir yere sahip olduğunu ve bu konumunu günümüzde de koruduğunu dile getiren Nazlı, "Türkiye bu süreç içerisinde öncelikli olarak kendi toplumunun, halkının, vatandaşının arz güvenliğini sağlamak adına hem üretimle alakalı çalışmalarını artırdı, yine bunun yanında dünyayla olan entegrasyonunda, iletişiminde, ihracat ve tedarikle ilgili, girdi tedariki ile ilgili çalışmalarında ilave ek önlemler almış oldu. Bunların sonucunda tabii ki çok şükür ülkemiz önemli derecede bir sorun yaşamadan bu süreci atlatıyor. Türkiye'nin dünyada tarımsal konumu çok önemli bir konum. Bu konumu aslında tarihsel olarak da önemli geldi ve bugün de aynı pozisyonunu koruyor. Biliyorsunuz bu çok şey bir rakam. Türkiye dünya tarımında 7. sırada gayri safi hasıla olarak, Avrupa tarımında da 1. sıradadır. Yaklaşık 83 milyar dolar 2025 yılı itibariyle tarımsal hasılamız var." dedi.
"Ürettiğimiz ürünleri dünya pazarlarına ve kendi vatandaşlarımıza güvenliğini sağlayarak ulaştırmalıyız"
Yaşanan gelişmelerin ardından piyasalarda kademeli bir dengelenme sürecinin başladığını ifade eden Nazlı, "Tabii bütün bu gelişmelerin bize getirdiği çok önemli sonuçlardan bir tanesi; öncelikle girdilerimizi sağlam ve sürdürülebilir hale getirmek, daha sonra da ürettiğimiz ürünleri dünya pazarlarına ve kendi vatandaşlarımıza güvenliğini sağlayarak ulaştırmak. Şimdi bu çok tartışılan bir konudur. İşte tohum ve gübre konusu. Biz işte ne kadar bağımlıyız? Dünyadaki tohumu ve gübreyi kimler yönetiyor? Türkiye'nin buradaki durumu ve pozisyonu nedir? Bu önemli bir konudur. Öncelikle gübre aslında şöyle bir konudur. Gübrenin hammaddesini, hammaddesine sahip olan ülkeler aslında gübreyi bir nevi tedarikini de sağlayan ve yöneten ülkeler olarak görülüyor. Burada işte Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Kanada gibi ülkeler çok ciddi miktarda azot kaynağına sahip oldukları için üretimde de doğal olarak öncü oluyorlar.
Yine bunun yanında Fas ve Cezayir gibi fosfat kaynaklarına sahip ülkeler, buradan fosfor kaynaklarına sahip oldukları için fosforlu gübreler konusunda dünyada öncü oluyorlar. Gübrede hammadde gerçekten ikincil ürünü, nihai ürünü çok ciddi derecede etkiliyor. Yine bildiğimiz gibi Hürmüz Boğazı'nda yaşanan sorunlar ve kriz nedeniyle oradaki ulaşımın sağlıklı olmaması nedeniyle gerek gübre ulaşımında ve tedarikinde gerekse de doğalgaz da yine onun üretiminde gübrenin üretiminde önemli bir faktör olan doğalgazda bazı sorunlar yaşandı. Bu da doğal olarak gübre fiyatlarını dünyada inanılmaz derecede yükseltti. Fakat sonra yavaş yavaş sistem oturdu, pazar kendi dinamiklerini yakalamaya başladı. Biraz daha şu anda geçmiş aylara göre daha sakin bir süreç yaşıyoruz." şeklinde belirtti.
"Tedarik açısından bir problem yaşamadık yaşamadan bugüne geldik"
Türkiye’nin azot ve fosfor kaynakları bakımından yeterli ham madde rezervine sahip olmaması nedeniyle gübre tedarikinde büyük ölçüde yurt dışına bağımlı olduğunu belirten Nazlı, "Tabii bizim için gübre kaynaklarına yani azot fosfor kaynaklarına sahip olamadığımız için böyle bir kaynağımız olmadığı için ülke için de dolayısıyla biz tedariki genellikle dünyadan ve yurt dışından elde etmek zorundayız. Bu kapsamda da bakanlık son dönemde Rusya ile iyi iletişimler içerisine girdi. Rusya ile bazı anlaşmalar imzalandı. Geçen ay itibariyle Sayın Bakan ve Bakan Yardımcımız Rusya'ya gittiler ayrı ayrı ve orada bir takım anlaşmalar imzaladılar. Dolayısıyla tedarik açısından bir problem yaşamadık yaşamadan bugüne geldik ve bundan sonra da onu yaşamamak için elimizden geleni yapıyoruz." diye konuştu.
"Türkiye kendi tohumunu üretebilmesi noktasında yeterliliği yüzde 96'nın üzerine çıkmış durumda"
Türkiye’nin yalnızca kendi tohum ihtiyacını karşılamayı değil, kaliteli ve gelişmiş tohumlarını dünya pazarlarına sunmayı da hedeflediğini belirten Nazlı, şunları aktardı: "Tohum konusu tabii bambaşka bir konu. Tohumla hakim olmak, ülkenin kendi tohumunu üretmesi, tohumda öncü olması çok önemli. Türkiye hakikaten son yıllarda, son 20 yılda tohum konusunda kendi kendine yetmek, kendini beslemek ve ileriye doğru gitmek adına önemli hamleler yaptı. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle baktığımızda 2025 yılında Türkiye 350 milyon doların üstünde bir tohum ihracatı gerçekleştirmiş. 1 milyon 300 bin ton civarında bir sertifikalı tohum üretimi gerçekleştirmiş ve kendi kendine yeterlilik dediğimiz yani bir ülkenin kendi tohumunu üretebilmesi noktasında da yeterliliği yüzde 96'nın üzerine çıkmış durumda. Bu iyi bir nokta. İhracatın ihracatın ithalatı karşılama oranında da yüzde 125'lere kadar çıkmış durumdayız. Bu iyi bir noktadır. Fakat burada bu sürecin durmaması gerekiyor. Yani hem ülkenin kendi ar-ge faaliyetleriyle, ar-ge çalışmalarıyla yeni tohumlar, yeni çeşitler geliştirmesi gerekiyor, öte taraftan da bunların ticarileşmesi, Türkiye ve dünya pazarına ulaşması için pazarlama faaliyetleri yürütmesi gerekiyor.
Bizim biliyorsunuz Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüz (TAGEM) ar-ge çalışmaları son hızla devam ediyor, 49 araştırma enstitüsünde devam ediyor bu süreç. Yani şu ana kadar 2 bin 200 civarında son yıllarda biraz daha arttı sebze ve bahçe bitkileri çeşidi ve tohumu geliştirildi. Bu çalışmalar bunun yanında tabii özel sektöre de çok ciddi bir şekilde kaynaklar aktarıldı, sübvansiyonlu kredilerden faydalanmaları sağlandı, kırsal kalkınma desteklerinden yararlandırıldı ve Türkiye'nin yeni tohum firmaları da ortaya çıktı. Bu firmaların bir kısmı uluslararası düzeye, uluslararası formata da ulaştı. Bu yolda ilerlemeye devam ediyoruz. Kendi tohumumuzu üretmek, kendi tohumumuzu sadece üretmek değil, kaliteli ve gelişmiş tohumlarımızı dünyaya satmak da bizim açımızdan çok önemli. Bunun için çalışmalara devam ediyoruz."

"Tescil edilenlerin bir kısmı da Tarım Kredi marketler vasıtasıyla isteyenlere ulaştırılıyor"
Yerel tohum çeşitlerinin bir bölümünün tescil edildiğini kaydeden Nazlı, "Bu sürecin bir başka tarafı da şudur: Ülkelerin kendi yerel çeşitlerine, toplumda bilinen popüler ismiyle ata tohumlarına sahip çıkması, bunları koruması. Bu konuda da tabii çalışmak gerekiyor ve bakanlık bununla ilgili de gerek gen kaynaklarında Ankara ve İzmir'de bulunan iki büyük gen kaynağımızda 123 bin şu anda tohumu koruyor, koruma altına alıyor. Bir de bunun yanında yine enstitülerde bulunan genetik kaynaklar bahçelerinde veya denemelerinde veya parsellerinde bu tohumların korunmasını sağlıyor. Bunların bir kısmı tescile gidiyor, tescil ediliyor. Tescil edilenlerin bir kısmı da tarım kredi marketler vasıtasıyla isteyenlere ulaştırılıyor. Şu anda bazı yerel ata tohumu dediğimiz çeşitlerimizin tohumları Tarım Kredi marketlerde satışa sunulmuş durumda." dedi.
"Türkiye kendi hinterlandını oluşturmuş durumda, ihtiyacının yüzde 96'sını zaten karşılıyor"
Tohumculuk alanında kamu ve özel sektör yatırımlarının sürdürüleceğini belirten Nazlı, "Yine bu konunun paralelinde önemli tartışma noktalarından bir tanesi de şudur: Tohumda israil veya tarımda israil ne kadar etkilidir? Türkiye üzerinde ne kadar etkilidir? Türkiye israil olmazsa acaba tohumda bir sorun yaşar mı? Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Türkiye şu anda zaten birkaç yıldır israilden herhangi bir tohum almıyor. Türkiye kendi hinterlandını oluşturmuş durumda, dediğimiz gibi ihtiyacının yüzde 96'sını zaten karşılıyor. Karşılayamadığının bir kısmını da yine dünyadan tedarik ediyor ama bu tedarik ettiğimiz ülkeler içerisinde kesinlikle israil yok, son birkaç yıldır özellikle hiçbir şekilde söz konusu değil.
Biz net olarak şunu söyleyebiliriz: bizim böyle bir bağımlılığımız söz konusu değil. Tarım olarak da zaten hasılaya baktığımızda yani ihracatı, ticareti bir kenara bıraktığımızda tam üretim noktasına baktığımızda biraz önce söylemiştik, Türkiye 83 milyar dolarlık bir tarımsal hasılaya sahipken israil 6.9 milyar dolarlık bir tarımsal hasılaya sahip. Dolayısıyla üretim noktasında da bizimle boy ölçüşebilecek bir ülke kesinlikle değil, bizim böyle bir projeksiyonumuz da yok. Türkiye kendi tohumcusuna özel sektör ve kamu kaynakları noktasında gerekli yatırımları yapıyor, yapmaya devam edecek. Önümüzdeki süreçte hem sertifikalı tohumluk miktarımızı arttırmayı planlıyoruz, hem de yeni çeşitler, verimli çeşitleri oluşturmayı planlıyoruz. Öte yandan da yine kendi yerel çeşitlerimizi korumayı ve bunlarla ilgili çalışmalar yapmayı planlıyoruz." şeklinde belirtti.
"2025 yılı itibariyle 32 milyar doların üzerinde bir ihracatımız var, 25-26 milyar dolar civarında da bir ithalatımız var"
Türkiye’nin tarımsal üretim ve dış ticaret verileri bakımından net ihracatçı bir ülke olduğunu belirten Nazlı, "Bir konu daha var: Dünyada ülkeler kendi kendine yeterli mi? Türkiye kendi kendine yeterli mi? Gıdada kendimize yeterli miyiz? Aslında bu uzun senelerdir tartışılan bir konu. Geçmişte işte Türkiye kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydi, bugün hangi durumda? Bu yani bu aslında bu verinin tam bir net bir kaynağı yok. Türkiye hangi açıdan kendi kendine yeten 7 ülkeden birisiydi? Bunun açıklaması yok. Dünyada da bütün ürünleri bütün tarım ürünlerini kendi kendine üreten, bütün tarım ürünlerinde yeterliliğe sahip olan herhangi bir ülke yok.
Ülkelerin güçlü oldukları tarım ürünleri var, atadan tarihten ve gelenekten beri ürettikleri tarım ürünleri var, bunun yanında iklim nedeniyle üretemedikleri veya toprak kaynakları nedeniyle yetersizlikleri nedeniyle üretemedikleri ürünler var, bunları da dünyadan tedarik ediyorlar. Yani bizim toplam ürettiğimiz, ihraç ettiğimiz ve aradaki dengeye baktığımızda aslında Türkiye tarımda net ihracatçı bir ülkedir. Geçen yıl itibariyle 2026'yı tabii önümüzdeki sene değerlendiririz, 2025 yılı itibariyle 32 milyar doların üzerinde bir ihracatımız var, 25-26 milyar dolar civarında da bir ithalatımız var. (net rakamlar çok küçük oynamalar olabilir) Dolayısıyla biz net ihracatçıyız tarımda." ifadelerine yer verdi.
"Çiftçilerin daha fazla kazanç elde etmesini sağlamak da bakanlığın öncelikleri arasında yer alıyor"
Gıda arzında kendine yeterliliğin sağlanması açısından temel ve stratejik ürünlerin önem taşıdığını belirten Nazlı, "Kendine yeterlilik konusunda önemli olan nokta şudur: temel ve stratejik ürünler burada önemlidir, hububat önemlidir, bakliyat grubu önemlidir, yağlı tohumlar önemlidir, kırmızı etten beyaz ete kadar protein kaynakları önemlidir, önemli olan buralarda bir ülkenin kendi yeterliliğini sağlamasıdır. Bunu sağlamak açısından da Türkiye işte birkaç yıldır yeni bir strateji üzerinde duruyor, bunun adı tarımsal üretim planlaması. Tarımsal üretim planlamasıyla bir taraftan bu önemli dediğimiz ürünlerde 13 temel bitkisel ürün ve bunun yanında hayvansal ürünler ve su ürünleri de dahil ettiğimizde burada kendimizi kendi kendimizi yönetebilecek pozisyonu sürdürülebilir hale getirmek için çalışmalar son hızla yürüyor. Tabii ki Türkiye'de ciddi miktarda bitkisel üretim var, bu sene yaklaşık 140 milyon ton civarında TÜİK'in son rakamlarına göre bir bitkisel üretim bekleniyor 2026 itibariyle. Bu da önemli bir rakam, çok büyük bir rakam. Bunu arttırmak, tabii bunun yanında çiftçi gelirini arttırmak, çiftçilerin daha fazla kazanç elde etmesini sağlamak da bakanlığın öncelikleri arasında yer alıyor." diye konuştu.
"Türkiye'de tüketilen suyun yaklaşık yüzde 75 ile 77'si tarımda tüketiliyor"
Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından doğal kaynakların etkin yönetilmesinin önemine dikkat çeken Nazlı, şunları aktardı: "Tabii tarımsal üretimin yapılabilmesi için doğal kaynak yönetiminin yapılması lazım. Tarımsal üretim doğal kaynağa ihtiyaç duyuyor. En temel iki doğal kaynağımız da toprak ve su. Türkiye'nin toprakları ve suları tarımsal üretim için yeterli midir? Bunun için nasıl çalışmalar yapılıyor? Buna baktığımızda özellikle su konusu hassasiyet son yıllarda artıyor. Bu sene maşallah yağışlar çok güzel, yağmurlar güce son 60 yılın, son 65 yılın yağışlarını alıyoruz ama bu bizi gevşekliğe itmemeli. Türkiye su zengin bir ülke değil. Bizim yıllık kişi başına su tüketimimiz bin 300-2 bin 300 metreküp civarında, bunu unutmamalıyız. Dolayısıyla su tasarrufuna, suyla suyu dikkatli kullanmaya yönelik çalışmalara devam etmeliyiz. Türkiye'de tüketilen suyun yaklaşık yüzde 75 ile 77'si tarımda tüketiliyor. Dolayısıyla tarımla alakalı tarımda tüketilen suyun basınçlı sulama sistemleriyle güzel yöntemlerle kaliteli bir şekilde toprağa buluşturmasını sağladığımız ölçüde kendi suyumuzu daha iyi yönetebiliriz diye düşünüyoruz."

"Kendi suyumuzu daha verimli bir şekilde kullanabiliriz"
Silvan Barajı, Silvan Kanalı ve Silvan Projesi’ne dikkat çeken Nazlı, "Dolayısıyla bunun için de çalışmalar, projeler ve destekler veriliyor. Bir taraftan devasa barajlar, göller, göletler, sulama kanalları inşa ediliyor. Mesela bugün Silvan Barajı, Silvan Kanalı ve Silvan projesi ile ilgili yürütülen çalışmalar sonuçlandığında Diyarbakır başta olmak üzere o coğrafyada ciddi bir katkı sunmasını beklediğimiz, çok önemli alanları tarımsal sulamaya açmasını beklediğimiz ve ciddi bir istihdam sağlamasını beklediğimiz bir proje. Bir taraftan büyük barajlar, göller, göletler ve kanallarla suyumuzu kullanma açısından çalışmalar yürütmemiz gerekiyor, öteki taraftan da bu elde ettiğimiz suyu çiftçinin daha verimli kullanması için basınçlı sulama sistemlerinin desteklenmesi gerekiyor. Biliyorsunuz bu konuda gerek bakanlığın destekleri gerekse Ziraat Bankası'nın ve Ziraat Katılım Bankası'nın sübvansiyonlu kredileri önemli bir destek sağlıyor. Bu ikisini beraber yönetmeye devam ettiğimiz sürece kendi suyumuzu daha verimli bir şekilde kullanabiliriz." dedi.
"Türkiye'nin sulanabilir toplam tarımsal arazisi 10 veya 10,5 milyon hektar"
Türkiye’de toplam 10-10,5 milyon hektar civarında sulanabilir tarım arazisi bulunduğunu belirten Nazlı, "Türkiye'nin sulanabilir toplam tarımsal arazisi 10 veya 10,5 milyon hektar en son yapılan çalışmalarla, dolayısıyla bunun yaklaşık 72 milyon dekarı yani 7,2 milyon hektarı sulanabilir hale geldi. Bunu arttırdıkça yeni arazileri sulamaya açtıkça tarım arazilerimizin sulama imkanları arttıkça hem üretimimiz bir taraftan artacak, gıda arz güvenliğimize katkı devam edecek ama öteki taraftan da en önemli konulardan birisi olan üreticilerin geliri artacaktır diye düşünüyoruz. Burada sulama imkanlarının arttırılması, suyun verimli kullanılması sadece çiftçilerin yapacağı bir şey değil. Yine aynı şekilde bireysel olarak bizlerin de, sanayicilerin de kişisel kullanımda, evsel kullanımda veya iş yerinde kullanımda da suyu çok dikkatli ve verimli kullanmak durumundayız.
Bakanlığın bununla ilgili stratejileri açıklandı, işte biliyorsunuz bir su kurulu oluşturuldu. Bu kurul vasıtasıyla bununla ilgili dönemsel olarak kararlar alınıyor. Bu kararlar hem diğer bakanlıkları ve kurumları hem de belediyeleri bağlıyor. Sürecin içerisine firmalar, şirketler ve kişiler de toplumdaki vatandaşlar da dahil ediliyor. Ümit ediyoruz ki her geçen gün suyumuzu daha etkili, daha verimli ve tasarruflu kullanma ile ilgili hem bilinç seviyemiz artacak hem de bu konuda hepimiz kendi üstümüze düşen sorumluluğu yerine getirdikçe suyumuzu çok daha etkili ve çok daha verimli kullanabileceğiz." dedi.
"Su ve su kaynaklarının yönetimi bir günlük veya bir yıllık bir iş değil, uzun süreli bir faaliyet"
Su kaynaklarının verimli yönetilmesi için hem vatandaşlara hem de devlete önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Nazlı, "Hepimize düşen görevler var, bireysel olarak evimizde veya günlük yaşamımızda bize düşen görevler var. Yine devlete düşen görevler var; verimli sulama sistemlerinin hayata geçirilmesi, şehir içi hatlarının da dahil düzeltilmesi. Kurumlar bu konuda çalışmalarını yürütüyorlar, buna ciddi bütçeler ayrılıyor yıllık bütçelerde. İnşallah bu süreç olumlu bir şekilde yürüyor ve nihayetinde bu bitecek bir şey değil, bir günlük bir şey değil, uzun süreli bir şey. Hepimiz burada sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz sürece bir problem yaşanacağını düşünmüyoruz açıkça.
Ancak yeniden hatırlatmakta fayda var: bu sene gerçekten yağışlarımız güzeldi, verimliydi, barajlarımız, göllerimiz, kanallarımız doldu, topraklarımız suya doydu. Fakat unutmayalım bu su ve su kaynaklarının yönetimi bir günlük veya bir yıllık bir iş değil, uzun süreli bir faaliyet, burada dirençli olmak, dayanıklı olmak ve bu konuda sürdürülebilir bir pozisyon almak ülkemiz için çok önemlidir. Buna herkesin dikkat etmesi gerekir." diye konuştu. (İLKHA)