• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Malatya : -9 °C
  • Ankara : -3 °C
  • İzmir : 3 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Elazığ : -7 °C
  • Adıyaman : -2 °C

Okurumun sorularına dair

27.05.2010 02:15
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

OKURUMUN SORULARINA DAİR

“Mürşidi Kâmil Şeyh Ali Kara Efendi” başlıklı yazıma “Mehmet” rumuzuyla (veya gerçek ismi olabilir bilemiyorum) değerli bir okurum bir yorum yapmışlar. Bu okurumu tanımıyorum ancak hassasiyetlerinden ve dikkatli bir okur olduğundan dolayı teşekkür ediyorum zat-ı âlilerine…

Neden sadece Şeyh Ali Kara Efendi için “Mürşidi Kamil” dediğimi; diğer isimlerini zikrettiğim bazı zatlar için bu vasfı neden kullanmadığımı sorguluyor…

Birçok basın kuruluşuna ve basın mensuplarına iletilen davetiye bana da ulaştı. Bir arkadaşımla o davete icabet ettim. Davete katılmış olmaktan yola koyularak gözlem ve düşüncelerimi aktardım. Davette Şeyh Ali Kara Efendi Hazretleri için bu unvan kullanılmıştı. Bendeniz de aynı şekilde hazreti yâd etmeyi uygun gördüm. Benim şeyh-mürid bağlamında bir intisabım yoktur hazrete… Bu belki bizim eksikliğimiz... Ancak ben şuna inanırım ve şunu takdir ederim.  Her müridin, muhibbin kendi şeyhini, üstadını, hocasını en büyük mürşidi kâmil görmeye hakkı vardır; ancak sadece benim şeyhim, hocam en büyüktür, kargadan başka kuş tanımam nevinde demeye ise kimsenin hakkı yoktur…

“En”ler ve “daha”lar gibi üstünlük ifade eden yaklaşım bizler içindir. Yoksa o hazretlerin kendi aralarında olan bir kavga veyahut kendilerini büyük görme, gösterme sevdası, kavgası söz konusu değildir. Hani çocukluğumuzda kendi arkadaşlarımıza çaka atarken “benim babam seni babanı döver, benim babam senin babandan güçlüdür” gibi sözler söylerdik. Bizim gözümüzde babamızdan daha büyük, güçlü kimse yoktu. Bizler babamıza, abimize olan güveni böyle ifade ederken; babalarımız, ağabeylerimiz biz böyle diyoruz diye bir güç gösterme yarışına girmezlerdi, kavga etmezlerdi…

 Bu bizim dünyamızdaki bir tahayyüldü. Ne zaman rüşte kavuştuk, bu gibi sözleri söylemez olduk… Bizim babamıza, abimize olan güvenimizi kaybettiğimiz için bu sözleri terk etmedik; herkesin babasının, abisinin kendi indinden çok değerli ve kıymetli olduğunun hakikatini kavradığımızdan ve bu tür sözlerin çocukça sözler olduğunu fark ettiğimizden dolayı bu sözleri söylemez olduk…

Aynen öyle de hak dostları için kendi aralarında böyle bir bahis söz konusu değil, bizim onlara olan sevgi ve muhabbetimizin, güvenimizin çocukça masum duygular ve güzelim kelimelerle ifadesidir bu unvanlar…

Hem bizim övgü ve yermemizle onların Hak katından dereceleri azalmaz ve çoğalmaz. Ancak Hak dostlarına saygı ve hürmet dinimizin de, örfümüzün de gereğidir… İltifat, saygı ve edepten kusur etmemekle bir şey kaybetmez aksine çok şey kazanırız ancak yermek ve küstahlıkla, saygısızlık ve düşmanlık etmekle çok şey kaybederiz…

Okuyucum “mürşidi kâmiller o kadar çoğaldı ki, ortay çıkan o kadar mürşid var ki, hangisi gerçek mürşid olduğunu nerden bileceğiz?” diye soruyor…

Doğru, zamanımızda sapla samanın çokça karışığı bir hakikat… Ama elimizde Kuran ve Sünnet gibi iki mihenk var… Kuran ve sünnetten en küçük bir inhirafta bulunan hiç kimse mürşid olamaz… Havada uçsa da, su da yürüse de… vesaire… vesaire… Çünkü şeriatsız tarikat batıldır…  Batıl da öyle bir şeydir ki en küçük bir bâtıl şey, nice iyilikleri kirletir. Merkezden az bir inhiraf büyük sapmalara kapı açar… Aynen suya damlatılan bir damla necasetin suyu kirletmesi gibi…

“Hakiki mürşid kimdir” sorusuna? Bu gün her ne kadar ahirzaman da yaşıyoruz desek de hamd olsun bir mürşid değil binlerce mürşid vardır çevremizde… Kişiye Allah"ı hatırlatan herkes bir mürşittir. Huzuruna vardığında sana Allah"ı hatırlatan her şey senin mürşidindir… Bir hak dostu der ki “beni bir kedi irşad etti. Benim mürşidim bir kedidir” der. “Nasıl olur” dediklerinde o der ki “ben bir kedi gördüm (af buyurun) bir fareyi kovalıyordu. Fare deliğine girdi. Kedi o deliğin önünde sabırla bekledi avının çıkmasını bekledi ve avı çıkınca da yakaladı onu. Ve ben onu görünce “bende hakkın kapısında böyle sabırla beklesem mutlaka istediğime nail olacağımı, hakkın rızasını kazanacağımı düşündüm ve öyle yaptım. Hakkın kapısında bir an olsun ayrılmadım…” der.

Hani derler ya “Görenedir görene, köre nedir köre ne?

 “Hangi Gazali"yi ifade etmek istediğime dair soruya gelince Ebu Hamid el Gazali"yi ima etmek istedim. Ama bunlar birer örnekti. Kişiye Allah"ı hatırlatanlara mürşidi kâmil gözüyle bakılınca böyle zatların her birinin ismini saymak ne mümkün… Ben ilk anda zihnime damlayan birkaç isme yer verdim sadece… Yoksa hepsini saymaya ve yazmaya benim ne ilmim ne bilgim, ne de kudretim var…

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin soyadını “Tuna” diye yanlış yazmama ve Menzil Şeyhinin esamesini okumayışıma gelince, Efendim onu da cahilliğime ve dikkatsizliğime bağışlayınız lütfen…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Mehmet
04 Haziran 2010 Cuma 09:39
Fetva Değil ki Yetki Belgesi Lazım Olsun
İhsan Bey! Şayet fetva vermek için iki ton kitap tozunu siz yutmuş olsaydınız itikattaki bir yanlış ile imanın gideceği hususunu sizin de bilmeniz ve bana hak vermeniz gerekirdi. Sanırım sizin yaranıza dokunmuş olmalı sözlerim ki böyle bir yanlışı savunmak için ayrı bir yanlış yapıyorsunuz.
İhsan KALENDER
03 Haziran 2010 Perşembe 23:47
FETVA YETKİSİNİ NERDEN KİMDEN ALDINIZ..?..
Mehmet efendi kardeşim. * İTİKATLARDAKİ YANLIŞ * olgusuyla, İMANIN gideceği yargısına NEREDEN vardınız..?.. Böyle EHİL ve YETKİLİ söylemlerde bulunmak için İKİ ton KİTAP TOZU yutmanız gerekir. İMAN ile İTİKAT farklı olgulardır. DİKKAT ET. Bilmiyorsan danış. TARİKAT ile HAKİKATI fehmet ayıret. Aklılnın ermediği bir konuda sakın FETVA verme. Anlaştık mı..!..
Mehmet
31 Mayıs 2010 Pazartesi 22:34
İki yanlış bir doğru eder mi?
Mehmet Adnan Bey! Mürşidlik ve mürşid-i kamillik konusunda iddialarda bulunan ve bu iddiaları kabul edecek kişilerin itikatlarındaki bir yanlış imanlarını götürecektir. Ondan sonraki bütü yapıp etmeleriniz doğru olsa ne yazar...
Mehmet
31 Mayıs 2010 Pazartesi 19:25
Kaç yanlış bir doğruyu götürsün?
Mehmet Adnan Bey! (Gerçek adınız olduğunu düşünüyorum, ona göre sesleniyorum) Hakkı Yiğit Bey'in Mürşid-i Kamil Şeyh Ali Kara Efendi başlıklı yazısındaki bazı noktalara eleştiriler yazmıştım. Sağolsun beyefendi nazikçe cevap yazmış. Sizin yorumunuzdann benim yaptığım eleştirilerin yersiz olduğu manasını çıkarmalı mıyım bilmiyorum. Ama "üç yanlış bir doğruyu mu götürüyor?" sorusundan "o bilgiler yanlış olsa ne olur" gibi bir manannın çıkması daha kuvvetli. Aslında eleştiri gerekçelerimi uzun bir yazı ile Hakkı Yiğit bey'e mail yoluyla gönderecektim ama sanırım diğer okuyucuların da ihtiyacı olacak.

Gazali ismine itiraz etmemin sebebi, meşhur İmam Muhammed Gazali'nin şeyhlikle, tasavvufla bir alakası olmadığı için mürşid ya da Mürşid-i kamillik iddiası yoktur. Mürşid veya mürşid-i kamil listesinde adı geçmemelidir. Tasavvufi yönü bulunan Gazali, meşhur İmam Muhammed Gazali'nin kardeşi Ahmet Gazali'dir. İkisi arasında bir fark elbette vardır.

Tarihte anıyla sanıyla adını yazdırmış alimlerden ve tasavvufi yönü sebebi ile bağlıları tarafından Mürşid-i Kamil olarak zikredilen Süleyman Hilmi Tunahan'ın isminin daha öce başka bir cemaat görevlisi tarafından da Tuna şeklinde zikredilmesinin farklı bir manası mı var diye merak ettiğim ve herkesin isminin tam olarak kullanılması gerektiği için bahsettim.

Her tarafta şeyh kaynıyor ve her mürid de kendi şeyhini Mürşid-i Kamil olarak kabul ediyor. Örnek, bildiğiniz ve bilmediğiniz bütün cemaat şeyhleri kendilerini mürşid-i kamil diye tanıtırlar. Bağlıları değilseniz böyle bir iddialarının olmadığını söyleyeceklerdir. Benim bu duruma itiraz gerekçem ise şudur:

Örüşkülü Ali Efendi'nin yıllardır müridliğini yapan, bilgili diye gösterilen birisine sorunuz. Peygamber efendimiz s.a.v. mirac hadisesinde Allah'ın misafiri olmak üzere semaları tek tek çıkarken, bir kata çıkamamış, yumuşak bir şeyin üzerine basarak çıkmış. O bastığı şey Abdulkadir-i Geylani hazretlerinin sırtı imiş. (Güya) Bu bilgiyi kimden duyduklarını sorun, öğrenin, gelin burada paylaşın, ben de o kimse hakkında neden mürşid-i kamil diye zikredilmesini eleştirdiğimi açıklayayım.

Bu konudaki üç yanlış değil, bir yanlış kişinin imanını götürür...
memet adnan er
31 Mayıs 2010 Pazartesi 00:25
doğru
üç yanlış bir doğruyumu götürüyor...
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim