Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) tarafından hazırlanan “Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye’de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri” başlıklı araştırma raporu Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı
Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) tarafından hazırlanan “Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye’de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri” başlıklı araştırma raporu Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.
Türkiye’de devlet okullarında okul güvenliği ve akran zorbalığının mevcut durumunu öğretmen, öğrenci ve veli perspektiflerinden ortaya koymayı amaçlayan araştırmaya toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Katılımcıların 3 bin 198’ini öğretmenler, 2 bin 315’ini öğrenciler, 2 bin 280’ini veliler oluşturdu.
Öğretmenlerden 81 ilin tamamından, velilerden 75 ilden, öğrencilerden ise 61 ilden veri elde edildi. Araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin süreçleri, akran zorbalığının yaygınlığı ve biçimleri, siber zorbalık, okulun müdahale kapasitesi ve ebeveyn tutumları birlikte ele alındı.
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz’un basın açıklamasının ardından Prof. Dr. Emrah Akbaş tarafından araştırmanın sonuçlarına ilişkin sunum gerçekleştirildi.
"Bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir"
"Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye’de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri" başlıklı açıklamayı okuyan Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Bugün sizlerle, çocuklarımızın okul hayatını, öğretmenlerimizin çalışma ortamını ve ailelerimizin en temel beklentilerinden biri olan güven duygusunu doğrudan ilgilendiren önemli bir çalışmayı paylaşmak üzere bir aradayız. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezimiz tarafından hazırlanan 'Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye’de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri' başlıklı araştırmamızı kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür." dedi.
"Bu araştırmanın sonucu 'Türkiye'de okullar güvensizdir' değildir"
Üç ayrı pencereden aynı okula baktıklarını belirten Yavuz, "Çalışmamızı önemli kılan hususlardan biri kapsamıdır. Araştırmamıza toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Bunların 3 bin 198’i öğretmen, 2 bin 315’i öğrenci, 2 bin 280’i velidir. Öğretmenlerimizden 81 ilin tamamından, velilerimizden 75 ilden, öğrencilerimizden ise 61 ilden veri topladık. Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık. Araştırmamızda okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine; siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı inceledik. Burada çok önemli bir hususun altını çizmek istiyorum: Bu araştırmanın sonucu 'Türkiye'de okullar güvensizdir.' değildir. Ama aynı şekilde, 'Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer.' diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır." ifadelerine yer verdi.

"Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz"
"Bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir." diyen Yavuz, devamında şunları aktardı:
"Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil. Araştırmadaki ilk dikkat çekici sonuçlardan biri okul güvenliği algısında ortaya çıkıyor. Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24. Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor. Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor? Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor? Dışlandığında kime başvuruyor? Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu? Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu? Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir."
"Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez; öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır"
Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendirilemeyeceğini belirten Yavuz, "Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7’si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var. Öğrencilerin yüzde 71,8’i, velilerin ise yüzde 86’sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiğidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı değildir. Keyfîlik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır. Disiplin sistemine ilişkin sonuçlar da bunu teyit ediyor. Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor: Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez; öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır." şeklinde belirtti.
"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez"
Zorbalık yalnızca vurmak olmadığını söyleyen Yavuz, "Araştırmadan çıkan bir diğer önemli sonuç da zorbalığın biçimine ilişkindir. Çocuklarımızın en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlama geliyor. Öğrencilerin yüzde 18,1’i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5’i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2’si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz. Çünkü zorbalığı sadece kavga, vurma veya fiziksel saldırı olarak görürsek çocuklarımızın yaşadığı çok geniş bir alanı görünmez hâle getiririz. Bir çocuğu sürekli küçük düşürmek de lakap takmak da sınıftan dışlamak da arkadaş grubundan sistematik biçimde uzaklaştırmak da dijital ortamda hedef göstermek de çocuğun okul hayatını derinden etkileyebilir. Bu nedenle diyoruz ki bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez." ifadelerine yer verdi.
"Çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor"
Zorbalık çocuğun okula olan güvenini de aşındırdığını söyleyen Yavuz, "Araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından biri şudur. Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor, okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini 'çok' veya 'çok ciddi' olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı 'çocukların kendi arasındaki mesele' olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor." dedi.
"Öğrencilerin yüzde 63,4’ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor"
"Çocuklarımız görüyor, onları çözümün parçası yapmalıyız." diyen Yavuz, açıklamasına şu şekilde devam etti:
"Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4’ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor. Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkânı da gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa 'Git arkadaşını korumak için kavga et.' demiyoruz. Tam tersine, 'Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme' diyoruz."
"Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlayamayız"
Zorbalık okul kapısında sona ermediğini dile getiren Yavuz, "Bugün çocukların sosyal hayatı zil çaldığında sona ermiyor. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 69,9’unun akıllı telefonu, yüzde 58,8’inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2’si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9’a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili. Velilerin yüzde 88’i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor: Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlayamayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor. Dolayısıyla dijital güvenlik, güvenli okul politikasının ayrılmaz bir parçası olmak zorundadır." dedi.
"Güvenilir bir sistem kurmadığımız müddetçe yalnızca çocuklarımızı konuşmaya çağırmak yeterli değildir"
"Çocuk konuşmuyorsa önce sistemi sorgulamalıyız." diyen Yavuz, "Araştırmada bizi özellikle düşündüren alanlardan biri de bildirim mekanizmalarıdır. Öğrencilerin yalnızca yüzde 24,8’i son bir yıl içerisinde kendisi veya bir başkası için zorbalıkla ilgili okula bildirim yaptığını söylüyor. Yüzde 21,1’i ise bildirim yapmayı düşündüğü hâlde yapmamış. Neden? Öne çıkan iki cevap var: 'Okul bir şey yapmaz' ve 'söylersem olay daha kötü olur.' İşte burada bütün yetişkinlere düşen büyük bir sorumluluk var. Çocuğa yalnızca 'Başına bir şey gelirse söyle' diyemeyiz. Çocuğun asıl bilmek istediği şudur: 'Söylersem ne olacak?' Bildirimi kim alacak? Beni kim koruyacak? Karşı taraf bunu öğrenecek mi? Sorun gerçekten takip edilecek mi? Yarın aynı sınıfa girdiğimde yalnız mı kalacağım? Güvenilir bir sistem kurmadığımız müddetçe yalnızca çocuklarımızı konuşmaya çağırmak yeterli değildir." ifadelerine yer verdi.
"Bu araştırmayı yalnızca mevcut tabloyu ortaya koymak için hazırlamadık"
Eğitim-Bir-Sen olarak 7 temel politika alanı önerdiklerini ifade eden Yavuz, "Bu araştırmayı yalnızca mevcut tabloyu ortaya koymak için hazırlamadık. Veriyi, uygulanabilir bir politika çerçevesine dönüştürmek istedik. Çünkü sorunları saymak kadar, çözümün nasıl kurulacağını da konuşmak zorundayız. Araştırmamızdan hareketle yedi temel politika alanının öncelikle ele alınması gerektiğini düşünüyoruz." dedi.

"Her okulda işleyen, herkesin bildiği ve herkes için aynı asgari standardı sağlayan bir sistem kurmaktır"
Yavuz, "Birincisi, Türkiye genelinde ortak standartları olan bir 'Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi' oluşturulmalıdır. Bugün aynı nitelikteki bir olay, farklı okullarda farklı biçimlerde ele alınabiliyor. Bir okulda zorbalık olarak değerlendirilen davranış başka bir okulda 'çocuklar arasında olur' denilerek geçiştirilebiliyor. Bu belirsizlik ortadan kaldırılmalıdır. Zorbalığın tanımı, hangi davranışların bu kapsamda değerlendirileceği, bildirimin nasıl yapılacağı, ilk müdahaleyi kimin gerçekleştireceği, ailenin hangi aşamada sürece dâhil edileceği ve olayın nasıl takip edileceği açık biçimde belirlenmelidir. Yani mesele yalnızca bir mevzuat metni hazırlamak değildir. Her okulda işleyen, herkesin bildiği ve herkes için aynı asgari standardı sağlayan bir sistem kurmaktır." ifadelerine yer verdi.
"Öğretmeni güçlendirmek, aslında öğrenciyi korumaktır"
İkincisi, öğretmenin meşru mesleki otoritesi yeniden güçlendirilmesi gerektiği olduğunu ifade eden Yavuz, "Araştırmamızda öğretmenlerin yüzde 90,7’sinin mesleğe başladıkları döneme kıyasla öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşündüğünü gördük. Buna karşılık hem öğrencilerin hem de velilerin büyük çoğunluğu öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Bu bize çok açık bir şey söylüyor. Sorun öğretmenin otoritesinin istenmemesi değildir; sorun, öğretmenin bu otoriteyi kullanırken yeterince desteklenmemesidir. Öğretmen sınıfta sınır koyduğunda, öğrenciyi koruduğunda veya olumsuz bir davranışa müdahale ettiğinde okul yönetiminin, mevzuatın ve eğitim sisteminin desteğini yanında hissetmelidir. Ancak burada kastettiğimiz otorite, baskıcı veya keyfî bir güç değildir. Biz adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal sorumluluğa dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Öğretmeni güçlendirmek, aslında öğrenciyi korumaktır." diye konuştu.
"Disiplin sistemi yalnızca ceza vermeye dayalı olmamalıdır"
Üçüncüsü, disiplin sistemi yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Yavuz, "Araştırmada öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin değerlendirmelerinin düşük düzeyde kalması tesadüf değildir. Öğretmen, müdahale ettiğinde sürecin devam edip etmeyeceğini bilmiyorsa, yaptırım uygulanıp uygulanmayacağından emin değilse ve benzer olaylarda farklı sonuçlarla karşılaşıyorsa sistemin caydırıcılığı zayıflar. Disiplin sistemi yalnızca ceza vermeye dayalı olmamalıdır. Önleyici, eğitici ve gerektiğinde onarıcı yöntemleri de içermelidir. İlk kez ortaya çıkan bir davranışla, tekrarlanan ve sistematik hâle gelen bir davranış aynı şekilde ele alınmamalıdır. Davranışın niteliğine göre kademeli bir müdahale sistemi kurulmalı; bir yandan mağdur öğrenci korunurken diğer yandan zorbalık davranışı gösteren öğrencinin bu davranışı neden geliştirdiği de anlaşılmaya çalışılmalıdır." dedi.
"Bildirim mekanizması yalnızca şikâyet toplamak için değil, öğrenciyi korumak için kurulmalıdır"
"Dördüncüsü, her okulda güvenilir, görünür ve izlenebilir bir bildirim sistemi kurulmalıdır." diyen Yavuz, devamında şunları söyledi:
"Araştırmada öğrencilerin önemli bir bölümünün bildirim yapmayı düşündüğü hâlde bunu gerçekleştirmediğini görüyoruz. Bunun en önemli nedenlerinden biri 'Okul bir şey yapmaz' düşüncesi, diğeri ise 'Olay daha kötü hâle gelir.' korkusudur. Bu iki cümle üzerinde çok ciddi biçimde durmamız gerekiyor. Çocuğa yalnızca 'Başına bir şey geldiğinde söyle' demek yeterli değildir. Çocuk, söylediğinde ne olacağını da bilmelidir. Kime başvuracak? Başvuru gizli tutulacak mı? Misillemeye karşı nasıl korunacak? Aile ne zaman bilgilendirilecek? Süreç kim tarafından takip edilecek? Olay kapatıldığında gerçekten çözüldüğünden nasıl emin olunacak? Her okulda yüz yüze, yazılı veya uygun dijital kanallar üzerinden işleyen, öğrencinin güven duyduğu ve sonucunu takip edebildiği bir bildirim sistemi bulunmalıdır. Bildirim mekanizması yalnızca şikâyet toplamak için değil, öğrenciyi korumak için kurulmalıdır."
"Görünmeyen sorun, müdahale edilmeyen soruna dönüşür"
Beşincisi, sözel, ilişkisel ve siber zorbalık daha görünür hâle getirilmesi gerektiğini belirten Yavuz, "Araştırmamız çocukların yaşadığı zorbalığın yalnızca fiziksel saldırıdan ibaret olmadığını çok açık biçimde gösteriyor. Hakaret, alay, lakap takma, dedikodu, sistematik dışlama, kıyafet veya görünüş üzerinden aşağılama ve dijital ortamda hedef gösterme çocukların okul deneyimini doğrudan etkiliyor. Fakat bu davranışlar fiziksel şiddet kadar görünür olmadığı için çoğu zaman geç fark ediliyor. Bu nedenle öğretmen eğitimlerinde ve okul içi farkındalık çalışmalarında özellikle bu örtük zorbalık biçimlerine yer verilmelidir. Okul iklimini değerlendirirken yalnızca 'Kavga oluyor mu?' sorusunu sormak yetmez. 'Öğrenciler kendilerini ait hissediyor mu?' 'Dışlanıyorlar mı?' 'Arkadaşları arasında küçük düşürülüyorlar mı?' 'Dijital gruplarda hedef hâline geliyorlar mı?' gibi soruları da sormak gerekir. Çünkü görünmeyen sorun, müdahale edilmeyen soruna dönüşür." dedi.
"Sorun ağırlaşmadan çocuk desteklenmeli, okuldan kopmadan önce gerekli adımlar atılmalıdır"
Yavuz, "Altıncısı, kırılgan öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş koruma mekanizmaları kurulmalıdır. Araştırmada özel gereksinimi bulunan, akademik başarısını düşük değerlendiren ve okul ortamını daha az güvenli algılayan öğrencilerde bazı zorbalık türlerine maruz kalma riskinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu çocukları 'riskli öğrenci' diye etiketlemek çözüm değildir. Tam tersine amaç, öğrenciyi değil, öğrenciyi kırılgan hâle getiren koşulları fark etmek olmalıdır. Öğretmen, rehberlik servisi, aile ve gerektiğinde diğer uzmanların birlikte hareket ettiği erken müdahale mekanizmaları kurulmalıdır. Sorun ağırlaşmadan çocuk desteklenmeli, okuldan kopmadan önce gerekli adımlar atılmalıdır." diye ifade etti.

"Davranışlar okul kültürünün parçası hâline getirilmelidir"
"Yedincisi, akranların koruyucu gücünden daha fazla yararlanılmalıdır." diyen Yavuz, "Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4’ü başka bir öğrenciye yönelik zorbalığa tanık olduğunu söylüyor. Bu oran çok önemlidir. Çünkü bir zorbalık olayını çoğu zaman ilk gören öğretmen değil, başka bir öğrencidir. Bu nedenle çocukları yalnızca mağdur veya fail olarak değil, güvenli okulun aktif aktörleri olarak görmeliyiz. Akran destek programları geliştirilmeli; öğrencilere zorbalık karşısında güvenli biçimde nasıl davranacakları öğretilmelidir. Çocuğa fiziksel müdahale etme sorumluluğu yüklenmemelidir. Fakat bir yetişkine haber vermek, mağdur arkadaşını yalnız bırakmamak, zorbalığı alkışlamamak ve dışlamaya katılmamak gibi davranışlar okul kültürünün parçası hâline getirilmelidir." şeklinde konuştu.
"Güvenli okul politikası eğitim öğretim yılının başından itibaren aileyle paylaşılmalı"
Sekizinci olarak, aile-okul iş birliği güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, "Araştırmamız, velilerin zorbalığa karşı genel olarak duyarlı olduğunu gösteriyor. Ancak özellikle siber zorbalık konusunda önemli bir farkındalık açığı bulunuyor. Velilerin yüzde 88’inin çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini söylemesi bu açıdan çok çarpıcıdır. Ailelere yalnızca 'Çocuğunuzu takip edin' demek yetmez. Zorbalığın erken belirtileri, davranış değişiklikleri, dijital riskler, çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiği ve okulda kime başvurulacağı konusunda kısa, anlaşılır ve uygulanabilir rehberlik sunulmalıdır. Aile ile okul arasındaki ilişki yalnızca sorun çıktığında kurulan bir ilişki olmaktan çıkarılmalıdır. Güvenli okul politikası eğitim öğretim yılının başından itibaren aileyle paylaşılmalı, ailenin rolü açık biçimde tanımlanmalıdır." ifadesini kullandı.
"Çocukla güvene dayalı iletişime dayanan bir dijital ebeveynlik anlayışı geliştirilmelidir"
"Dokuzuncu olarak, dijital güvenlik okul güvenliğinin ayrılmaz bir parçası hâline getirilmelidir." ifadelerine yer veren Yavuz, "Bugün çocukların sosyal hayatı okul kapısında sona ermiyor. Aynı sınıfta başlayan bir dışlama, akşam mesaj grubunda devam edebiliyor. Okulda başlayan bir alay, sosyal medyada yüzlerce kişiye ulaşabiliyor. Bu nedenle “Olay okul dışında gerçekleşti” denilerek siber zorbalık okulun sorumluluk alanının tamamen dışında görülemez. Dijital vatandaşlık, çevrim içi saygı, mahremiyet, grup sohbetlerinde dışlama, içerik paylaşımının sonuçları ve siber zorbalığın nasıl bildirileceği öğrencilere sistematik biçimde öğretilmelidir. Veliler açısından da yalnızca teknik cihaz kontrolüne değil, çocukla güvene dayalı iletişime dayanan bir dijital ebeveynlik anlayışı geliştirilmelidir." dedi.
"Okul yönetimi birbirinin yerine geçen değil, birbirini tamamlayan mesleki aktörler olmalıdır"
Onuncu olarak, Türkiye’de okul sosyal hizmeti sistemi kurulması gerektiğini aktaran Yavuz, "Raporumuzun en önemli yapısal önerilerinden biri budur. Çünkü çocukların yaşadığı her sorun sınıf içinde başlamıyor ve sınıf içinde bitmiyor. Aile içi sorunlar, ekonomik güçlükler, sosyal dışlanma, devamsızlık, okuldan kopma riski veya çoklu psikososyal ihtiyaçlar söz konusu olduğunda öğretmenin bütün bu alanların vaka yöneticisi hâline gelmesini beklemek doğru değildir. Sosyal hizmet uzmanları okul sistemine aşamalı biçimde dâhil edilmelidir. İlk aşamada sosyal risklerin, devamsızlığın, şiddet veya zorbalık bildirimlerinin daha yoğun olduğu bölgelerde pilot uygulamalar yapılabilir. Okul sosyal hizmeti, rehberlik hizmetinin alternatifi değil; onu tamamlayan bir sistem olarak tasarlanmalıdır. Öğretmen, rehber öğretmen, sosyal hizmet uzmanı ve okul yönetimi birbirinin yerine geçen değil, birbirini tamamlayan mesleki aktörler olmalıdır." şeklinde konuştu.
"Rehberlik hizmetleri yalnızca vaka kendilerine geldiğinde devreye giren bir yapı olmamalıdır"
On birinci olarak, rehberlik ve psikososyal destek sistemi daha güçlü hâle getirilmesi gerektiğini de belirten Yavuz, "Rehberlik hizmetleri yalnızca vaka kendilerine geldiğinde devreye giren bir yapı olmamalıdır. Okul iklimini izleyen, riskleri erken fark eden ve öğretmenlerle birlikte önleyici çalışmalar yürüten daha aktif bir modele geçilmelidir. Zorbalığa maruz kalan öğrencinin psikososyal etkilenme düzeyi değerlendirilmeli, ihtiyaç varsa destek süreci oluşturulmalıdır. Zorbalık davranışı gösteren öğrenci açısından da yalnızca ceza değil, davranışın tekrarını önleyecek destek ve yönlendirme mekanizmaları devreye alınmalıdır." dedi.
"Tek seferlik araştırmalar bize önemli bir fotoğraf verir ama fotoğraf değişimi göstermez"
On ikinci ve son olarak, düzenli bir ulusal izleme ve veri sistemi kurulması gerektiğini de belirten Yavuz, "Tek seferlik araştırmalar bize önemli bir fotoğraf verir. Ama fotoğraf, değişimi göstermez. Bu nedenle belirli aralıklarla öğrenci, öğretmen ve velileri birlikte kapsayan ulusal okul güvenliği ve akran zorbalığı araştırmaları yapılmalıdır. Yalnızca 'Kaç olay oldu?' sorusunu sormamalıyız. Öğrencinin güvenlik algısını, bildirim davranışını, öğretmenin müdahale kapasitesini, aile farkındalığını, siber zorbalığı ve okulun kurumsal kapasitesini birlikte izlemeliyiz. Bu veriler okulları cezalandırmak veya sıralamak için değil, hangi okulun ne tür desteğe ihtiyacı olduğunu görmek ve kaynakları doğru yere yönlendirmek için kullanılmalıdır." şeklinde belirtti.
"Daha fazla ceza değil, daha güçlü bir sistem"
Yavuz, "Bizim ortaya koyduğumuz yaklaşımın özü şudur. Daha fazla ceza değil, daha güçlü bir sistem. Daha fazla etiketleme değil, daha erken fark etme. Sorumluluğu tek başına öğretmene yüklemek değil, bütün paydaşları ortak sorumlulukta buluşturmak. Olay olduktan sonra tepki vermek değil, olay ortaya çıkmadan önce riski görebilen bir okul sistemi kurmak. Bizim hedefimiz zorbalık olaylarına yalnızca daha sert karşılık veren okullar değil; zorbalığın ortaya çıkmasını zorlaştıran, ortaya çıktığında erken fark eden, mağdur öğrenciyi koruyan ve davranışı değiştirebilen güvenli okullar inşa etmektir. Eğitim-Bir-Sen olarak bilimsel bilgi üretmeye, sahayı dinlemeye, sorunları görünür kılmaya ve uygulanabilir çözüm önerilerini karar vericilerle paylaşmaya devam edeceğiz. Araştırmanın hazırlanmasında emeği geçen başta kıymetli hocamız Prof. Dr. Emrah Akbaş olmak üzere EBSAM ekibimize; araştırmaya katılarak görüşlerini ve deneyimlerini paylaşan öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize teşekkür ediyorum. Çalışmamızın güvenli okul politikalarının geliştirilmesine ve çocuklarımızın daha huzurlu eğitim ortamlarında yetişmesine katkı sunmasını temenni ediyorum." diye konuştu.
"Akran zorbalığı" ifadesi yerine Yavuz, "Daha pozitif ve pozitif kültür inşası amacıyla müspet bir yaklaşım olarak 'akran nezaketi' olumlu konuşmak adına kavramını belki kullanmayı tartışmaya açabiliriz." dedi.
Prof. Dr. Emrah Akbaş tarafından araştırmanın sonuçlarına ilişkin sunum gerçekleştirildi. (İLKHA)
İLKHA İlke Haber Ajansı tarafından geçilen tüm Haberler, bu bölümde Malatya Güncel Haber editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. Girilen Haberler alanında yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen ajanslardır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yasal Uyarı: Haber sitemizde yayınlanan yorumların yasal sorumluluğu tamamen yorumu yapan yazara aittir. Hakaret içeren, kişisel hakları ihlal eden, argo, küfür, tehdit ve nefret söylemi barındıran veya yasalara aykırı olan yorumlar editoryal onay sürecinde doğrudan elenecektir.
Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "operasyon" kapsamında savunma sanayisi tesislerinin yanı sıra ulaşım ve lojistik altyapısının da hedef alındığı belirtildi. Bakanlığın açıklamasına göre saldırılarda, Ukrayna’nın orta ve uzun menzill
İslam dünyası, uzun yıllardır savaşlar, işgaller, iç çatışmalar, dış müdahaleler ve ekonomik bağımlılıkların oluşturduğu ağır bir tabloyla karşı karşıya. Filistin’de devam eden insani dram, Gazze’de yaşanan soykırım ve yıkım, Lübnan’daki çatışmalar ve böl
Antalya Valiliğinden yapılan açıklamada, Fevzi Çakmak Mahallesi'nde saat 23.00 sıralarında meydana gelen hortum nedeniyle ilk belirlemelere göre 4 işçinin hayatını kaybettiği, 1 işçinin yaralandığı bildirildi. Şantiyede etkili olan hortumun iki konteyner
İl Jandarma Komutanlığınca, Şemdinli kırsalında uyuşturucu madde bulunduğuna ilişkin bilgi alınması üzerine bölgede arama yapıldı. Aramada, üzeri taşlarla gizlenmiş çantada 7 kilo 635 gram eroin ve skunk olduğu değerlendirilen 139 gram uyuşturucu madde bu
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, işgal ordusunun Batı Şeria'daki saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Siyonist rejimin, 23 Ekim'den bu yana Batı Şeria'daki El Halil kentinde gerçekleştirdiği "saldırgan operasyonl
ABD merkezli teknoloji devi Microsoft, maliyetleri düşürmek ve yapay zekâ odaklı büyüme alanlarına kaynak sağlamak amacıyla ABD, Kanada, Hindistan ve Birleşik Krallık’ta yaklaşık 60 bin çalışanı kapsayan gönüllü işten ayrılma programı başlattı. Programın
Avrupa Birliği (AB) Konseyi, Avrupa Barış Fonu (EPF) kapsamında Ukrayna’ya askeri destek için 4,9 milyar avroluk finansmanı serbest bıraktı. Karar, üye devletlerin ortak mutabakatıyla alındı. Operasyonel dağılım 4,7 milyar avro, daha önce Ukrayna’ya kendi
Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bakan Mehmet Şimşek'in geçmişte görev yaptığı Merrill Lynch Bankası üzerinden gündeme getirilen iddialara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek'in, y
Kırıkkale'de hapis cezasıyla aranan hükümlü yakalandı
Meclis'te kabul edilen fon kanunu Resmî Gazete'de yayımlandı
03Adana’da 34 kız öğrenci İslami ilimlerde icazet aldı
04İtalya'da güvenlik önlemleri artırıldı: Milano sokaklarına asker konuşlandırıldı
05Aydın'da sürüklenen teknedeki 3 kişi kurtarıldı
06Antalya'da şantiyede hortum faciası: 4 ölü, 1 yaralı
07İzmir'de 30 düzensiz göçmen ve 3 göçmen kaçakçılığı şüphelisi yakalandı
Galatasaray A.ş.
Amed Sporti̇f Faali̇yetler
Trabzonspor A.ş.
Beşi̇ktaş A.ş.
Fenerbahçe A.ş.
Kasimpaşa A.ş.
Kocaeli̇spor
Erzurumspor Fk
Arca Çorum Fk
Göztepe A.ş.
Corendon Alanyaspor
İstanbul Başakşehi̇r Fk
Çaykur Ri̇zespor A.ş.
Tümosan Konyaspor
Gazi̇antep Futbol Kulübü A.ş.
Gençlerbi̇rli̇ği̇
Samsunspor A.ş.
Eyüpspor