• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Malatya : 4 °C
  • Ankara : -1 °C
  • İzmir : 7 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Elazığ : 5 °C
  • Adıyaman : 9 °C

Tunceli'de gerçekleşen panel

08.03.2010 15:29
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

TUNCELİ"DE GERÇEKLEŞEN PANELE DAİR NOTLAR

“Tarihten Günümüze Alevilik” konulu panel Tunceli Turizm Kültür Merkezinde gerçekleşti.

Panele ilgi ve alaka yoğundu.

Sayın Vali olmak üzere protokol oradaydı.

Panelin moderatörlüğünü Tunceli Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Durmuş Boztuğ yaptı.

Gerçekten programı başarılı bir şekilde yönetti.

Sayın Boztuğ, Tunceli Alevilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür vekili olarak, bu kurumun kuruluş gayesini, “Alevi inancına dair dinsel, kültürel motifleri gelecek nesillere sağlıklı bir şeklide aktarmak için yazılı, görsel çalışmalarda bulunmak” olduğunu belirttiler.

Günümüz Aleviliğin homojen değil heterojen olduğunu, kendi şahsi görüşüne göre “Aleviliğin, “Hak-Muhammed- Ali, Pirimiz Hac-ı Bektaşi veli” diye tanımladığını söyledi ve ardından da “ancak kendini çok farklı tarif edenler varsa onlar da kendilerini ifade etmelidirler” dedi.

Ardında sözü Prof. Dr. Osman Eğri Hocamıza bıraktı.

Sayın Eğri"nin konuşmasında alabildiğim kadarıyla aldığım notları sizlerle paylaşmak isterim.

Söz Sayın Eğri"de:

Bu gün asıl gaye Hünkâr Hacı Bektaşi Veli"nin temsili resimlerdeki gibi aslan ile ceylanı bir arada, bulundurabilmek, yaşatabilmektir.

Alevi-Bektaşi geleneğinde farklılıklarda birliği sağlama, birleme vardır.

Peygamber Efendimiz geldiği dönemde insanları her türlü pislikten arındırmış, zenci ile beyazı, köle ile efendiyi kardeş etmiştir. Alevilik-Bektaşilikte işte dedeler ile farklılıklar cem edilmiştir.

Alevi-Bektaşi inancında, insanın batınına nazar etmesi, yemeyip yedirmek, içmeyip içirmek, giymeyip giydirmek vardır.

Asıl gaye özü temizlemektir. İçinde kir, pislik olan bir şişeyi denize salmakla o şişe temizlenmez. Temizlenmesi için şişedeki pisliğin boşattırıp iyice temizlenmesi gerekir.

Aynen öyle hakkın tecelli ettiği gönül evi her türlü pislikten temizlenmeli, tevazu ile süpürülmeli, pişmanlık suyu ile de yıkanmalıdır.

Alevi- Bektaşilikte üç temel gaye vardır.

1-      Allah"ı insanlara aşk ve muhabbetle sevdirmek.

2-      Ham ruhlu insanları pişirmekle onları Allah"a sevdirmek.

3-      İnsanları birbirine sevdirmek.

Sayın Eğri"nin konuşması büyük bir alkış aldı ve ardında söz Sarı Saltuk Ocağı Dedesi Ahmet Yurt"a verildi.

Her dinde ve inançta olduğu gibi Aleviliğin temel unsurlarında bir mütevazılıktır. Ahmet Dede, “hocaların olduğu yerde ben ne konuşayım, bana konuşmak düşmek ama birkaç kelam edeyim” dedi.

Şimdi de Ahmet Dede"den aldığım notları aktarayım siz değerli okurlarıma.

18 bin âleme üstün ve yaratıkların Efendisi olarak yaratıldı insan… Yaratılan bu insanların hiç birinin alnında Hıristiyan, Musevi, Davudi, Müslüman, Kürt, Türk, Sünnî, Alevî yazılmamıştır. Bize ne oluyorlar da birbirimize karşı samimi değiliz, birbirimizi ayrıştırıyoruz.

İnsana Allah 6 şey vermiş. Bu altı şeyden ilk üçü; Akıl, iman, hayâ"dır. Diğer üçü ise Hırs, nefis, tamah"tır.

Bizler, Allah iman ederek, hayâ ile hareket edip, aklımızı kullanarak vahdeti vücuda erelim.

Yoksa hırsla, nefsimize uyarak, savaşla, kavgayla, bir şey olmaz.

Bizim yapacağımız tek şey birbirimiz sevmek ve saymaktır. 72 bin insana bir nazar ile bakmak lazım şayet Alevi isek, Müslüman isek…

Ben Müslüman"ım, ben Aleviyim… diye övünme. Kim güzel bir amel, güzel bir inançla hareket ediyorsa kazanan o olacaktır.

Ahmet Dedeyi dinlerken Necaşi"nin kendisine sığınan Hz. Ali (r.a) abisi Cafer-i Tayyar"ı dinledikten sonra “sizin dininiz ile bizim dinimiz arasında şu çizgi kadar fark yoktur” sözleri geldi aklıma…

Özde bir ayrılık, gayrilik yok…

Aynı hakikatleri farklı şekilde ifade etme var…

Panelde konuşan bir diğer kıymetli panelist ise Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı Ali Yücel Dede idi.

Genç ve kendisini çok iyi yetiştirmiş bir dedemiz…

Konuşmasında tasavvufi derinliği hemen fark ediyorsunuz.

Kendini ilk kez dinledim.

İşin doğrusu bu güne kadar Malatya"mıza davet edilip de kendilerine bir konferans verilmediğine de hayıflandım.

Eşref Dedem"in bu talebimizi göz ardı etmeyeceğini ümid ediyorum.

Ali Yücel Dede, salondakileri kendi mahiyeti üzerinde düşünmeye davet etti.

Bir tefekkür penceresi açtı.

Söz Ali Yücel Dede"de.

“Her birimiz geçmişte yaşadığımız birtakım sıkıntıları zorla birbirimize dayatarak gönül evimizi kirletiyoruz.

Alevilik- Bektaşilikte “gelin canlar bir olalım” var. Ben onu demiyorum. Ben “Biz zaten biriz, bir canız” diyorum. Bu zorunlu bir ahlaktır. 6.5 milyar canız, teniz. Zorla bizi ayrıştırıyorlar, gönül buna razı olur mu hiç?

Biz Alevi"yim demekle Alevi ol(a)mayız,

Müslüman"ım demekle de Müslüman ol(a)mayız…

Bizler Nuh"un gemisini başka yerde aramayalım. Nuh"un gemisi sensin. Nasıl ki Hz. Nuh tufan öncesinde her türden hayvanı gemiye aldı ise, bizde her türlü hayvani duyguları içimize aldık…

Kuran der ki, biz sizi tek bir nefisten yarattık.

O tek nefis Hz. Muhammed"dir.

Yaratılışın gayesi Hz. Muhammed"dir.

Hiçbir zerre yoktur ki Muhammed"siz, Ali"siz olsun.

Ama biz onu (Hz. Muhammedi) bir adam olarak tanıdık.

Hz. Muhammed"e bakarsanız o bütün hayatı kendilerinde cem etmiştir.

Bir çocuk anasının karnında, kucağında sadece dinler...

Ama o çocuk zamanla annesinin, büyüdüğü toplumun, içinde yaşadığı örfün, kültürün rengini alır, onlara teslim olur.

Peygamber Efendimiz “Her doğan Çocuk İslam fıtratı üzerinde doğar. Sonra anası babası onu Mecusi veya Hıristiyan veyahut da Müslüman yapar” der.

İslam fıtratı nedir peki o zaman?

Kavramların içeriğini doğru bilmeden, anlamadan çatışmalar doğurur.

İslam fıtratı; dilinden, dininden… farksız olmak, görmektir…

Önceleri farksız gören bu zihin zamanla boş şeylerle doluyor, kirleniyor…

Anamızın, babamızın dini üzerinde olmamamız lazım.

Hepimiz düşünmeliyiz. Ben neyim?

Nasıl ki bir ağaç küçücük bir tohumda saklı ise, bizim çocuklarımızda küçücük bir tohumda saklıdır.

Allah bizi beğenmiş ve yaratmış. Bize ne oluyor da birbirimizi beğenmiyoruz. Buna hakkımız yoktur ve ne de başkalarının beğenmeme hakkı yoktur.

Tunceli ışık olacak. Anadolu"yu İslamlaştıran Horasan erenleri tekrar burada şahlanacaktır. Burası Anadolu"yu İslamlaştıran horasan erenlerin türbeleriyle doludur.

Bu topraklar şehid kanı ile sulanmıştır.

Peygamber ayrı din getirmemişlerdir. Onlar insanların derununda var olan cevheri ortaya çıkarmışlardır.

Bu cevher nedir?

Bu cevher, zevki ve keyfi arzulara zamanımızı harcamayıp onları ilahlaştırmayıp içimizde uzaklaştırmaktır.

Şayet Kuranı hakkıyla anlamış olsaydık değil birbirimize zarar vermek, bakışlarımızla dahi olsa birbirimizi kırmazdık.

Alevilik dini ne camide, ne cem evinde, ne kilise de alın demiyor. Din sensin, kendi içinde ara.

Dini de, kitabı da, varlığı da, İlahı da kendinden ara.

Alevilik, balçık ile çamur arasındaki insanı alıp Hak ile hem dem etmesidir.” Der ve konuşmasını şu ibretli nükte ile bitirir.

Hasan diye bir talib varmış. Yıkıldı-yıkılacak bir fakirhanesi varmış. Bizim Hasan"ın gönlü şöyle geniş, rahat yaşayacak bir evde. Dede dua ette de şöyle güzel bir eve sahip olayım.

Bir iki derken dede bir gün,

“- Hasso senin var mı ineğin?”

“- Var dede” der talib. Dede ona:

“- Onu al, odaya götür.”

“- Dede olur mu hiç, nasıl inekle beraber yaşayacağız aynı odada” dese de talib dede ona “sen dediğimi yap” der.

Birkaç gün sonra dede

 “- köpeğin var mı?”

Hasan

“-Var” der.

Dede onu da eve taşımasını söyler.

Derken odada inek, köpek, tavuk, kedi, hasan bir arada yaşamaya başlarlar.

Daha sonra dede

“- Hasso ineği dışarı çıkar” der.

Daha sonra köpeği çıkar… derken bütün hayvanları dışarıya çıkartır.

Bütün hayvanlar odadan dışarıya çıkarıldıktan sonra Hasan, odanın boş kaldığını görür.

Ve “meğer bizim fakirhane amma da geniş bir saraymış da bizim haberimiz yokmuş" der.

Aynen öyle de bizlerde gönül evimize; kini, nefreti, düşmanlığı, fitneyi… dolduruyoruz ve onlar da içimizde tepişip duruyorlar. Huzur için onları bir dışarıya atmamız lazım.

Kişiliğini mana ile doyurmayan maddeyle tepişip durmaya mahkûmdur.”

Sevgili okur, halimiz bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir di ki(?)

Panelin son panelisti ise Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Yar idi.

Sayın Yar"dan edindiğim notlar ise şunlardır.

“Dünden bu güne Aleviliği konuşmaktan ziyade aslında yarınki Aleviliği konuşmak gerekiyor.

Tarihte çünkü kavga, çatışma, ayrışma var. Yarınlar daha önemlidir. Bu çatışmaları yarınlara taşımamak lazım.

Kuran insana her şeyi tartışmayı, araştırmayı, üzerinde akl etmeyi tavsiye ederken; bizim bazı dogmalarımız dini, bazı şeyleri tapulaştırıp üzerinde tartışamaz, konuşamaz hale getirmiştir.

Din adına birçokları, kural kaide koyabilmektedirler.

Alevilik bu tür yasaklara aldırmadan yenilikçi bir hareket olmalıdır. Bu gün içinde bulunduğumuz demokrasi anlayışı içinde herkes kendi inancını, kültürünü yaşatabilmelidir.

Her dinin olmazsa olmaz üçayağı vardır.

İnanç, ibadet, ahlak.

Alevilikte inanç boyutu, Hak-Muhammed -Ali diye tecelli eder.

Alevilik her şeye insan merkezli bakmaktır. Cenabı Hak da olgun insan da tecelli eder. Cenab-ı Hakkın bütün isim ve sıfatlarını olgun insan da görmek mümkündür.

Cemlerde dede olgun insanı temsil eder ve bütün insanların dedeye bakması o tecelliyi görmeleri içindir.

İnsanların rızası ve faydası için yapılan her şey ibadettir.

Allahın insanın ibadetine ihtiyacı yoktur, ancak insanın olgunlaşması için ibadete ihtiyacı vardır.

İslam"ın özünde mezhepçilik yoktur. Mezhepçilik daha çok tarihte siyasallaşma sonucu ortaya çıkmıştır.

Dinin siyasallaşması da beraberinde birçok sıkıntı getirdi. Şayet din siyasallaşmasaydı bu kadar sıkıntılar yaşanmazdı.

İslam"ın özünde çoğulculuk vardır.

“İnsanî” olan her şey islamî"dir.

“İnsanî olmayan hiçbir şey de İslamî değildir.

Bizler Hz. Peygamberi tarihe gömdük. Efendimizi günümüze, giyim kuşamıyla, yeme içmesiyle değil; ilkeleri, ahlakı, değerleri ile getirmeliyiz.” Dedi.

Evet, sevgili okurlar! Tunceli panelinde aldığım notları sizlere aktardım.

Bu programı önemsediğimden dolayı da panelistlerin konuşmalarında uzun alıntılar yaptım.

Bu program şunun için önemsiyorum.

Öncelikle Tunceli"de bildiğim kadarıyla bu program bir ilkti.

İkincisi, Aleviliğin İslam dışı olmadığını/olamayacağını, Aleviliğin kalbi sayılan Tunceli"den ilan edildi. Ali Yücel dede, “bu topraklar şehitlerin kanıyla sulanmıştır. Anadolu"yu İslamlaştıran Horasan erleridir. Ve yine ışık burada doğacak yeni erenler çıkacaktır” diyerek aslında değil Aleviliğin İslam dışı görülmesi bilakis Anadolu"nun İslamlaşmasında Aleviliğin ciddi katkıları olduğunu söyledi. Şimdi “Aleviliği İslam dışı olarak görmek yaman bir çelişkidir. Tarihi gerçeklerden uzak olmuş olur.

Üçüncüsü; gerçek, hakikat, hiç de uzaktan görüldüğü gibi, bazı medya organlarınca servis edildiği gibi olmadığını bizzat gördüm. Aleviliği İslam dışı olarak yansıtmak oradaki halkımıza en başta haksızlıktır.

Dördüncüsü, Tuncelili vatandaşlarımızın, dedelerimizin; sevgi, saygı ve her kese insanca yaşam hakkı tanıması gerektiği inancında olduklarını gördüm.

Beşinci, Tunceli halkı ile mülki ve idari amirler arasında çok güzel diyalogların yaşandığını müşahede ettim.

Ahmet Dede, Ali Yüce Dede, genç cevval Kadir Dede, Hüseyin Dede… gibi daha ismini sayamadığım bir çok güzel insanda yayılan sinerji ile, bu şehit kanı ile sulanmış Anadolu toprağımızda daha bir çok Horasan Erenlerinin çıkacağının ümidine kapıldım.

Panel"e yoğun ilgi vardı…

Panel bitene kadar kimse yerini terk etmedi…

Kargaşa, huzursuzluk çıkmadı…

Diyorum ki, iyi ki Kadir Dede bizleri davet etti…

Ve iyi ki davete icabet etmişim…

Yeni canlar, dostlar edindim, güzel insanlar ve güzel insanlardan güzellikler gördüm…

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Mehmet Emin Yağmur
09 Mart 2010 Salı 16:17
Eksik olan tek şey galiba diyaloksuzluk
Gelin oturalım konuşalım. Bakın konuşulunca neler dillere geliyor da kelamlar oluyor.Hocamın Tunceli izlenimleri çok güzel ancak bu yolculuğuna Ankarayı da alsa da oturupta konuşamayanlara derman merhemini sürerekten şifa olunur mu? bilinmez,saygılarımla
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim