• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Malatya : -1 °C
  • Ankara : -5 °C
  • İzmir : 5 °C
  • İstanbul : 2 °C
  • Elazığ : 0 °C
  • Adıyaman : 1 °C

Tezatliklar Yumaği

06.06.2009 09:14
Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Hakkı Yiğit / Malatya Güncel

Günümüz insanını anlamak gerçekten zor.
Biz bize benzeriz...
Biz de anlaşılmayan günümüz insanlarından beri değiliz elbet…
Ne de olsa aynı zamanın çocuğuyuz…
“Neden günümüz insanını anlamak zormuş efendim?” diye sual edecek olursanız derim ki:
Tıka basa yemeden dur(a)mayız da, sonra şişmanlıktan şikayetçi oluruz.
Okumayız ama “başımıza ne geliyorsa cehaletten geliyor efendim...” nevinde bilgiçlik taslamadan geri durmayız.
Medyanın şiddeti körüklediğine, ahlaki değerlerimizi aykırı yayınlar yaptığına, aileyi yıktığına dair gazeller okuruz da yine de şiddet içermeyen film ve dizileri seyretmeye değer bulmayız, müstehcen ve şiddet içermeyen haberleri okumaya değer bulmayız…
Basın yayının günümüzdeki ehemmiyetine dair mangalda kül bırakmayız ama iş sahip çıkmaya, kontrol etmeye gelince “efendim zaten okuyamıyoruz da... Alıp da ne yapacağız....” deriz.
Zamanımızın yokluğundan şikayetçi oluruz ama, TV başında geçen saatlerin haddi hesabını bilmeyiz.
Saatlerce konuşuruz ama bir iki satır yazma adına elimize kalem almayız...
Büyümek isteriz ama yaşlanmayı hele hele ölmeyi hiç düşünmeyiz.
Doğum günü kutlarız, bir yaşımıza girmenin mutluluğunu cümle alem ile paylaşmak isteriz ama ölüme bir adım daha yaklaştığımızı öğrenmeyi istemez, hele hele kulağımıza bir yıl daha yaşlandığımızın fısıldamasına tahammül edemeyiz.
Evlenip mutlu bir hayat yaşamak isteriz ama daha ilk adımda mutsuzluk doğuracak, sinirleri bozacak istek ve talepler listesini oluşturmaktan, “bunlar olmadan, alınmadan, döşenmeden asla...” demekten geri durmayız.
“Efendim önemli olan huy güzelliği, ahlak güzelliğidir. Ne yapacaksın fiziki güzelliği” deyip herkese ahkam kesip akıl öğretiriz, nasihat ederiz ama iş kendimize gelince güzel avcısı kesilir, hiç kimseyi beğenmez, hele hele aynaya hiç bakmayız.
Büyüklerimizi sevip saymamız gerektiğini her zaman dillendiririz ama, “anası yanında yaşayan oğlana kızımızı vermeyiz...”
Acele işe şeytan karışır, sabırlı olmak lazım telkinleriyle çocuklarımızı yetiştiririz ama trafikte iken satı ışığın yanmasıyla kornaya asılıveririz.
Şişmanlığın, her türlü hastalığın müsebbibi, basiret ve idrakin zakkumu; tembelliğin, miskinliğin, unutkanlığım müsebbibi olduğunu biliriz ama yine de yaşamak için değil de yemek için yaşarız adeta…
Fazla kilolarımızı atmak için spor, sabah yürüyüşlerine çıkarız; yürürken dahi, spordan dönerken dahi yine de yolda bir şeyler atıştırırız…
Spor yapmanın, yürüyüş yapmanın faydası üzerine konuşuruz da, bağımızda bahçemizde bir iki saat çalışmayı zül sayarız…
Ben ki kocaman müdürüm, amirim.... Nasıl böyle işlerde çalışırım. Çağırırım bir hamal, bir işçi yapıversin der, bir evlek kadar alana neredeyse bir bahçıvan tutar da sabah saatlerinde yürüyüşe ayırdığı zaman dilimimi, spor nevinde de olsa çalışmaya ayırmayız.
Zaman yokluğunda şikayetçi olup da eş dostlarına, ailesine, ibadete zaman ayıramayan biz kullar, ne hikmetse fazla kilolardan kurtulmak için zayıflamak için onca zamanı bulabiliyorlar…
Asrımızın hastalığı şişmanlı deriz, misafir umduğunu değil bulduğunu yer deriz ama hanım o gün pasta börek yapmaya müsait olmadığından dolayı misafir kabul etmeyiz…
Günümüz insanının zayıflamak için harcadığı sermaye ve zamanın en az bir o kadarını da sofra başında geçirmesidir. Bu kadar zamanını Kuran ezberlemeye ayırsa hafız, ticarete ayırsa iyi bir iş adamı, kabiliyetlerini inkişafta kullansa sanatkâr, ilim yolunda kullansa ikinci, üçüncü diplomaya sahip olması elden bile değil.
Tezatlıklar... tezatlıklar... Anlamak mümkün değil..
Her kes için mi bu böyle?
Çok az istisnalar hariç, maalesef böyle...
“Dünyanın hali böyle işte, biz mi değiştireceğiz... Aman...” deyip geçebiliriz belki.
“Dünyayı değiştiremezsem de kendimi de değiştiremem mi acaba?” deyip irademizin kavgasını vermeye koyulabiliriz de....
Tercih bizim...
Unutmayalım ki, büyük liderler ve tarihe mal olan insanlar işe hep kendilerini değiştirmekle başlamışlardır…
Bilinçsiz hareket etmekle tezatlıkların ağından kurtulamıyoruz yakamızı... Rüzgara kapılan yaprak gibiyiz...
Gece uykusu kaçan bireyin okumaya, ibadete yönelip sabahladığı bir anlayıştan, hayat felsefesinden; uykusu kaçınca mutfağın, dolabın yoluna tutan insanlar modelinin türediği bir dünyaya, yaşama doğru bir yöneliş, gidişat mevcut...
Bu gidişat hayra alamet mi?
Bana kalırsa, hayır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
sezai kara
07 Haziran 2009 Pazar 20:15
VAHHAB
Hakkı bey ne yani sabahları yürüyüşlere çıkmak haram mı ortalık almış başını gidiyor. eşofmanımızı giyip spora gidip dönüşte hafif bir kahvaltıda mı yapmayalım harammı bunlar. bence artık müslümanların bu fikirleri aşması gerek.kardeşim dinimiz hep ömür boyu hiçbir işle meşgul olmadan 24 saat cami kenarlarında durup hayattan uzak kalarak ibadeti mi bize emrediyor. bir tane diploma alan ne yapabiliyor ki ikinciyi alıp da ne yapsın. TEZATSIZ BİR HAYAT MÜMKÜN MÜDÜR EYYYY İMAM
kum tanesi
07 Haziran 2009 Pazar 20:02
Bilgi üretimi ve norm yoksa kaçınlmaz
Yazılanlar tamamen doğru,hani derler ya;eksiği var fazlası yok.Üç aşağı,beş yukarı hepimiz böyleyiz.
Yani bu tam bizim fotoğramız.Ancak; neden böyleyiz, neden hayatımızı tezatlar üstüne kuruyoruz asıl soru bu.
Bence nedeni;her konuda bilgi fukarasıyız,açıkçası cahiliz.Herhangi bir konuda kendimize ait norm(dini dünyevi) koyacak bilgiden yoksunuz; okumuşumuzda, okumamışımızda böyle. (İtiraz eden okumuş görünenle,okumamış sayılanların aralarındaki sohbette konuşulan konulara bakabilir fazla fark göreceğini sanmıyorum.)
Hayat boşluk kabul etmez derler, bir toplumda bilgi üretilmiyorsa, yaşantınıza ait normda koyamazsınız demektir. Buda dışınızda gelen bütün tesirlere açıksınız anlamına gelir. Olanda bu; en basit bir saçmalık insanları peşinden sürüklüyor.Çünkü moda olmuştur bir anda.
Cehaletin en öne çıkan vasfıda malum taklit. Bizde birbirimizi taklit ederek; ama illada bütün kusurları başkalarında görerek (herbirimiz sütten çıkmış ak kaşık durumunundayız zaten) yuvarlanıp gidiyoruz.Yada birileri istediği gibi yuvarlıyor.
mütalaa
06 Haziran 2009 Cumartesi 18:41
nasihat gerek te kime?
Bence yazınızda eksiklikler mevcut hakkı bey, sadece yemekten ve ibadetten bahsetmişsiniz tamam elbette ibadet bizim için mutlaka yapılması gereken bir vazife ancak şu anda cemaat denilen kesimlerin yemelerine içmelerine bir bakın allahaşkına,komşusu aç yatarken elinde tavalarla gelmek mübahmıdır, ayrıca etrafımıza bakıyoruz bir okuyucumuzun da dediği gibi alnı secdeden kalkmayanlar rüşvetcilerin, adam kayıranların başında geliyor, bir cemaat ayağı tutturulmuş gidiyor ama binbir türlü de pisliğin içindeler, peki bunlara ne diyeceksiniz hocam, bence biraz bu kesime nasihat verin, saygılar
444
06 Haziran 2009 Cumartesi 13:25
tezatlar çelişkiler
Hakkı bey iyi hoş yazmışsınız da biraz da alnını secdeden kaldırmayan ama her türlü üç kağıtcılığı yapanlardan da bahsetseniz ve hatta sürekli cemaat toplantılarında yenilen içilenden bahsetseniz,hakkaten çok haklısınız hep çelişki hep çelişki...
M.Emin YAĞMUR
06 Haziran 2009 Cumartesi 13:02
Hepimizin ihtiyacı var
Okumaya,İbadete ve bedenen bağımızda bahçemizde,biryerlerde çalışmaya çok ihtiyacımız var
Sabah namazı sonrası yatmaya ihtiyacımız yok, Saatlarce Tv başında, kahvehanelerde, boş yerlerde durmaya hiç vaktimiz yok.. Gelin Hakkı hocamızın bu güzel yazısını kendimize rehber edinerek
Haydin okuyalım.. Çalışalım.. İbadet edelim, tüketen yanında değil Üreten yanında olalım. Saygılarımla!....
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Malatya Güncel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Mobil 0542. 238 20 26 whatsapp 7/24 0542. 238 20 26 MalatyaGüncel.com İhlas haber Ajansı | Haber Yazılımı: CM Bilişim