Orta Doğu’da yaşanan son olayları değerlendiren Prof. Dr. Nur Köprülü, gelişmelerin İran merkezli bir kriz olarak değil; bölgesel ve küresel jeopolitik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyan çok katmanlı bir güç mücadelesi olarak görülmesi gerektiğini söyOrta Doğu’da yaşanan son olayları değerlendiren Prof. Dr. Nur Köprülü, gelişmelerin İran merkezli bir kriz olarak değil; bölgesel ve küresel jeopolitik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyan çok katmanlı bir güç mücadelesi olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Orta Doğu’da 28 Şubat 2026 itibarıyla tırmanan askeri gerilim, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nur Köprülü, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla yeni bir safhaya taşınan gelişmelerin yalnızca İran merkezli bir kriz olarak değil; bölgesel ve küresel jeopolitik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyan çok katmanlı bir güç mücadelesinin parçası olarak okunması gerektiğini vurguladı.
ABD’nin doğrudan müdahil olduğu yeni bir çatışma zemini oluştu
Prof. Dr. Nur Köprülü’ye göre yaşanan gelişmeler, 7 Ekim sonrası dönemde Orta Doğu coğrafyasına yayılan sıcak çatışma ortamına ABD’nin doğrudan müdahil olduğu yeni bir zemin kazandırdı.
Prof. Dr. Köprülü, bölgeye yayılan çatışma ortamının başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı ülkeleri denkleme daha güçlü biçimde entegre ettiğini belirterek, bugünkü gelişmelerin 2011’de başlayan "Arap Baharı" ayaklanmalarının ardından oluşan yeni güç dengeleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
"Gelişmeler bölgesel ve küresel ölçekte okunmalı"
Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Yemen’e uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmelerin, İsrail’in bölgesel nüfuz arayışı ve İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde şekillenen yeni "düzen" arayışıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Nur Köprülü, çatışma ortamının artık bazı Batılı ülkeler açısından da fiilen başlamış sayılabileceğini vurguladı.
"ABD başlangıçta sürece mesafeli yaklaşmış olsa da İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın Körfez ülkeleri ile Ürdün’de bulunan ABD üslerini hedef alması, bölgedeki güç dengesinin yeniden yapılandırılmasıyla doğrudan ilişkili bir tablo ortaya koydu" diyen Prof. Dr. Köprülü, bu sürecin yalnızca İran’da rejim değişikliği hedefiyle açıklanamayacağını ifade etti.
Prof. Dr. Nur Köprülü, "ABD ve İsrail, özellikle Suudi Arabistan’ın Gazze’de yaşananlara ve Filistin meselesine işaret ederek İbrahim Anlaşmalarını gündeme taşımaması ve beraberinde bölge ülkeleriyle yekpare olarak tanımlanacak bir çerçevede İsrail’in penetre olma girişimine zımnen de olsa destek vermemiş olması gelinen aşamada meselenin İran ile sınırlı olmadığına işaret etmektedir. Sonuç olarak, bugünkü konjonktürde yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler, yalnızca İran’da muhtemel bir rejim değişikliği meselesi olarak okunamayacak kadar kritik bir eşikte olduğumuzu bize göstermektedir" ifadesini kullandı.
Bölgesel ittifaklar ve yeni güvenlik arayışları
Prof. Dr. Nur Köprülü, İran’a yönelik saldırıların Umman’ın arabuluculuğunda Cenevre’de yürütülen ve sekteye uğrayan müzakerelerin ardından gerçekleşmesine de dikkat çekti. Köprülü, ayrıca İsrail Başbakanı Netanyahu’nun mezhepsel bloklaşmaya işaret eden açıklamaları, Hindistan ile İsrail arasındaki askeri iş birliğinin artması ve Pakistan ile Suudi Arabistan arasında oluşturulan askeri pakta Türkiye’nin katılımının gündeme gelmesi gibi gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Prof. Dr. Köprülü; Türkiye, Körfez ülkeleri, Katar, Mısır ve Ürdün gibi aktörlerin şekillenmekte olan yeni bölgesel düzen karşısında dengeleyici bir pozisyon arayışına yöneldiğini belirtti. Bu yaklaşımın Gazze’nin yeniden inşası ve "yeni Suriye" tahayyülü çerçevesinde açıkça görüldüğünü ifade etti.
Bölgesel güvenlik kaygısı derinleşiyor
İran’ın ABD üslerine yönelik saldırılarının ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçı, saldırıların bölge ülkelerini hedef almadığını açıklamış olsa da, yaşanan gelişmelerin tüm bölgeyi kapsayan bir güvenlik kaygısı oluşturduğuna dikkat çekildi.
Prof. Dr. Köprülü, İran’a yönelik saldırıların ülke içindeki siyasal dengeleri dönüştürme ve muhalefeti liderlik etrafında birleştirme potansiyelinin tartışıldığını belirterek, mevcut gelişmelerin yalnızca İran merkezli bir kriz olarak değil; bölgesel dengeleri ve küresel jeopolitik güvenlik mimarisini yapısal olarak şekillendirme potansiyeli taşıyan çok katmanlı bir sürecin parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Köprülü, gelinen aşamanın yakın coğrafyada kritik bir eşiğe işaret ettiğini ve yaşananların kapsamlı bir güç mücadelesinin parçası olarak ele alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti.