• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Malatya : -1 °C
  • Ankara : -2 °C
  • İzmir : 5 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Elazığ : -5 °C
  • Adıyaman : 6 °C

Üç Aylar Ve Zamanın Kutsiliği Üzerine

24.06.2009 14:43
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Allah indinde bütün zaman kıymetlidir. Zamanın kutsiyeti ancak insanoğlu için söz konusu olabilir. İnsanoğlu kendisine verilen hayat sermayesi ile ya cennet bahçelerinden bir bahçe kazanır ya da cehennem çukurlarından bir çukur... Bu ticaret, kazanım ve kaybetme insanoğlunun zamanı değerlendirmesine göre değişiverir. Zarar da yapabilir, kâr da... Bir nevi ticaret... Daha da ötesi imtihan...
Nice üç aylar geçirdik çoğumuz. Üç aylara bir kez daha kavuştuk... Kavuşturana şükür... Şayet yaşadığımız bu üç ayları kendi adımıza bir pazar ve panayır görmeyip, karlı alışveriş yapmamış, yapmıyor isek nerde kaldı zamanın kutsiyeti...
Çoğumuz bir şeyler alırken veya annelerimiz, eşlerimiz mutfak ihtiyaçlarını karşılarken dahi pazarları gözetler, fiyatları yoklar, en uygun fiyatla almaya çalışır. Kutsi ayları “Pazar” olarak görür, fırsat bu fırsat deyip ruh ve gönül dünyamızdaki eksiklerimizi tamamlama adına değerlendirebiliyorsak işte o zaman üç aylar ve kandiller bizim için bir man ifade eder.
Bu gün Regâib Kandili. Nedir Regâib Kandili? Regâib, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, istediğini elde etmeye çalışmak gibi manalara gelen “reğabe” kökünden türemiştir.
Evvela kullandığımız kelimenin manasını çok iyi bilmeliyiz ki ne istediğimizin, ne isteyeceğimizin bilincinden olabilelim. Bu gece neyi istemeliyiz, ne taleb etmeliyiz. İstemek ve taleb etmenin yolu, ihtiyaçlarımızın farkında olmaktan geçer. Ben neyim? Neye muhtacım? Ne eksiğim var? Eksi ve artılarımızı belirleyip ihtiyaç listemizi hazırlayıp “Bana dua edin ki size
icabet edeyim” diyen yaratıcıya sunabilmek lazım...
Üç aylar bizler için bir muhasebe ayı olmalı... “Ne olacak bu Müslümanların, Alem-i İslam"ın hali” şeklinde başkasında başlayan biri muhasebe değil... “Ne olacak bu halim! Yaş otuza, kırka, elliye, atmışa... dayadı. Bu güne kadar ne yaptım? Ne ettim? Yapmam gereken ile yaptıklarım örtüşüyor mu? Vecibeler ve görevler hususunda ne derece gayret gösterdik... Kendi muhasebemizi yapma anıdır üç aylar...
Modern dünya, bize hep başkasına ağlamayı, başkasının cenazesi başında ağıt yakmayı empoze ediyor. Aslolan ise insanın kendi cenazesi başında ağlayabilmesi... Ölmeden önce ölmesi... Ve kendiyle hesaplaşması...
Kendi iç dünyasında yenilikler yap(a)mayan, devrim yap(a)mayan, fetihler gerçekleştir(e)meyen insanın dış dünyada devrim yapması, fetihler gerçekleştirmesi ne mana ifade eder ki? Hatta dışarıda darbe devrim vs. yapmak içten fetihler, devrimler yapmaktan çok çok kolay... Bakınız darbe ve devrim yapıp duranların bir çoğu kendi egosu altında ezilen zavallılardır. Fethi gerçekleştirenler ancak Fatihlerdir, Yavuzlardır ki onların da Onsuz geçen bir anları yoktur. Gerçek Fatih olmanın, Fatih olmaktan öte “kul” olmanın yolu Efendimiz (sav)"in sahabelerin kırılıp döküldüğü çetin bir savaştan dönerken, onların rengi benzini sarartacak şu sözlerinde saklı:
“Küçük cihattan büyük cihata dönüyorsunuz?”
Sahabelerin “bundan daha büyük bir savaş da mı olacak” nevindeki soruya Allah Resulü :
“Evet daha büyük bir savaş var. O da nefsinizle yapacağınız mücadele...”
Üç aylar, kandiller kendini bilen, eksiğini tespit eden, kusur ve günahları için pişmanlık duyan ihtiyaç listesini göz yaşları ile yazıp “Rahman ve Rahim” “Gaffar” ve “Settar” olan O Sultana arz eden kullar için işte böyle er meydanları, altın fırsatlar, kazanma kuşakları...
Bir düşünelim... Bu güne kadar geçirdiğimiz üç yaların her birinde kötü bir hasretimizi terk etme yolunda irademizin kavgasını verseydik ne olurdu halimiz? Bu üç aylardan itibaren böyle bir hedefe kilitlensek fena mı olur? Bütün mesele yaptıklarımızı, ettiklerimizi, kutlamalarımızı sıradanlıktan, adet olmaktan çıkarıp bilinçli bir eyleme dönüştürmektir. Kısacası kültür Müslümanlığından kurtulup gerçek mümin olma yolunda arayışa koyulmaktır...Necip Fazıl"ın;
“Ticaretin tüm ziyan!” diye bir ses rüyada;
Mezarına birlikte girecek şeyi kazan!
Seni gözleyen eşya, bitpazarı dünyada,
Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan.

Minarede “ölü var!” diye acı bir salâ...
Er kişi niyetine saf saf namaz... Ne âlâ!
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...” mısralarına kulak verenler için, zaman kutsiyet kazanır ancak...
Üç aylar ve kandiller uyanışımıza vesile olması dileğiyle...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
hasan
26 Haziran 2009 Cuma 13:54
yerinde bir değerlendirme
nice kandiller gelip geçiyor ancak değişimi hep başkasında ve sinirli gizemli güçlerde beklediğimzide bir türlü değişemiyoruz.
işin edebiyetını yapıyoruz
ruhundan uzaklaşıyoruz.
Böyle olunce da değişim ve gelişim olmuyor.
bence yerinde bir değerlendirme ve guzel bir uslup
herşeyi paraya, menfaate ticarete döken zihinlerin anlayacağı bir dil kullanışmış ki önemli olan mesajın iletilmesidir.
örneklere takılıpda özünü kaçılmamak lazım
Ali Aydoğdu
26 Haziran 2009 Cuma 08:11
Bakış Açısı
Öncelikle Üç ayların ve kavuşmuş olduğumuz Regaib kandilinin vatanımıza, milletimize, islam alemine ve tüm insanlığa hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.Hakkı Yiğit Beyin yazısındaki üç aylar ve Regaib kandiline olan yaklaşımını fikir zenginliği olarak görüyorum.Hedefe bir çok yol gider,Hakkı Yiğit Beyde yazısında bu yollardan birini kullanmış ben bunu ticaret mantığı olarak düşünmüyorum o yüzden yorum yazarken birkişiyi eleştirirken sadece kendi düşüncemiz ve fikrimiz doğrultusunda eleştirip diğer düşünceleri yanlış görmemeliyiz."Bir ayakkabı firması Afrikaya Ayakkabı satışı için temsilci gönderiyor ve gider gitmez ilk tesbitinde firmasına telefon edip sakın buraya ayakkabı göndermeyin burda kimse ayakkabı giymiyor diyor. Firma o kişiyi geri çağırıp başka bir temsilci gönderiyor o da tesbitlerinden sonra hemen telefon idip acele üretime geçin buraya gönderebildiğiniz kadar ayakkabı gönderin çünkü burada kimsenin ayakkabısı yok aykları parçalanıyor,buranın şartlarına göre ayağı serin tutacak ayakkabılar üretin diyor." Hakkı Yiğit Beye samimi bulduğum yazılarından dolayı çok teşekkür ediyorum.
kum tanesi
25 Haziran 2009 Perşembe 18:24
içimizin aydınlanması
Dileğimiz Üç ayların,mübarek günlerin feyzi,bereketi bütün müslümanların,bütün insanların üzerine olsun.
Yalnız bir anlayışı eleştirmek istiyorum. Neden bu günlerin kazançlarını ticaret mantığıyla ele alıyorsunuz.Yani bir tür yıl sonu blançoları gibi şu kadar aktifim, şu kadar pasifim var, çıkarırsam şu kalır gibi.Oysa gönüllere hitab ederek,sonsuz rahmeti olan Yüce Allaha sığınmalarını,sevgi ve insanlıkta derinleşmelerini kulluğun gerçek boyutlarını anlatan örnekler vermiyorsunuz.
Lütfen yanlış anlamayın ,şahsınızı ve mübarek günleri
eleştirdiğimi zannetmeyin. Ben sadece yaklaşım tarzını biraz sığ buluyorum. Yada öyle algıladım.
Şahsınızın ve bütün güncel yazarlarının kandilini kutlarım.Kandilin nuru ile gönüllerimizin genişlemesi dileklerimle.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim