Dünya tarihini tahlil ettiğimizde karşımıza önemli olaylar çıkar ve bu önemli olaylarla birlikte tarihe notlar düşülür.
Dünya tarihini tahlil ettiğimizde karşımıza önemli olaylar çıkar ve bu önemli olaylarla birlikte tarihe notlar düşülür.
Biz bunu nereden biliyoruz?
Okullarda her sınıfın duvarına asılan “tarih şeritleri”nden…
İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ… Karanlık Çağ… Sonrasında Maden Çağları… Her birinin hikâyesi birbirinden farklıdır.
Savaşların belirlediği tarihsel çağ döngülerinin yanı sıra, icatlar da çağları değiştirmiştir.
Atalarımız ne demiştir?
“Silah bulundu, mertlik bozuldu!”
Silahın savaşlarda kullanılmasından önce oklar, kamalar, mızraklar ve benzeri kesici ve delici aletler savaşlarda büyük önem taşımakta; savaşların kazanılmasında veya kaybedilmesinde önemli rol oynamaktaydı.
Lafı fazla uzatmayalım, gelelim günümüze…
Teknoloji hayatımıza o kadar hızlı giriyor ki biyolojik, fiziksel ve manevi dengelerimizi altüst ediyor. Bu hızlı değişime uyum sağlamakta oldukça zorlanıyoruz.
Korkunç bir ilerleme var.
Aklınıza gelen, gelmeyen her alanda eski ile yeni birbirini kovalamakta. Daha dün yeni olanın bugün eskidiğine hayretler içinde tanıklık ediyoruz.
Ne zaman yeni eskidi, inanın artık takip etmek bile zor.
Şayet son yıllarda yaşanan bu hızlı değişime bir ad koymaya kalksaydık, isim bulmakta zorlanırdık.
Neyse ki yapay zekâ geldi.
Yapay zekâ, gelmiş geçmiş en büyük buluşlardan ya da teknolojik gelişmelerden biri olarak değerlendirilebilir.
Teknolojide korkunç bir noktaya gelmiş durumdayız.
Üretimden tüketime kadar birçok süreçte insan emeğinin yerini yapay zekâ ve otomasyon almaya başlıyor. Ne isterseniz yapıyor, zor ve imkânsız diye bir kavram bırakmıyor.
Özellikle mühendislik alanında insan gücüne duyulan ihtiyaç giderek azalıyor. En iyi üniversitelerden mezun olan insanların bile gelecekte hangi meslekleri yapacağı, hangi alanlarda çalışacağı tartışılır hâle geliyor.
Edebiyat bile bundan nasibini almıl durumda...
Makale mi, öykü mü, roman mı?
Yapay zekâ hazırlayıp önünüze koyuyor.
Yazarlık, çizerlik ve editörlük gibi alanların geleceği de artık tartışılır. Söylemeniz, daha doğrusu yapay zekâya doğru komutu vermeniz yeterli…
Nereden nereye!
Çocukluğumuzda uzay filmleri izlerdik. Robotlar, galaksiler, uzay araçları ve farklı dünyalar bize ne kadar uzak gelirdi.
Bugün ise çocukluğumuzda hayal olarak gördüğümüz birçok şeyin gerçekleştiğine tanıklık ediyoruz.
Sosyal medyada gezinirken bir video dikkatimi çekti. Sonuna kadar izledim.
Videoda şu an çocuk üretim fabrikalarının var olduğundan, çocuğu olmayan insanların buralardan çocuk sahibi olabileceğinden söz ediliyordu.
Anne ve babalardan alınan sperm ve embriyolarla yapay anne karınlarında çocukların dünyaya getirileceğini, büyütülüp ailelere teslim edileceğini daha da dikkat çekici olanın ise, iki katı para karşılığında çocuğun tüm özelliklerinin aile tarafından belirlenebileceğinin iddia edilmesiydi.
Genetik hastalıklardan arındırılmış bir bebek…
Zekâsı, fiziksel yapısı, huyu, suyu; aklınıza gelen ve gelmeyen bütün özellikleri siparişle belirlenebilen bir çocuk…
Bundan elli yıl sonrasını düşünmek bile kolay değil.
Çocukluğumuzda doktor, hemşire ve hastane yokluğundan çocukların anneleriyle birlikte yaşamlarını yitirdiği, insanların çaresizce yas tuttuğu dönemleri gördük.
Şimdi ise yapay zekâ bize uzay filmlerini aratmayacak bir yaşam sunmaya hazırlanıyor.
Bizden büyükler, “Bu dünyaya erken gelmişiz.” derler, yaşadıkları döneme isyan ederlerdi.
Bizde de benzer bir isyanın söz konusu olacağı aşikâr.
Sanırım bizden sonraki gençlerin de yaşlandıklarında, yeni gelişmeler karşısında benzer şekilde isyan edecekleri şimdiden belli.
Ne diyelim?
Yapay zekâyı da gördük ya…
YAZAR: GÜNDOĞDU YILDIRIM