İşgal rejiminin Gazze'ye yönelik saldırıları, özellikle Batılı ülkelerin siyasi, askeri ve diplomatik desteğiyle birlikte uluslararası kamuoyunda soykırım tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bin günü aşan süreçte sivillerin hedef alınması, altyapının s
İşgal rejiminin Gazze'ye yönelik saldırıları, özellikle Batılı ülkelerin siyasi, askeri ve diplomatik desteğiyle birlikte uluslararası kamuoyunda soykırım tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bin günü aşan süreçte sivillerin hedef alınması, altyapının sistematik şekilde yok edilmesi, sağlık ve insani yardım kanallarının engellenmesi gibi eylemler, soykırım suçunun unsurları kapsamında değerlendirilirken; uluslararası hukuk mekanizmalarının etkisiz kalması dikkat çekti.
Uluslararası Adalet Divanı ve diğer kurumların aldığı kararlar sahada karşılık bulmazken, Batı’nın çifte standartlı tutumu ve yaptırım eksikliği eleştirilerin odağında yer aldı. Bu süreçte yalnızca Gazze'de değil, bölge genelinde gerilimin arttığı gözlemlenirken, yaşananların uzun vadede hem uluslararası hukuk hem de insan hakları kavramları açısından derin bir kırılmaya yol açtı.
Soykırım unsurlarının tamamı Gazze'de işlendi ama işgale karşı yaptırım uygulanmadı
Gazze'de bin gündür aralıksız devam eden soykırıma ilişkin İLKHA muhabirine konuşan MAZLUMDER Genel Başkanı Av. Kaya Kartal, "Gazze soykırımının üzerinden bin gün geçti. Bu süreçte görüp görebileceğimiz her türlü zulüm, her türlü suç işlendi. Biz Gazze soykırımı diyoruz ama soykırım, uluslararası hukukta da soykırım sözleşmesinde de bir suç tipi ve içerisinde bir takım unsurlar barındırıyor. Bir halka, bir topluluğa yönelik olarak işlenebilecek olan bazı eylemler sıralanarak, bunların işlenmesi halinde soykırım olarak nitelendirileceği belirtiliyor. Belirtilen hususların tamamı, bin günlük süreçte yoğun bir şekilde Gazze soykırımında işlendiğine şahit olduk. Uluslararası Adalet Divanı'nda verilen tedbir kararında da bu soykırımın unsurlarına işaret edilmişti. Aradan geçen süreçte ne bu tedbir kararları işletildi ne de tedbir kararlarına uymayan işgal rejimine yönelik bir yaptırım uygulandı ne de soykırım durdurulabildi. Evet, bir ateşkes süreci var ama gelinen noktada bu ateşkese de riayet edilmiyor. İsrail yine kafasına estikçe Gazze'ye yönelik çeşitli bombalamalar, saldırılar düzenliyor." dedi.
Dünya soykırımı durduramadı
İşgal rejiminin Gazze soykırımı ile birlikte saldırılarını Lübnan, Suriye ve İran'a yönelik de genişleterek çeşitli suçlara bulaştığını hatırlatan Kartal, "Gazze özeline baktığımızda zaten soykırım suçunun bütün unsurları işlenmesine rağmen maalesef dünya olarak, uluslararası kurumlar olarak, İslam coğrafyası olarak bu soykırımı durduramadık, durdurmaya yönelik etkili adımlar da atamadık. Bu, uluslararası hukuk, insan hakları kavramları için önemli bir sınavdı ve ciddi bir eşik oluştu. Bir anlamda hukukun, insan hakları kavramlarının boşa çıkabileceğini gördük. Tabi ki bu bizi 'hukuk önemsizdir, insan haklarını ciddiye almayalım' algısına yönlendirmemelidir. İsraili de Batılı düşüncenin coğrafyamıza yerleştirilmiş bir jandarması olarak görmek gerekir. Bunların temelde zaten insan hakları yaklaşımının eskiden beri ikircikli, tutarsız, kendilerine yontan bir yaklaşım olduğunu biliyoruz ve bunu ifade ediyoruz. Ancak bu böyle diye insan hakları kavramını da basite almaya gerek yok. Bu önemli bir kavram ama burada (Gazze) yerle yeksan edildi. Yaşam hakkı hala önemli, işkence ve kötü muameleye karşı durmak hala önemli… Bunu bir put haline getirmişlerdi ve putlarını gözlerimizin önünde yediler." diye konuştu.
Batı'da işgal rejimine yönelik fikirler ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmedi
Kartal, "İfade özgürlüğü, toplantı, gösteri ve yürüyüş bir tabuydu ama söz konusu Gazze soykırımı olduğunda, işgalci israil rejimine yönelik fikirler, Avrupa'da ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmedi. Batı üniversitelerinde hocalara baskılar kuruldu, rektörler görevden alındı. Üniversite özgürlüğü, özerklik anlatıları tamamen çöktü. Bu, bizim için bir taraftan iyi… Çöküşle birlikte artık daha bağımsız söz söyleme imkânına sahibiz ve onları da yargılayabilecek bir zeminimiz var. Bir taraftan da bunlar çökerken aynı zamanda gözlerimizin önünde tüm unsurlarıyla birlikte bir halka yönelik bin gün boyunca soykırım suçu işlendi ve esaslı bir müdahalemiz de olmadı. Uluslararası hukuk çöktü, müdahale edemedi veya kayırdı. Birleşmiş Milletler zaten güvenlik konseyine bağlı ve tüm kurumları güvenlik konseyi tarafından tıkanabiliyor, tıkandı. Uluslararası Adalet Divanı bir tedbir kararı verdi ama buna uyulmadı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin verdiği tutuklama kararları da icra edilemedi. Neticede bunu icra edecek güçler de soykırımı destekliyorlar. Böyle bir denklem içerisindeyiz." şeklinde konuştu.
"Coğrafyamızda da etkili müdahaleler gerçekleştiremedik"
Yaşanan onca şeye rağmen İslam coğrafyasında da durumun pek parlak olmadığını vurgulayan Kartal, "İslam coğrafyasında bir takım karşı duruşlar olsa da bunlar çok siyasi boyutta kaldı. Hatta uzun müddet Türkiye'de de 'israil ile ticaret durdurulsun' tartışmalarıyla geçirdik. Maalesef soykırım devam ederken bunları yaşadık. Türkiye limanlarının kullanıldığına şahitlik ettik. Bunları engellemeye yönelik çabalarımız oldu. Bunlarla ilgili çok geç açıklamalar yapıldı ve 'artık limanlarımız kullandırılmayacak' denildiğinde neredeyse 1,5-2 yıl geçmişti. Ticarete son verildiğinde neredeyse 8 ay geçmişti. Batı'nın, Avrupa'nın oluşturduğu kurumları bir tarafa bıraktığımızda aslında coğrafyamızda da etkili müdahaleler gerçekleştiremedik. Bizim de destek verdiğimiz 'Sumud' gibi bazı sivil organizasyonlar oldu. Ancak yaşanan soykırımın büyüklüğü açısından çok cılız kaldı. Gazze'de yaşananları göz önünde bulundurduğumuzda yapılabilecek her şeyin eksik kaldığını görmüş olduk. Neticede günün sonunda bu soykırım sürecini engelleyemedik." dedi.
"NATO'cuların huzuru kaçmasın diye hem İslami çevrelere hem sol kesime yönelik çok ciddi operasyonlar yapıldı"
Önümüzdeki günlerde Ankara'da gerçekleştirilmesi planlanan NATO Zirvesi'ne de değinen Kartal, "Bir taraftan bugünlerde NATO Türkiye'de toplanacak. İçerisinde işgal rejiminin suçlarını destekleyen birçok ülke var. Fiili olarak destekleyen, askeri istihbarat sağlamış, silah desteği vermiş güçler NATO içerisinde. NATO'nun da istihbarat desteği sağladığı yönünde, üsleri kullandırdığı yönünde bilgiler var. Böyle bir düzlemdeyiz ve NATO Türkiye'de toplanıyor. Ankara neredeyse kapalı bir şehir haline getirildi. Son bir aydır gelecek NATO'cuların huzuru kaçmasın diye hem İslami çevrelere hem sol kesime yönelik çok ciddi operasyonlar yapıldı. Yine yollar kapatıldı, toplantı, gösteri ve yürüyüşler engellendi, yasak alanlar ilan edildi. Öyle ki artık normal vatandaşın yürüyeceği sokaklar, parklar-bahçeler dahi bir anlamda yasak kapsamına alındı. Bir taraftan böyle de bir gerçeğimiz var. Bunları da göz ardı etmemek gerekir." diye konuştu.
Bu tür sosyal, siyasi krizlerin sıcağı sıcağına sonuç vermediğini, orta ve uzun vadede bir takım sonuçlarının olacağını belirten Kartal, İslam coğrafyasındaki devletlerin Batı ittifakından kaynaklanan krizi, yol açtığı mağduriyetin farkına vararak yeni bir oluşuma gitmelerinin elzem olduğunu, bunun olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu ifade etti. (İLKHA)